İslam’da, heykellerin kırılması gerekir mi? Bunlar, insan kültür ve medeniyetinden olsalar bile durum aynı mıdır? Sahabe, bazı yerleri fethettikleri zaman niçin orada gördükleri heykelleri kırmadılar?

Hamd,
Allah’a mahsustur.

Kurân
ve sünnette gelen deliller, putların kırılması
gerektiğine delalet etmektedir. Bu delillerden bazıları
şunlardır:

1-
Ebul-Heyyâc el-Esedi’den rivâyet olunduğuna göre O şöyle
dedi:

“Ali
b. Ebi Tâlib -Allah ondan razı olsun- bana şöyle dedi:

“Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in beni görevlendirdiği şey ile
seni de görevlendireyim mi?

” أن لا تدع تمثالا إلا طمسته ، ‏ولا قبراً مشرفا
إلا سويته “

“Kırılmamış
hiçbir heykel, düzlenmemiş hiçbir kabir bırakma!”[1]

2-
Amr b. Abese’den -Allah ondan razı olsun- rivâyet olunduğuna
göre, O, Allah Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e şöyle dedi:

“Allah
seni ne ile gönderdi?

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

-Akrabaya
iyiliği emretmekle, putları kırmakla ve Allah’ı birleyip
O’na hiçbir şeyi ortak koşmamayı emretmekle gönderdi.”[2]

Eğer
Allah’ı bırakıp da bunlara ibâdet ediliyorsa, bunların yok
edilmesi daha gereklidir.

3-
Cerir b. Abdullah el-Beceli’den rivayetlerinde O, şöyle dedi:

عن جرير بن عبد الله البجلي قال قال
لي رسول الله صلى الله عليه وسلم يا جرير ألا تريحني من ذي الخلصة بيت لخثعم كان
يدعى كعبة اليمانية قال فنفرت في خمسين ومائة فارس وكنت لا أثبت على الخيل فذكرت
ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فضرب يده في صدري فقال اللهم ثبته واجعله هاديا
مهديا قال فانطلقَ فحرَّقها بالنار ثم بعث جرير إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم
رجلا يبشره يكنى أبا أرطاة منا فأتى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال له ما جئتك
حتى تركناها كأنها جمل أجرب فبرك رسول الله صلى الله عليه وسلم على خيل أحمس
ورجالها خمس مرات “.‏

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle buyurdu:

-“Şu
Zul-Halasa sıkıntısından beni rahata kavuşturmaz
mısın?” Zu’1-Halasa, Has’am kabilesi yurdunda, Mekke’de bulunan
Kâbe’ye karşı yapılmış içi put dolu bir bina idi.
Yemenlilerin Kabe’si diye anılırdı.

Cerîr
dedi ki:

Ben
Ahmes kabilesinden yüz elli süvârî ile beraber Zul-Halasa’ya gittim. Ahmesliler
at sahipleri olup iyi binici idiler. Ben ise at üzerinde duramıyordum.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- göğsüme vurdu.
Öyle ki ben, O’nun parmaklarının izini göğsümde
gördüm.

Şöyle
buyurdu:

-“Allahım!
Sen Cerir’i at üstünde sabit tut ve onu hidâyet edici, hidâyet edilmiş
kıl.”

Akabinde
Cerîr ZuI-Halasa’ya gitti, onu yıkıp yaktı. Sonra Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve selleme bu haberi ulaştırmak üzere Ebu Ertat
diye künyelenen bir haberci yolladı. Cerîr’in gönderdiği bu
elçi:

 -Seni hak ile gönderen Allah’a yemîn
ederim ki, ben senin huzuruna ancak o şirk mabedi Zul-Halasa’yi
bomboş veya uyuzlu bir deve gibi harâb bir hâlde bıraktım da
geldim, dedi.

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- beş kere:

“Ahmes
kabilesinin atları ve süvarileri mübarek olsun” diye duâ etti.[3]

Hafız
İbn-i Hacer şöyle dedi:

“Bu
hadiste, insan olsun, hayvan olsun veya da cansız olsun insanları
fitneye düşürecek şeylerin yok edilmesinin meşru oluşu
vardır.”

4-
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Uzza putunun yok edilmesi için Halid
ibnu Velid’i -Allah ondan razı olsun- göndermiştir.

5-
Menât putunu yok etmesi için Sa’d b. Zeyd el-Eşeli’yi
göndermiştir.

6-
Suva’ putunu yok etmesi için Amr ibnu Âs’ı göndermiştir.

Bunların
hepsi de Mekke’nin fethinden sonradır.[4]

Nevevi,
“Şerhul-Muslim” de resim yapma konusunda şöyle demiştir:

“Gölgesi
olan şeylerin yasaklanmasında ve onun değiştirilmesinde
icma ettiler.”

Suretlerden
gölgesi olanlar, bu heykeller gibi cismi olanların suretleridir.

Sahabenin
-Allah onlardan razı olsun- fethettikleri beldelerdeki putları
kırmadıkları sözüne gelince, bu, zandan ve vehimden
başka bir şey değildir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellemin ashabının, putları ve heykelleri kırmamaları
düşünülecek bir şey değildir. Özellikle de o zamanda
bunlara ibadet ediliyor iken.

Şayet
denilse ki: Bu eski putlar, Firavunlar, Fenikeliler ve diğerlerine aittir.
Öyleyse beldeler fetheden sahabe bunları nasıl oldu da terk
ettiler?

Buna
şu şekilde cevap verilir: Bu putlar, şu üç halin
dışına çıkmazlar:

Birincisi:
Bu putlar, sahabenin ulaşmadığı uzak yerlerde olabilir.
Şayet sahabe bir beldeyi fethetse de, bu, o bölgenin her yerine
ulaştıkları manasına gelmez.

İkincisi:
Bu putlar görünmüyor olabilir. Bunlar Firavunların evlerinin veya
başkalarının evlerinin içinde olabilir. Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellemin sünneti, azaba uğramış bir kavmin
topraklarından geçerken, hızlıca oradan geçmekti. Bilakis Allah
Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem oralara gitmeyi
yasaklamıştır.

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

” لا تدخلوا على هؤلاء المعذبين إلا أن تكونوا
باكين ، أن يصيبكم مثل ‏ما أصابهم “

“Sakın
ola ki, azaba uğramış o kavmin topraklarına girmeyin.
Geçmek zorunda kalırsanız onların başına gelenlerin
sizin de başınıza gelmemesi için oradan ağlayarak
geçin.”[5]

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bunu Hicr ashabından ve Salih -aleyhisselâm-‘ın
kavmi Semud diyarından geçerken söylemiştir.

Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- yine şöyle buyurmuştur:

” فإن لم تكونوا باكين فلا تدخلوا عليهم ، أن
يصيبكم ‏مثل ما أصابهم “

“Şayet
ağlayarak oradan geçemezseniz, onların başına gelenlerin
bir benzeri sizin de başınıza gelmemesi için oraya girmeyin.”[6]

Bizim
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ashabı hakkındaki
zannımızı, şayet onlar, bir mabed ve menzil görseler
dahi oraya girmemişler ve içindekilere de muttali
olmamışlardır.

Böylelikle
sahabenin neden piramitlere ve içindekilere müdahale etmedikleri de ortaya
çıkmış oldu. Bununla beraber, o vakitte piramitlerin kapı
ve girişleri kumlara gömülü olma ihtimali de vardır.

Üçüncüsü:
Şu anda ortada olan putların bir çoğu daha önce gömülü
idi veya da yeni keşfedildi veya da Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellemin ashabı tarafından ulaşılmamış uzak
yerlerden getirildi.

ez-Zerakli,
piramitler, Sfenks[7]
ve benzerlerinden soruldu: Mısır’a giren sahabe bunları
gördüler mi?

O
da şöyle dedi: Bunların çoğu kumlara gömülü idi.
Özellikle de Sfenks.[8]

Sonra
bunlar hakkında şöyle denilir: Şayet bu heykellerin
gömülü olmayıp görünürde olduğu varsayılsa bile
sahabenin bunları gördüğünün ve onları yok etmeye
güçlerinin yettiğinin ispat edilmesi gerekir.

Olaylar
şahitlik ediyor ki, sahabe -Allah onlardan razı olsun- bazı
heykelleri yok etmekten aciz kalmışlardır. Bu heykellerden
bazılarının yıkımı, sahabenin elinde olmayan
alet-edevat, dinamit ve diğer gereçlerle birlikte yirmi gün
sürmüştür.

Buna
işaret eden olaylardan bir tanesini İbn-i Haldûn (el-Mukadime sy.
383) de şöyle zikreder: “Halife er-Reşid, Kisra’nın oturma
odasını yıkmak istemiş, bunun için güç toplamış,
atlar getirmiş, ateşle ısıtmış, üzerine sirke dökmüş
ama onu yıkmaktan âciz kalmıştır. Halife Me’mun da
Mısır’da piramitleri yıkmak istemiş ancak bunu
başaramamıştır.

Bu
heykelleri insan kültür ve medeniyeti olarak göstermek ise bu, kendisine
iltifat edilmeyen bir sözdür. Lât, Menât, Uzzâ, Hubel ve Menât
putları ve diğerleri Kureyş ve Arap yarımadasının
taptıkları kültür ve medeniyetleri idi.

O,
kültür ve medeniyettir. Ancak bu, haram olan kültür ve medeniyettir ve onun yok
edilmesi gerekir. Bir işte Allah ve Rasûlü’nün emri geldiği zaman,
mümin bir kimsenin ona uyması ve bunun gibi saçma hüccetlerle Allah ve
Rasûlü’nün emrini reddetmemesi gerekir.

Nitekim
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

((إِنَّمَا
كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ
بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
)) [ سورة النور الآية: 51 ]


“Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve elçisine
davet olunan müminlerin sözü ise, “İşittik ve itaat ettik”
demeleridir. İşte kurtuluşa erenler de bunlardır.”
[9]

Allah
Teâlâ’dan bütün müslümanları sevdiği ve razı olduğu
şeylerde muvaffak kılmasını dileriz.

Allah
Teâlâ en iyi bilendir.

[1]
Müslim,
hadis no: 969

[2]
Müslim,
hadis no: 832

[3]
Buharî,
hadis: 3020. Müslim, hadis no: 2476

[4]

el-Bidâye ven-Nihâye: 4/712, 776, 5/83. Dr. Ali
es-Sallâbî es-Siratun-Nebeviyye: 2/1186

[5] Buhârî ve Müslim

[6] Buhârî ve Müslim

[7] Mısır, Suriye, Mezopotamya, Anadolu, Pers,
Girit ve Miken Grifon ve kentauros gibi mitolojik bir yaratık olan sfenks,
genellikle kadın başlı, aslan gövdeli, kartal
kanatlıdır. Ancak koçbaşlı ve kanatsız sfenkslere de
rastlanmıştır.Sfenks sözcüğü ‘sphingein’den gelir.
Bağlamak, sıkmak ve boğmak anlamındadır. Bu
tanımlar Yunan mitolojisindeki efsanesiyle yakınlık
gösterir. Sfenks tıpkı grifon gibi Mısır, Mezopotamya,
Anadolu, Suriye, Girit, Miken ve Yunan sanatlarında sık tasvir
edilmiş bir yaratıktır.

[8]

Şibhu Ceziratil-Arab, c: 4, s: 1188

[9] Nur Sûresi: 51