Ben, kesin olarak inanıyorum ki, Allah’ın elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in elçilerin (peygamberlerin) en fazîletlisidir.
Peki Kur’an veya sünnette bunu teyid eden bir delil gelmiş midir?
Bir âyette Allah Teâlâ:”Biz,O’nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz” buyurmuştur.
Soruma vereceğiniz cevabınız için şimdiden teşekkür ederim.
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
Birincisi:
Allah Teâlâ buyuruyor ki:
((…لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ
رُسُلِهِ…)) [ سورة البقرة من الآية: 285)
“…Biz, O’nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz…” (Bakara
Sûresi: 285)
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- bu âyetin tefsirinde
şöyle demiştir:
“Mü’minler, bütün nebi ve rasûlleri, Allah’ın kulları
olan nebi ve rasûllere indirilen kitapları tasdik ederler ve onların
hiçbirini diğerinden ayırt etmezler. Dolayısıyla mü’minler,
onların bazılarına inanıp bazılarını inkâr
etmezler. Aksine mü’minlere göre bütün nebi ve rasûller, -kimisi,
diğerinin şeriatını nesh etmiş olsa da- sözünde sâdık,
iyilik sever, kemâle ermiş, doğru yolu bulmuş ve insanları iyilik
yoluna çağıran kimselerdir. Nihayet nebi ve rasûllerin hepsinin
şeriatları, nebi ve rasûllerin sonuncusu ve onun şeriatı
üzerine kıyâmetin kopacağı Muhammed -sallalahu aleyhi ve
sellem-‘in şeriatıyla nesh olunmuştur.” (İbn-i Kesir
Tefsiri; c: 1, s: 736)
Nebi ve rasûllerin birbirinden üstün oluşlarına
gelince, Allah -azze ve celle- bunu bize haber vermiş ve şöyle
buyurmuştur:
(( تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا
بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ
دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ
الْقُدُسِ … )) [ سورة البقرة من الآية: 253 ]
“İşte
bu elçiler; onlardan bir
kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan (Musa ve Muhammed -aleyhimasselâm- gibi) Allah’ın
kendileriyle konuştuğu ve (Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem- gibi) derecelerle yükselttiği vardır.
Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik…”
(Bakara
Sûresi: 253)
Allah Teâlâ, elçilerden kimisinin diğerinden derece
bakımından yukarıda olduğunu haber vermiştir. Bunun
içindir ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ulu’l-Azm olarak bilinen
rasûllerden olmuştur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
(( وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ
النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى
وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقاً غَلِيظاً )) [ سورة
الأحزاب الآية: 7 ]
“(Ey Nebi! Hatırlar mısın?) Biz,
nebilerden (risâleti tebliğ edeceklerine dâir) söz
almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem
oğlu İsa’dan da (söz almıştık). Biz, onlardan
(risâleti tebliğ ederek emâneti yerine getireceklerine ve birbirlerini
tasdik edeceklerine dâir) kesin bir söz almıştık.” (Ahzâb
Sûresi: 7)
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- nebi ve rasûllerin
en fazîletlisidir. Nitekim İsrâ gecesinde onlara imam olması buna
delâlet eder.Çünkü imamlık etmesi için en fazîletli olan kimse öne
geçirilir.
Yine Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
onların en fazîletlisi olduğuna delâlet eden Ebu Hureyre’nin -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu hadiste Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( أَنَا سَيِّدُ
وَلَدِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَأَوَّلُ مَنْ يَنْشَقُّ عَنْهُ الْقَبْرُ،
وَأَوَّلُ شَافِعٍ ، وَأَوَّلُ
مُشَفَّعٍ.)) [ رواه مسلم ]
“Ben,
kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak (haşrolunmak
için kabrinden ilk çıkacak)
olan benim, ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan
da benim.” (Müslim; hadis no: 2278)
İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin- Sahih-i
Müslim’in Şerhi’nde şöyle demiştir:
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
(( أَنَا سَيِّدُ وَلَدِ آدَمَ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ، وَأَوَّلُ مَنْ يَنْشَقُّ عَنْهُ الْقَبْرُ، وَأَوَّلُ شَافِعٍ ،
وَأَوَّلُ
مُشَفَّعٍ.))
[ رواه مسلم ]
“Ben,
kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim. Kabri ilk açılacak
(haşrolunmak
için kabrinden ilk çıkacak)
olan benim, ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan
da benim.”
el-Heravî -Allah
ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
‘Seyyid (efendi); iyilikte kavmini geçen kimsedir.’
Başkası şöyle demiştir:
‘Seyyid; belâ
ve musibet anında kendisine sığınılan, kendisine
sığınanların işlerini gören, onların sıkıntı
ve zorluklarına tahammül gösteren kimsedir.’
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in dünya ve âhirette Âdem oğlunun
efendisi olduğu halde: “Ben,
kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim…” demesine gelince, burada kıyâmet günü ile
sınırlı tutmasının sebebi şudur: Dünyada iken
kâfirlerin kralları ve müşriklerin liderlerinin karşı
çıkmalarının aksine, kıyâmet gününde O’nun efendiliği
herkes tarafından açık-seçik görülecek, O’nun efendiliğine
karşı çıkan ve direnen hiç kimse olmayacaktır.
Âlimler
şöyle demişlerdir:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-: “”Ben, kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim…” bu sözünü övünmek için
söylememiştir.Aksine Müslim’deki hadisin
dışındaki meşhur
hadiste övünmeyi açıkça reddetmiş ve şöyle
buyurmuştur:
(( أَنَا
سَيِّدُ وَلَدِ آدَمَ وَلَا فَخْرَ ))
“Ben,
Âdem oğlunun efendisiyim. Bunu söylemem
övünmek değildir.”
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- bu sözü sadece şu iki sebepten dolayı söylemiş
olabilir:
Birincisi:
Allah Teâlâ’nın:
(( وَأَمَّا
بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ )) [ سورة الضحى الآية: 11 ]
“(Ey Nebi!) Rabbinin nimetine gelince;
işte onu anlat da anlat.”
(Duhâ Sûresi: 11)
Emrini yerine getirmek içindir.
İkincisi:
Ümmetinin kendisini tanıması, kendisine inanması,
bu inanç gereğince amel etmesi ve mertebesinin gereğini
Allah Teâlâ’nın onlara emri uyarınca
saygı duyması için O’nun ümmetine tebliğ etmesi gerekeni beyan
etmek içindir.
Bu hadis, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bütün yaratılanlardan
üstün olduğuna bir delildir. Çünkü Ehl-i sünnet ve’l-cemaat;
Âdem oğlunun yani taat ve takvâ ehlinin, meleklerden daha fazîletli
olduğu görüşündedir. Bu sebeple Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âdem oğlunun ve diğer bütün yaratılanların
en fazîletlisidir.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in:
(( لَا تُفَضِّلُو
بَيْنَ الْأَنْبِيَاءِ.))
“Nebileri birbirinden üstün tutmayın!”
Hadisine şu beş şekilde cevap vermek
mümkündür:
Birincisi:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu sözü, Âdem oğlunun efendisi
olduğunu bilmeden önce söylemiştir. Âdem oğlunun
efendisi olduğunu öğrenince (Allah Teâlâ tarafından
kendisine bildirilince) bunu haber vermiştir.
İkincisi:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu sözü, edeb ve tevâzu açısından
söylemiştir.
Üçüncüsü:
Buradaki
nehiy, üstün tutulmayan nebiye haksızlık yapılmasına, eksik
ve kusurlu görülmesine, dolayısıyla kadrinin bilinmemesine yol
açacak olmasından dolayıdır.
Dördüncüsü:
Buradaki nehiy, husumet ve fitneye yol açacak olmasından
dolayıdır. Nitekim hadisin sebebinde bilinen şey budur.
Beşincisi:
Buradaki nehiy, bizzat nübüvvette üstün tutmaktan
dolayıdır. Oysa nübüvvetin kendisinde üstünlük yoktur. Üstünlük,
ancak birtakım hususiyetler ve fazîletlerde olur ki bu üstünlüğe de
inanmak gerekir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا
بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ… )) [ سورة البقرة من الآية: 253 ]
“İşte
bu elçiler; onlardan bir
kısmını bir kısmına üstün kıldık…”
(Bakara
Sûresi: 253)
Allah Teâlâ
en iyi bilendir.”
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
diğer nebi ve rasûllerden üstün olduğunu pekiştiren hususiyetler
pek çoktur. Kur’an ve sünnette gelen bu hususiyetlerden
bazılarını şöyle zikredebiliriz:
– Allah
-azze ve celle-, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e indirilen
Kur’an-ı Kerim’i bizzat kendisi korumak ve muhafaza etmekle diğer
kitaplardan ayrı tutmuştur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا
الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ )) [ سورة الحجر الآية: 9 ]
“Şüphe yok
ki o Zikr’i (Kur’an’ı) biz
indirdik. O’nu (bir değişikliğe uğratılarak ilâve
edilmekten veya noksanlaştırılmaktan
veyahut bir kısmının kayba uğramasından) biz
koruyacağız.” (Hicr Sûresi: 9)
Allah Teâlâ, diğer indirilen kitapların koruma işini
sahiplerine bırakmıştır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ
فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُواْ
لِلَّذِينَ هَادُواْ وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُواْ مِنْ
كِتَابِ اللهِ وَكَانُواْ عَلَيْهِ شُهَدَاء…)) [ سورة المائدة من الآية: 44 ]
“Andolsun ki biz,
içerisinde hidâyet ve nûr olan Tevrât’ı indirdik. Allah’ın emrine
teslim olmuş nebiler, yahûdiler arasında Tevrât ile hükmederlerdi. Rablerinin
emrine teslim olmuş yahûdilerden âbid kimseler ve âlimler de onunla
hükmetmişler ve nebilerinin yahûdiler arasında Tevrât ile hükmettiklerine
şâhitlik etmişlerdi…” (Mâide Sûresi: 44)
– Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- nebilerin ve rasûllerin sonuncusudur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ
مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَكِنْ رَسُولَ اللهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللهُ بِكُلِّ
شَيْءٍ عَلِيماً )) [ سورة الأحزاب الآية: 40 ]
“Muhammed,
sizin adamlarınızdan hiçbirisinin babası değildir. Fakat O,
Allah’ın elçisi ve nebilerin sonuncusudur (ondan sonra
kıyâmete kadar nebi gelmeyecektir). Allah, (amellerinizden
gizli-saklı) her şeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb Sûresi:
40)
– Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün insanlara gönderilmekle, (diğer nebi ve
rasûllerden) ayrı tutulmuştur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ
الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيراً )) [ سورة الفرقان
الآية: 1 ]
“Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna
Furkan’ı (hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı) indiren (Allah’ın) hayır ve bereketi ne muazzamdır.” (Furkan Sûresi: 1)
– Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in âhiretteki hususiyetlerinden bazıları ise şunlardır:
– Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-,
kıyâmet günündeki Makam-ı Mahmud’un sahibidir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ
نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَحْمُوداً )) [ سورة
الإسراء الآية: 78 ]
“(Ey Nebi!) Gecenin bir
kısmında (uykundan) kalk, sana mahsus nâfile olarak onunla (Kur’an
ile) namaz kıl (ki kadrin yücelsin ve derecelerin yükselsin). Umulur ki Rabbin (kıyâmet günü insanlara şefaatçi olman için)
seni Makam-ı Mahmud’a (övülen makama)
ulaştırır. ” (İsrâ Sûresi: 78)
“İbn-i Cerir
-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
Ehl-i te’vilin (tefsircilerin) çoğunluğu
şöyle demiştir:
O, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in insanlara şefaat
etmek için ayağa kalkacağı makamdır. Rableri, bu
şefaat vesilesiyle insanları içinde bulundukları o dehşetli
günün büyük keder ve sıkıntısından kurtaracak ve rahata
kavuşturacaktır.”
– Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-,
kıyâmet gününde yaratılanların efendisidir.
Nitekim
bu konudaki hadis daha önce geçmişti.
– Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-,
kıyâmet günü ümmetiyle birlikte sıratı ilk geçecek olandır.
Nitekim
Buhârî bu konuda Ebu Hureyre’nin -Allah ondan râzı olsun- uzunca hadisini rivâyet
etmiştir.
Hadiste
şu bölüm de geçmişti:
((… وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَانَيْ جَهَنَّمَ،
فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يَجُوزُ مِنَ الرُّسُلِ بِأُمَّتِهِ، وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ
أَحَدٌ إِلاَّ الرُّسُلُ، وَكَلاَمُ الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ،
وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، هَلْ رَأَيْتُمْ شَوْكَ السَّعْدَانِ؟
قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدانِ، غَيْرَ أَنَّهُ لاَ
يَعْلَمُ قَدْرَ عِظَمِهَا إِلاَّ اللهُ، تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ، فَمِنْهُمْ
مَنْ يُوبَقُ بِعَمَلِهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يُخَرْدَلُ ثُمَّ يَنْجُو.)) [ رواه البخاري ]
“Cehennemin
üzerinde iki tarafından Sırat köprüsü kurulur.Ümmeti
ile birlikte bu sırattan ilk geçen ben olacağım. O gün elçilerden başkası konuşmayacaktır. O günde elçilerin sözleri:
-Allahım! Selâmet ver! Allahım! Selâmet ver!
şeklinde olacaktır. Cehennemde Sa’dân[1] bitkisinin dikeni gibi kancalar vardır ki, onların
büyüklük
miktarını
ancak Allah bilir. Bu kancalar,
insanları amellerine göre yakalayıp cehenneme atacaktır.
Bir
kısmı ameli
sebebiyle helak
olacak, bir kısmı da o kancalara takıldıktan sonra
kurtulacaktır.”
(Buhârî; hadis no: 773)
– Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in nebilerin
en fazîletlisi olduğuna delâlet eden apaçık delillerden birisi de
şudur: Nebilerin hiç birisi kıyâmet günü şefaat edemeyecek, her
birisi, şefaat etmesi için insanları başka bir nebiye
yönlendirecek, nihayet İsa -aleyisselâm- insanları Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
yönlendirecektir. Bunun üzerine Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-:
– Şefaat,
benim hakkımdır, diyecektir.
Ardından
herkese şefaat edecektir. Bunun üzerine orada bulunanlar, yaratılanların
ilkinden sonuncusuna kadar, bütün nebi ve rasûller, yaratılanların
hepsi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i
öveceklerdir.
Âyet
ve sahih hadislerde gelen Muhammed -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in hususiyetleri bu kısa ve öz olarak zikredilen
şeylerden daha çoktur. Nitekim bu konuda kitaplar telif edilmiştir.
Bu konuda
bkz: Sâdık b. Muhammed, “Hasâisu’l-Mustafa -sallallahu aleyhi ve
sellem- Beyne’l-Ğuluvvi ve’l-Cefâ”, s: 33-79
Sözün
özü:
Bütün
nebi ve rasûllerin haklarını korumak, onlara îmân etmek ve saygı
göstermekle birlikte bu konuda gelen deliller gereği, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i diğer
nebi ve rasûllerden ve bütün insanlardan üstün tutuyoruz.
Allah Teâlâ
en iyi bilendir.
[1]
Sa’dân bitkisinin botanik ilmindeki
adı;
Neurada
procumbens’tir. Bkz:
http://www.alsirhan.com/Plants_s/neurada_procumbens.htm
