Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Allah’ın nebileri: Şuayb, Yusuf, Eyyub, Yunus, Musa, İlyas, Elyasa’, Zilkifl, Davud, Süleyman, Zekeriyya, Yahya, İsa ve Muhammed’in -Allah’ın salat ve selâmı onların üzerine olsun- mertebeleri nelerdir?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Hak Tebâreke ve Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de nebilerin bir
kısmını diğerine üstün kıldığını
bize haber vermiştir.

Nitekim Allah -azze ve celle- bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَنْ فِي
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ
وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُوراً )) [ سورة الإسراء الآية: 55 ]

“(Ey Nebi!) Rabbin,
göklerde ve yerde olan
herkesi en iyi bilir. Andolsun
ki biz, peygamberlerin bir
kısmını bir kısmına (kendisine îmân
edenlerin çokluğu ve ona kitap indirmekle) üstün
kıldık ve Davud’a da Zebur’u verdik.” (İsrâ Sûresi: 55)

Ümmetin âlimleri, rasûllerin nebilerden daha
fazîletli oldukları konusunda ittifak etmişlerdir. Rasûller de
fazîlet açısından kendi aralarında birbirinden
farklıdırlar.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا
بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ
دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ
الْقُدُسِ وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ
مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَـكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُمْ مَنْ آمَنَ
وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَـكِنَّ اللهَ
يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ )) [ سورة البقرة الآية: 253 ]

 “İşte bu elçiler; onlardan bir kısmını bir
kısmına üstün kıldık. Onlardan (Musa ve Muhammed -aleyhimasselâm- gibi) Allah’ın
kendileriyle konuştuğu ve (Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem- gibi) derecelerle yükselttiği vardır.
Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik.

Eğer Allah dileseydi,
bunların (rasûllerin) arkasından
gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra
birbirlerini öldürmezlerdi.Fakat
ayrılığa düştüler. Onlardan kimisi îmân etti (îmân üzere sâbit kaldı), kimisi de inkâr etti (inkârda ısrar etti). Yine
Allah dileseydi, (onlar ayrılığa
düştükten sonra) birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat Allah dilediğini
yapar (dilediğini
kendisine itaat ve îmânda muvaffak kılar, kimisini de yüzüstü
bırakıp inkâr etmesini sağlar).” (Bakara Sûresi: 253)

Rasûl ile nebi arasındaki fark konusunda (5455)
ve (11725) nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.

Sonra rasûl ve nebilerin en fazîletlileri
sırasıyla şu beş kimsedir:

–         

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-.

–         

Nuh -aleyhisselâm-.

–         

İbrahim -aleyhisselâm-.

–         

Musa -aleyhisselâm-.

–         

İsa -aleyhisselâm-.

Bunlar, Ulu’l-Azm[1] (Azim
sahibi kimseler) olarak bilinen beş elçidir.

Nitekim Allah Teâlâ bunlar hakkında şöyle
buyurmuştur:

((فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُوْلُوا
الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ
مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ
يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ )) [ سورة الأحقاف الآية: 35 ]

“(Ey elçi!) O halde azim sahibi elçilerin sabrettikleri
gibi sen de (seni yalanlayan kavminin eziyetine) sabret. Onlar(a bir
an önce azabın gelmesi) için acele etme.
Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki
dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını
sanırlar. Bu (onlara ve başkalarına)
bir duyurudur. Artık
(Allah’ın emrinden) çıkmış
olan topluluktan başkası helâk
edilir mi?” (Ahkâf Sûresi: 35)

Ulu’l-Azm (Azim sahibi kimseler) olarak bilinen bu
rasûllerin isimleri Kur’an-ı Kerim’de iki âyette geçmiştir:

Allah Teâlâ, Âhzâb Sûresi: 7. âyette onlar
hakkında şöyle buyurmuştur: 

(( وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ
النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى
وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقاً غَلِيظاً )) [ سورة
الأحزاب الآية: 7 ]

“(Ey Nebi! Hatırlar mısın?) Biz,
nebilerden (risâleti tebliğ edeceklerine dâir) söz
almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem
oğlu İsa’dan da (söz almıştık). Biz, onlardan
(risâleti tebliğ ederek emâneti yerine getireceklerine ve birbirlerini
tasdik edeceklerine dâir) kesin bir söz almıştık.” (Ahzâb
Sûresi: 7)

Allah Teâlâ, Şûrâ Sûresi:13 âyette ise şöyle buyurmuştur: 

 (( شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ
نُوحاً وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ
وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ
عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَنْ
يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ يُنِيبُ )) [ سورة الشورى الآية: 13 ]

“(Ey insanlar! Allah’ı birlemek ve O’na
itaat etmek sûretiyle) ‘Dîni ayakta tutun ve onda ayrılığa
düşmeyin’ diye Nûh’a (tebliğ etmesini) tavsiye ettiğini,
sana vahyettiğimizi, İbrahim’e,
Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi, Allah size dîn kıldı. Fakat senin kendilerini
çağırdığın şey (Allah’ı birlemek ve ibâdeti yalnızca O’na hâlis
kılmak), müşriklere
ağır geldi. Allah, onun (tevhîd) için dilediğini seçer.
İçtenlikle kendisine yönelenleri de ona ulaştırır.” (Şûrâ Sûresi: 13)

Allah Teâlâ’nın, bir kısmını
diğer bir kısmına üstün kıldığı nebi ve
rasûlleri, üstünlük gerektiren birtakım meziyetler (hususiyetler) ile
ayrı tutmuştur.

Kurtubî, tefsirinde bu konuda şöyle der:

“Nebi ve rasûllerin bir kısmının
diğer bir kısmına üstün
kılındığını söylemek, ancak onlara
bahşedilen fazîletler ve verilen vesîleler sebebiyledir.”
(“Kurtubî Tefsiri”, c: 3, s: 249)

Bu sebeple Allah Teâlâ, Nuh -aleyhisselâm-‘ı
yeryüzüne gönderilen ilk elçi olmakla üstün kılmış ve onu
çok şükreden bir kul olarak adlandırmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ Nuh -aleyhisselâm- hakkında
şöyle buyurmuştur:

(( ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ
نُوحٍ إِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً )) [ سورة 
الإسراء الآية: 3 ]

“(Ey kendilerini) Nûh
ile birlikte (kurtarıp gemide) taşıdıklarımızın
çocukları! (İbâdette Allah’a ortak koşmayın, O’nun
nimetlerine şükredin ve Nuh’u örnek alın!) Gerçek şu ki,
o (kalbi, lisanı ve bütün azalarıyla) çok şükreden bir
kuldu.” (İsrâ Sûresi: 3)

– Allah Teâlâ, İbrahim -aleyhisselâm-‘ı
yakın dost edinmekle üstün kılmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَمَنْ أَحْسَنُ دِيناً مِمَّنْ
أَسْلَمَ وَجْهَهُ ِللهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفاً
وَاتَّخَذَ اللهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً )) [ سورة النساء الآية: 125 ]

“İyilik
yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine uyan kimsenin
dininden daha güzel dinli kim olabilir? Allah,
(kulları arasından) İbrahim’i
yakın dost
edindi.” (Nisâ Sûresi: 125)

– Yine
Allah
Teâlâ, İbrahim -aleyhisselâm-‘ı insanlara önder olmakla üstün
kılmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ
رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَاماً
قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لاَ يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ )) [ سورة
البقرة الآية: 124 ]

“(Ey Nebi!
Hatırlar mısın?) Hani Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle
sınamış, o da onları tam olarak yerine getirmişti.
(O zaman Allah İbrahim’e): Ben, seni insanlara
önder kılacağım. İbrahim: Soyumdan da (önderler
yap, ya Rabbi!) deyince (Allah:) Zâlimler benim ahdime erişemez (zâlimler,
dînde önderlik elde edemezler) buyurmuştu.” (Bakara
Sûresi: 124)

– Allah Teâlâ, Musa -aleyhisselâm- ile konuşmakla
üstün kılmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( قَالَ يَا مُوسَى إِنِّي
اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالاَتِي وَبِكَلاَمِي فَخُذْ مَا آتَيْتُكَ
وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ )) [ سورة الأعراف الآية: 144 ]

“(Allah:) Ey Musa! Sana
verdiğim risâletim ve seninle (aracısız) konuşmamla
seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al (emir ve yasaklarımı alıp ona göre
hareket et) ve şükredenlerden ol, dedi.” (A’râf Sûresi: 144)

– Allah Teâlâ, Musa -aleyhisselâm-‘ı kendisi için
seçmekle üstün kılmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي )) [
سورة طه الآية: 41 ]

“(Ey Musa! Bu nimetleri sana
vermek, risâletim için seni seçmek, benden tebliğ etmen, emir ve
yasaklarımı yerine getirmen için) seni kendim için seçtim.” (Tâhâ
Sûresi: 41)

– Allah Teâlâ, Musa -aleyhisselâm-‘ı gözünün
önünde yetiştirilmekle üstün kılmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

((… وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ
مَحَبَّةً مِّنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي )) [ سورة طه من الآية: 39 ]

“…
Sana da ey Musa! (İnsanlar
arasında) sevilesin ve gözümün önünde yetiştirilesin diye
kendimden sana bir sevgi bıraktım.” (Tâhâ Sûresi: 39)

– Allah Teâlâ, İsa -aleyhisselâm-‘ı
Allah’ın elçisi, Meryem’e ilkâ ettiği ve “Ol” deyip hemen
oluveren sözü, yarattığı ruhlardan birisi olma ve
beşikte iken insanlarla konuşma gibi meziyetlerle üstün
kılmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

(( يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ
تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ وَلاَ تَقُولُواْ عَلَى اللهِ إِلاَّ الْحَقِّ إِنَّمَا
الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى
مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَآمِنُواْ بِاللهِ وَرُسُلِهِ وَلاَ تَقُولُواْ ثَلاَثَةٌ
انتَهُواْ خَيْراً لَكُمْ إِنَّمَا اللهُ إِلَـهٌ وَاحِدٌ سُبْحَانَهُ أَن يَكُونَ
لَهُ وَلَدٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَفَى بِاللهِ
وَكِيلاً )) [ سورة النساء الآية: 171 ]

“Ey
Kitap ehli! Dîniniz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah hakkında
ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak
Allah’ın elçisi, Meryem’e ulaştırdığı  kelimesi (‘Ol’ sözü) ve O’ndan (Allah’ın yarattığı)
bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine îmân edin; ‘(Allah) üçtür’
demeyin.(İsa ve annesini Allah’a ortak koşmayı) bırakırsanız,
bu sizin için daha hayırlıdır. Allah, ancak bir tek
ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktir. Göklerde ve yerde ne varsa
hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisâ Sûresi: 171)

Nebiler başka bir yönden de birbirlerinden
üstün olmaktadırlar:

Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye
-Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Hakikatte nebilerden kimisi kral olabilir. Çünkü
nebi için üç hal vardır:

– Yalanlanan, kendisine îmân ve itaat edilmeyen nebi olmasıdır
ki bu, kendisine mülk (sulta/krallık) verilmeyen nebidir.

– Kendisine itaat edilen nebi olmasıdır ki bu,
mülk (sulta/krallık) verilen nebidir. Fakat sadece kendisine emredileni
emrediyorsa,bu takdirde o, kendisine mülk verilmeyen kul olan bir elçidir.

Eğer kendisine mübah olan istediği şeyleri
emrediyorsa, bu tadirde o, kral konumundadır.

Nitekim Süleyman -aleyhisselâm- için şöyle
denmişti:

(( هَذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ أَوْ
أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ )) [ سورة  ص الآية:
39 ]

“(Ey Süleyman!) İşte
bu (büyük mülk), bizim
ihsanımızdır. Artık sen (dilediğine) ver ya da verme, bu konuda sana hesap
sormak yoktur (dedik).” (Sâd Sûresi: 39)

Burada mülk, kul olan elçi için ayrılan hissedir.

Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e şöyle
denilmiştir:

“(Ey Muhammed!) Kul
olan bir elçi mi, yoksa kral olan bir nebi mi olmak istersin? (İkisinden
birisini seç!)”

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in durumu,Allah
tarafından desteklenen, kendisine itaat edilen ve tâbi olunan kul bir elçi
olmasıdır.Kendisine itaat edilen
olmasının faydası; kendisine tâbi olan kimsenin
kazandığı ecrin bir benzerinin de ona verilmesidir ki
böylelikle bütün yaratılanlar ondan faydalansınlar, onun
vesilesiyle merhamet olunsunlar ve o şey onlara merhamet etsin. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- âhiretteki nasibi ve ecri eksik olmasın diye kral
olmayı seçmemiştir. Oysa kral olsaydı, başkanlık ve
mülk elinde olur ve bunlardan faydalanabilirdi.

Kul olan elçi,
Allah Teâlâ katında kral olan
nebiden daha üstündür. Bunun içindir ki Nuh, İbrahim, Musa ve Meryem
oğlu İsa’nın konumları, Davud, Süleyman ve Yusuf’tan daha
üstün olmuştur -Allah’ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun-.”
(“Mecmû’u’l-Fetâvâ”; c: 34, s: 35)  
  

Nebilerin, Allah Subhânehu
ve Teâlâ katındaki mertebelerini bu
şekilde nitelendirmemiz mümkündür. Buna göre Allah Teâlâ katında mertebesi
en kıymetli olanlar; Ulu’l-Azm olarak bilinen rasûllerdir. Ulu’l-Azm’in en
kıymetlisi ise; Peygamberimiz
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘dir.

Nitekim Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

(( أَنَا سَيِّدُ
وَلَدِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَأَوَّلُ مَنْ يَنْشَقُّ عَنْهُ الْقَبْرُ،
وَأَوَّلُ شَافِعٍ ، وَأَوَّلُ
مُشَفَّعٍ.)) [ رواه مسلم ]

“Ben,
kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak (haşrolunmak
için kabrinden ilk çıkacak)
olan benim, ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan
da benim.” (Müslim; hadis no: 2278)

Bu zikredilen isimlerin dışında
sıralama ve fazîlet yönünden birbirinden üstün kılınan
nebiler hakkında Allah’ın kitabı ve elçisi
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetinde herhangi bir delil gelmemiştir.

Müslümanın, böyle bir şeyi talep etmek ve
onun hakkında araştırma yapmak için kendini zorlamasına gerek
de yoktur.Bu sebeple ilim ehli, akide ve sünnetin esasları konusunda yazmış
oldukları kitaplarında böyle bir şeyi
zikretmemişlerdir.

Daha fazla bilgi edinmek için, (7459) ve (10669)
nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz. 

Allah Teâlâ
en iyi bilendir.