Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yüce makamını öğrenmek istiyorum.

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Ezânı
işiten kimsenin, müezzinin sözlerini (okuduğu ezânı) tekrar
etmesi, müezzzinin ardından ezânı tekrar ettikten sonra Peygamberimiz
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e salât ve selâm getirmesi dînen meşrû
kılınmıştır. Daha sonra Câbir b. Abdullah’tan       -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunan sahih hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in buyurduğu
şu duâyı okur:

(( مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ:
اَللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ، وَالصَّلاَةِ القَائِمَةِ، آتِ
مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي
وَعَدْتَهُ،
حَلَّتْ
لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ.)) [ رواه البخاري ]

“Kim ezânı işittikten (yani ezânın tamamını dinledikten)
sonra:

‘Bu tam dâvetin
(tevhîd
dâvetinin) ve devamlı[1]
olan namazın Rabbi olan Allahım! Muhammed’e vesîle[2]
ve fazîleti[3]
ver. Onu (kıyâmet günü) va’dettiğin Makam-ı Mahmûd’a[4]
ulaştır’ derse, şefaatim ona hak olur.”

(Buhârî,
hadis no: 579)

Bu duâda:
(

الدَّرَجَةَ
العَالِيَةَ الرَّفِيعَةَ ) (yani; yüksek ve yüce makam) diye bir ibâre
olmadığı için böyle söylenmez.

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in:
(( … الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ…))

 sözündeki atıf edatı (ve bağlacı),
atf-ı beyân yani tefsir (açıklama) atfıdır. Hadiste geçen
“Vesîle”;bütün yaratılanların üzerinde ziyâde bir
mertebedir.Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Abdullah b. Amr b.
el-Âs’tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste
“Vesîle”yi şöyle açıklamıştır:

Abdullah
b. Amr b. el-Âs -Allah ondan râzı olsun- Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘i şöyle derken işittim demiştir:

(( إِذَا
سَمِعْتُمُ الْمُؤَذِّنَ فَقُولُوا مِثْلَ مَا يَقُولُ، ثُمَّ صَلُّوا عَلَىَّ، فَإِنَّهُ
مَنْ صَلَّى عَلَىَّ صَلاَةً صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ بِهَا عَشْرًا، ثُمَّ سَلُوا
اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لِىَ الْوَسِيلَةَ، فَإِنَّهَا مَنْزِلَةٌ فِى الْجَنَّةِ، لاَ
تَنْبَغِى إِلاَّ لِعَبْدٍ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ تَعَالَى، وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ
أَنَا هُوَ ، فَمَنْ سَأَلَ اللَّهَ لِىَ الْوَسِيلَةَ حَلَّتْ عَلَيْهِ الشَّفَاعَةُ.)) [
رواه مسلم ]

“Müezzini işittiğiniz zaman siz
de onun dediği gibi deyin. Sonra bana salât getirin. Çünkü
kim bana bir defa salât getirirse, Allah ona o salât sebebiyle on defa salât eder.
Sonra Allah -azze ve celle-‘den benim için vesîleyi isteyin. Zira vesîle
cennette bir makamdır ki Allah’ın kullarından yalnız birisine
lâyıktır. Umarım ki o bir kişi de ben olayım. Bu
sebeple her kim benim için Allah Teâlâ’dan vesileyi isterse, ona şefaat hak
olur.”
(Müslim,
577)

Makam-ı
Mahmud; Allah Teâlâ’nın kulları arasında hüküm vereceği
kıyâmet gününde O’nun nezdindeki büyük şefaattir. O
şefaat için de sadece Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e izin verilecektir.Bu büyük şefaat, Allah
Teâlâ’nın,
elçisi
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- için buyurduğu şu sözünde
geçmektedir:

(( أَقِمِ
الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ
قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُوداً (78)
وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ
رَبُّكَ مَقَاماً مَحْمُوداً )) [ سورة الإسراء الآية:78-79 ]

“(Ey Nebi!) Gündüzleyin
güneşin zevâlinden gece karanlığı bastırıncaya
kadar namaz kıl. Sabah namazını da kıl (ve
kıraatını uzun tut). Zirâ sabah namazında okunan Kur’an,
şâhitlidir (gece ve gündüz melekleri bu namazda hazır bulunurlar). Gecenin bir kısmında (uykundan) kalk, sana mahsus nâfile olarak onunla (Kur’an
ile) namaz kıl (ki kadrin yücelsin ve derecelerin yükselsin). Umulur ki Rabbin (kıyâmet günü insanlara şefaatçi olman için)
seni Makam-ı Mahmud’a (övülmüş makama)
ulaştırır. ” (İsrâ Sûresi: 78-79)

Bu büyük
şefaat,”Makam-ı Mahmud” diye adlandırılmıştır.Çünkü
bütün yaratılanlar, o makamdan dolayı Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘i öveceklerdir.Zirâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
şefaati, onların mahşer gününün dehşet ve
sıkıntısından kurtulmasına sebep olacak, hesap
görülmeye ve kullar arasında hüküm verilmeye bundan sonra
geçilecektir.

Allah Teâlâ
en iyi bilendir.

[1] Hadiste geçen “el-Kâime”
lafzı, devamlı anlamındadır. Çünkü hiçbir dîn ve
hiçbir şeriat namazı değiştirmemiştir. Gökler ve
yer var oldukça
namaz devam edecektir.

[2] Vesîle: Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in de haber verdiği gibi, cennette bir makamdır.

[3] Fazîlet: Diğer yaratılanlara
göre fazladan bir makamdır.

[4] Makam-ı Mahmûd: Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in kıyâmet günü Rabbinin huzurunda durup
insanlar için şefaat dileyeceği
övülen makamdır.