Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bize emrettiği her şey farz mıdır?
Cevabınız evet ise, bununla şu anlamdaki hadisin arasını nasıl bulmalıyız:
(( مَا نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ فَاجْتَنِبُوهُ، وَمَا أَمَرْتُكُمْ بِهِ فَافْعَلُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ.)) [ رواه مسلم ]
“Size neyi yasakladıysam, ondan sakının.Size neyi de emrettiysem, ondan gücünüz yettiği kadarını yapın (yerine getirin).” (Müslim)
Eğer cevabınız hayır ise, sakalı bırakmak niçin sünnet olmuyor da farz oluyor?
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Birincisi:
İslâm şeriatında gelen emirler üç
türlüdür:
Birinci türü: Bir emrin, karînelerle birlikte
zikredilerek onun farz olduğuna delâlet etmesidir.
Tıpkı Allah Teâlâ’nın şu emrinde
olduğu gibi:
(( وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُواْ
الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ ))[ سورة البقرة الآية: 43 ]
“Namazı gereği gibi kılın, zekâtı verin ve
rükû eden
(mü’min)lerle beraber rükû edin.”
(Bakara Sûresi: 43)
Kur’an, Sünnet ve müslümanların icmâından olan
kesin deliller, beş vakit namazı kılma emrinin farz
olduğuna delâlet etmiştir.
İkinci türü:
Bir emrin, karînelerle birlikte zikredilerek onun farz
olmadığına delâlet etmesidir.
Tıpkı
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in şu
emrinde olduğu gibi:
(( صَلُّوا قَبْلَ الْمَغْرِبِ
رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ قَالَ: صَلُّوا قَبْلَ الْمَغْرِبِ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ قَالَ
عِنْدَ الثَّالِثَةِ: لِمَنْ شَاءَ، كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتَّخِذَهَا النَّاسُ
سُنَّةً.))
[ رواه البخاري ]
“Akşam namazından önce iki rekât nâfile
namaz kılın.
Sonra şöyle buyurdu:
– Akşam namazından önce iki rekât nâfile
namaz kılın.
Sonra üçüncüsünde şöyle buyurdu:
– Dileyen kılsın.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-, insanların bu namazı
alışkanlık hâline getirmesinden hoşlanmadığı
(endişe ettiği) için böyle buyurdu.”
(Buhârî;
hadis no: 1183)
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in: “Dileyen kılsın”
sözü, “Akşam namazından önce iki rekât nâfile namaz
kılın” emrinin farz olmadığına delildir.
Üçüncü
türü:
Bir emrin, karînelerden yoksun olarak zikredilmemesidir.
Âlimler bunu, “Mutlak emir” diye
adlandırmaktadırlar.Yani emrin, farz veya başka bir hükme
delâlet eden bir karîneyle birlikte zikredilmemesidir. Bu emrin hükmü, farziyet
ifâde eder.
Bunun içindir ki âlimler şöyle demektedirler:
“Karînelerden yoksun (beraberinde karîne olmayan)
emir, vucûbiyeti ifâde eder.”
Nitekim dört mezhep âlimlerinin büyük
çoğunluğu bu görüşe varmışlardır. (Bkz:
Kevkebu’l-Munîr Şerhi; c: 3, s: 39)
Âlimler buna Kur’an ve sünnetten birçok delil göstermişlerdir.
Kur’an’ın delillerine gelince:
1. Allah Teâlâ’nın şu sözüdür:
(( وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ
مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَنْ يَكُونَ لَهُمُ
الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً
مُبِيناً ))
[ سورة الأحزاب الآية: 36 ]
“Allah
ve Rasûlü, herhangi bir meselede (aralarında) hüküm verdikten sonra, hiçbir erkek veya
kadın mü’minin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları
yoktur (Allah ve Rasûlü’nün hükmüne aykırı hareket etmemeleri
gerekir.) Kim, Allah’a ve elçisine karşı gelirse, apaçık bir
sapıklığa düşmüş (doğru yoldan
uzaklaşmış) olur.” (Ahzâb Sûresi: 36)
Allah -azze
ve celle-, kendisinin emri ile Rasûlü
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in emrini tercih edilmesine
(seçilmesine) engel kılmıştır.Bu ise, vucûbiyetin
delilidir.” (Muhammed el-Emîn eş-Şenkitî;
“el-Muzekkira”; s: 191)
2. Allah -azze ve celle-‘nin şu sözüdür:
((لا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ
بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُمْ بَعْضاً قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ
يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذاً فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ
أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ )) [ سورة النور الآية: 63 ]
“(Ey mü’minler!) Rasûlü çağırmayı, kendi
aranızda birbirinizi çağırmanız gibi saymayın (birbirinize
hitap ederken yaptığınız gibi O’nu
çağırırken: Ey Muhammed demeyin. Fakat O’nu şereflendirin
ve O’na: Ey Allah’ın peygamberi! Ey Allah’ın elçisi deyin!). Allah,
içinizden bir diğerini siper ederek sıvışıp gidenleri (Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
meclisinden O’nun izni olmadan gizlice dışarı
çıkanları) mutlaka bilir. O’nun (Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in)
emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir belâ
gelmesinden veya (âhirette) elîm bir azaba uğramaktan sakınsınlar.”(Nur Sûresi: 63)
Allah Teâlâ bu âyette, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in emrine aykırı hareket edenlerin
başlarına bir belâ getirmekle veya elîm bir azaba uğramakla tehdit
etmiştir. Allah Teâlâ, farzı terk etmenin dışında bir
şeyden dolayı tehdit etmez.Dolayısıyla Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in mutlak emri, farziyeti gerektirdiğine
delâlet eder.” (Salih el-Fevzân; “Şerhu’l-Verakât”; s: 59)
İmam
Kurtubî de bu konuda şöyle demiştir:
“Fakihler, emrin, farziyete delâlet ettiğine
dâir bu âyeti delil göstermişlerdir.” (Kurtubî Tefsiri; c: 12,
s: 322)
3. Bunun delillerinden birisi de şudur: Allah Teâlâ,
İblis’e, Âdem’e secde etmesini emrettikten sonra onun bundan imtinâ
etmesini (emrine karşı gelmesini) reddetmiş ve şöyle
buyurmuştur:
(( قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ
قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ ))
[ سورة الأعراف
الآية:
١٢ ]
“Allah buyurdu ki: Ben sana
emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan nedir? İblis: Ben
(yaratılış
olarak) ondan daha üstünüm. Çünkü sen beni ateşten
yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (A’râf Sûresi: 12)
Allah
Teâlâ, emrine aykırı hareket etmesinden dolayı İblis’i
azarlamış ve kınamıştır.”
(Muhammed
el-Emîn eş-Şenkitî; “el-Muzekkira”; s: 192)
4. Allah Teâlâ’nın şu sözüdür:
(( أَلا تَتَّبِعَنِ أَفَعَصَيْتَ
أَمْرِي )) [ سورة طه الآية: 93 ]
“Benim ardımdan gelmekten. Yoksa benim emrime
karşı mı geldin?”
(Taha
Sûresi: 93)
Melekler hakkında şu sözüdür:
(( … لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا
أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ))
[ سورة التحريم من الآية: 6 ]
“(Melekler) kendilerine
verdiği emirlerde Allah’a asla isyan etmezler ve
emrolunduklarını yerine getirirler.” (Tahrim Sûresi: 6)
Bu, emre aykırı hareket etmenin isyan olduğuna
delâlet etmektedir.” (Muhammed
el-Emîn eş-Şenkitî; “el-Muzekkira”; s: 192)
5.
Allah Teâlâ’nın şu sözüdür:
((وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لا
يَرْكَعُونَ ))
[ سورة المرسلات الآية: 48 ]
“Onlara (müşriklere); rükû edin, denildiği zaman,
rükû’a varmazlar.”
(Mürselât Sûresi: 48)
Bu, rükû edin emrine itaat etmeyi
bıraktıklarından dolayı onları yermedir.Bu da onun
farz olduğuna delildir.” (Muhammed el-Emîn eş-Şenkitî;
“el-Muzekkira”; s: 191)
Mutlak emrin farz olduğuna dâir sünnetten delillere
gelince bunlar pek çoktur.
Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Bureyde adındaki sahâbiyenin
kıssasıdır. Bureyde azad edilince ve kocasından nikahı
fesh olmasını tercih etmişti.Kocası köle
idi.Kocasını kendisini çok seviyordu.Hatta râzı olup tekrar
kendisine dönmesi için Medine sokaklarında onun arkasından gider
ve gözyaşı dökerdi. Ama Bureyde yine de onun dediğini
yapmazdı. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onun için
aracı oldu ve Bureyde’ye şöyle dedi:
(( يَا بَرِيرَةُ! اتَّقِي اللَّهَ؛
فَإِنَّهُ زَوْجُكِ، وَأَبُو وَلَدِكِ، فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ:
أَتَأْمُرُنِي بِذَلِكَ، قَالَ: لا، إِنَّمَا أَنَا شَافِعٌ. قَالَتْ: لا
حَاجَةَ لِي فِيهِ.)) [ رواه أبو داود وصححه الألباني في
صحيح أبي داود ورواه البخاري بلفظ آخر ]
“Ey Bureyde! Allah’tan kork.Çünkü o senin kocan ve
çocuğunun babasıdır.
Bunun üzerine Bureyde şöyle dedi:
– Ey Allah’ın elçisi! Bana bunu emir mi ediyorsun
(yani bu söylediğin şey, benim üzerime
farz mıdır?)?
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
Hayır.Emretmiyorum.
Ben, ancak bir şefaatçiyim (aracıyım).
Bunun
üzerine Bureyde dedi ki:
– Benim
onda ihtiyacım yoktur.” (Ebu Dâvud; hadis no: 2231. Elbânî,
“Sahih-i Ebî Dâvud”; hadis no: 1952’de “Hadis, sahihtir”
demiştir.Buhârî de başka bir lafızla rivâyet etmiştir. Hadis
no: 5283)
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye
-Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:
“Bureyde:
Bana emir mi ediyorsun? Demiştir. Bu da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in emrine itaatin müslümanlar nezdinde farz oluşunun
yerleşmiş olduğunu göstermektedir.” (Mecmû’ul-Fetâvâ;
c: 1, s: 317)
2. Yine bu
delillerden birisi şudur:
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
(( لَوْلا أَنْ أَشُقَّ عَلَى
أُمَّتِي أَوْ عَلَى النَّاسِ لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلاةٍ.))
[ رواه البخاري ومسلم ]
“Şayet ümmetime veya insanlara güçlük
vereceğimi bilmeseydim, onlara, her namaza başlarken misvak
kullanmalarını emrederdim.” (Buhârî; hadis no:887. Müslim; hadis no: 252)
Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin-
“Fethu’l-Bârî”de şöyle demiştir:
“Bu hadis, emrin, iki yönden farz oluşuna
delildir:
Birincisi: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-,
mendup oluşu sâbit olmakla birlikte emri nefyetmiştir.Şayet emir
mendupluk ifâde etseydi, emri nefyetmezdi.
İkincisi: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- emri,
ümmetine veya insanlara bir meşakkat olarak
görmüştür.Meşakkat ise, emir farz olduğu zaman tahakkuk
eder.Zirâ mendup olursa, onda meşakkat olmaz.Çünkü mendubu terk
etmez câizdir.”
Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye
-Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:
“Allah
Teâlâ’nın ve elçisinin emri, mutlak olarak itlak olunduğu zaman,
farziyeti gerektirir.” (Mecmû’ul-Fetâvâ; c: 22, s: 29)
İkincisi:
Şu
kâide “Emirde aslolan, vucûbiyet/gerekliliktir)” ile
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şu
sözü arasında hiçbir zıtlık/çelişki yoktur:
(( إِذَا نَهَيْتُكُمْ عَنْ شَيْءٍ
فَاجْتَنِبُوهُ، وَإِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ.))[ رواه البخاري ومسلم ]
“Sizi bir şeyden yasakladıysam, ondan
sakının.Size bir şeyi yapmanızı emrettiysem, ondan
gücünüz yettiği kadarını yapın (yerine getirin).” (Buhârî; hadis: 7288. Müslim;
hadis no: 1337)
Zirâ bunda en fazla güç nisbetince emre bağlı
kalmak vardır.Bu ise, İslâm şeriatının rahmetinden ve
kemâlindendir.Bu, sadece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in emrine has
bir durum değildir.Aksine
Allah Teâlâ’nın emri de güç yetirmekle sınırlıdır.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
((فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا
اسْتَطَعْتُمْ …)) [ سورة التغابن من الآية: 16 ]
“(Ey
mü’minler!) O halde gücünüz yettiği kadarıyla Allah’tan korkun (Allah’tan
korkmada güç ve takatinizi harcayın).” (Teğâbun Sûresi:
16)
Yine şöyle buyurmuştur:
((لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْساً
إِلاَّ وُسْعَهَا…))
[ سورة البقرة من
الآية: 286 ]
“Allah, bir kimseye
gücünün üzerinde yük yüklemez.”
(Bakara
Sûresi: 286)
İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin-, “Müslim’in Şerhi”nde şöyle
demiştir:
“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in:
Size bir
şeyi yapmanızı emrettiysem, ondan gücünüz yettiği
kadarını yapın
(yerine
getirin).
Sözü, İslâm dîninin önemli kâidelerinden birisi ve
Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘e Allah tarafından
verilmiş olan “Cevâmiu’l-Kelim”dendir. Buna sayılamayacak
kadar birçok hüküm girer. Örneğin namazın her türlüsü…
Örneğin bir
kimse, namazın bazı rükünlerini veya şartlarını yerine
getirmekten âciz olursa, geriye kalanını yerine getirir.
Abdestin veya boy
abdestinin bazı azalarını yıkamaktan âciz olursa, sadece
mümkün olan yerleri yıkar.
Abdest veya tahâret
veyahut da necâseti yıkamak için az miktarda su bulabilirse, mümkün
olanını yapar.
Avret yerinin sadece bir
kısmını örtebilecek bir şey bulursa, sadece onu yapar.
Namazda Fâtiha sûresinin
bir kısmını ezberliyorsa, mümkün olanını yerine
getirir.
Bu gibi örnekler,
sınırlandırılamayacak kadar pek çoktur ve fıkıh
kitaplarında bilinen şeylerdir. Bundan kasıt; bunun aslına
dikkat çekmek içindir.”
Ayrıca Allah Teâlâ,
İslâm’ın bir rüknü ve en büyük farzlarından birisi olan hac
hakkında şöyle buyurmuştur:
((… وَللهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ
الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللهَ غَنِيٌّ
عَنِ الْعَالَمِينَ ))
[ سورة آل عمران
من الآية: 97 ]
“Yoluna gücü
yetenlerin Beytullah’ı haccetmeleri, Allah’ın insanlar üzerindeki bir
hakkıdır. Kim de (haccın farz oluşunu) inkâr ederse, bilsin
ki Allah, âlemlerden (onun haccından ve diğer amelinden)
müstağnîdir.” (Âl-i İmrân Sûresi: 97)
Yukarıda zikredilen şeyler gereğince
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
sakalı bırakmak ve onu uzatmakla ilgili emri, gerekliliğine ve
onun farziyetine delâlet eder. Çünkü emirde aslolan; farziyeti ifâde
etmesidir.Sakalı bırakmanın farz olmadığını
gösteren bir hüküm de yoktur.
Sakalı bırakma konusunda daha detaylı
bilgi için (1189), (8196) ve(48960)
nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
