Bizler oruçlu iken iftar edeceğimiz zaman duâ edeceğimiz duâ hangisidir?
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Ömer
b. Hattab -Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:
(( كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى
اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا أَفْطَرَ قَالَ: ذَهَبَ الظَّمَأُ، وَابْتَلَّتِ
الْعُرُوقُ، وَثَبَتَ الْأَجْرُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ.)) [ رواه أبو داود والدار
قطني وقال ابن حجر في التلخيص الحبير: قال الدار قطني: إسناده حسن ]
“Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- iftar ettiği
(orucunu
açtığı) zaman şöyle
derdi:
–
(Kuruluğun gitmesiyle) susuzluk gitti; damarlar
ıslandı, (yorgunluk ortadan kalktı ve) Allah’ın izniyle ecir sâbit oldu.”
(Ebu
Davud; hadis no: 2357. Dâre Kutnî; hadis no: 25. İbn-i Hacer, ‘Telhîsu’l-Habîr’,
(2/202)de şöyle demiştir: Dâre Kutnî dedi ki: Hadisin
isnâdı hasendir.)
(( اللَّهُمَّ
لَكَ صُمْتُ، وَعَلَى رِزْقِكَ أَفْطَرْتُ.)) [ رواه أبو داود]
“Allahım! Senin için oruç
tuttum ve senin rızkın üzerine orucumu açtım.” (Ebu
Davud; hadis no: 2358)
Hadisine
gelince, bu hadis, mursel hadistir. Dolayısıyla zayıftır.
Nitekim
Elbânî, “Ebu Davud’un Zayıf Hadisleri”, hadis no: 510’da hadisin
zayıf olduğunu belirtmiştir.
İbâdetlerden
sonra yapılan duânın dînde büyük bir aslı (temeli) vardır.
Örneğin
farz namazlardan ve hac menâsikini edâ ettikten sonra yapılan duâlar gibi.
Oruç
ibâdeti de -Allah’ın izniyle- bu duâların dışına
çıkmaz.
Nitekim Allah Teâlâ, bu mübârek ayda duânın önemine
delâlet etmesi için oruçla ilgili âyetler arasından duâ âyetini
zikretmiş ve mü’minleri duâ etmeye teşvik ederek şöyle
buyurmuştur:
(( وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي
فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي
وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ )) [ سورة البقرة الآية: 186 ]
“(Ey Nebi!) Kullarım sana benden
sorarlarsa, şüphesiz ben, onlara yakınım. Bana duâ edenin, duâ
ettiği zaman, duâsını kabul ederim. O halde, onlar da benim dâvetimi
kabul etsinler ve bana inansınlar. Ola
ki doğru yolu bulurlar.” (Bakara Sûresi:
186)
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet
etsin- bu konuda şöyle demiştir:
“Allah Teâlâ, kullarına yakın olduğunu ve duâ eden
kimsenin duâ ettiği zaman duâsına icâbet edeceğini haber
vermiştir.İşte bu, kullarının Rabbi olduğuna, onlara
istediklerini vereceğine ve duâlarına icâbet edeceğine dâir Allah Teâlâ’nın
onlara bildirmesidir.Allah Teâlâ, eğer onlar kendisine duâ ederlerse, kendisinin rububiyetine
îmân etmiş olduklarını haber vermiş, daha sonra da onlara
iki şeyi emrederek şöyle buyurmuştur:
((… فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي
وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ ))
“… O halde, onlar da benim dâvetimi
kabul etsinler ve bana inansınlar. Ola
ki doğru yolu bulurlar.” (Bakara Sûresi:
186)
Birincisi:
İbâdet ve yardım dileme gibi, onlara emrettiği konularda
kendisine itaat etmeleridir.
İkincisi:
O’nun Rububiyetine ve uluhiyetine îmân etmeleri, kendisinin, onların
ilahı ve Rabbi olduğuna inanmalarıdır. Bunun içindir ki
şöyle denilmiştir:
Duânın
kabul olunması; sahih itikad ve kâmil itaat ile mümkün olur. Çünkü
Allah Teâlâ duâ âyetini şu sözüyle bitirmiştir:
((… فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي
وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ ))
“… O halde, onlar da benim dâvetimi
kabul etsinler ve bana inansınlar. Ola
ki doğru yolu bulurlar.” (Bakara Sûresi:
186)” (“Mecmû’ul-Fetâvâ”; c: 14, s: 33)
