İslâmî kitapları veya bazı Kur’an-ı Kerim sûrelerini bastırıp dağıtmak dînen câiz midir?

Bu amelin sevabı ölüye ulaşır mı?

İslâmî kitapların dağıtılması câiz ise, bu kitapların üzerine ölenin adı (merhum falancanın nafakasından bastırılmıştır gibi) yazdırılabilir mi?

En fazîletli sadaka-i câriye hangisidir? Delilleriyle birlikte zikreder misiniz?

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Sadaka-i Câriye; câmi ve mescid yaptırmak veya kuyu
açtırmak gibi uzun süre kalıcı olan eserlerdir.Bir fakire veya
yoksula mal vermek veya yemek yedirmek gibi sadaka ise,
karşılığında ecri olan sadaka olmakla birlikte
kalıcı olmadığı için sadaka-i câriye değildir,
sadece sadaka sayılır.

İkincisi:

İslâm âlimleri, (salih amelin) sevabını,
ölüye bağışlamanın câiz olup-olmadığı
ve bu sevabın ölüye ulaşıp-ulaşmadığı
konusunda iki görüşe ayrılmışlardır:

1. Ölüye bağışlanan her salih amelin
sevabı ona ulaşır. Kur’an okumak, oruç, namaz ve diğer
ibâdetler, bu salih amellerdendir.

2. Ulaştığına delâlet eden bir delil
olmadıkça salih amellerden hiçbir şey ölüye ulaşmaz. Tercih
edilen görüş de budur. Sevabı ölüye
ulaştığına delâlet eden delil salih ameller
şunlardır:

Ölünün adına hac ve umre yapmak, onun adak
orucunu tutmak, kefâret orucunu tutmak veya buna benzer oruçlarını
tutmak, borcunu ödemek, ona duâ etmek ve onun adına mal ile
tasaddukta bulunmaktır.

Bu konuda daha detaylı bilgi için (9014)
nolu sorunun cevabına bakabilirsiniz.

Üçüncüsü:

Ölünün adına İslâmî kitapların veya
bazı Kur’an sûrelerinin bastırılıp
dağıtılmasıyla sevabı ölüye ulaşır. Çünkü
bu davranış, mal ile tasaddukta bulunmaktır.

Bu kitapların üzerine ölünün adını
yazdırmaya gerek yoktur. Çünkü bunu gerektirecek bir durum yoktur.
Kitapların üzerine ölünün adını yazdırmak; gösteriş
ve şöhret kazanmak için babalarının ardından
şöyle şöyle hayırlı ameller yaptılar diye evlatlarının
anılmalarına sebep olabilir.

Dördüncüsü:

En fazîletli sadaka-i câriye; Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in de belirttiği gibi, vefatından sonra ecri insanın
lehine devam eden sadaka-i câriyedir. Bunun gibi veya bundan daha fazla
faydalı olan ameller de sadaka-i câriyeye kıyas edilir.

Enes b. Mâlik’ten -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- şöyle buyurmuştur:

((سَبْعٌ يَجْرِي لِلْعَبْدِ أَجْرُهُنَّ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهِ،
وهُو فِي قَبْرِهِ: مَنْ عَلَّمَ عِلْمًا، أَوْ أَجْرَى نَهْرًا، أَوْ حَفَرَ بِئْرًا،
أَوْ غَرَسَ نَخْلًا، أَوْ بَنَى مَسْجِدًا، أَوْ وَرَّثَ مُصْحَفًا، أَوْ تَرَكَ وَلَدًا
يَسْتَغْفِرُ لَهُ بَعْدَ مَوْتِهِ.))
[ رواه البزار وحسنه الألباني في صحيح الترغيب ]

“Yedi şey(in sevabı),
ölümünden sonra o kabrinde iken kulun lehine devam eder:

-Bir ilim
öğreten, bir ırmak açan, bir kuyu açan, bir hurma
ağacı diken, bir mescid inşâ eden, bir Mushaf (Kur’an)
miras
bırakan, ölümünden sonra kendisi için mağfiret dileyecek bir
evlat bırakan.”[1]

Buna göre en fazîletli sadaka-i câriyeler
şunlardır:

1.     

Mescid (câmi) inşâ
etmek.

2.     

Mushaf (Kur’an-ı
Kerim), İslâmî kitaplar, kasetler ve kompakt diskler (CD)
dağıtmak veya öğrencilere nafaka bağlamak (burs
vermek).

3.     

Kuyu açtırmak veya
yerden su çıkarmak sûretiyle bu suyu aletlerle ve borularla muhtaç
kimselere ulaştırmak.

4.     

Çocukları
güzel şekilde eğitmek ve terbiye etmek.

5.     

Tek başına
mescid (câmi) inşâ edemeyen veya ilim yayamayan kimse, gücünün
yettiği kadarıyla bu hayırlı amele destek
olmalıdır.

Kendimize ve bütün müslümanlara, herkesin ölmeden
önce salih amel işlemek için acele davranmasını ve
ölümünden sonra başkalarına fayda veren ameller yapmaya gayret
etmesini tavsiye ederiz. Böylelikle ölümünden sonra bu amellerin
sevabının devam etmesi gerçekleşmiş olsun.

Ayrıca her müslümanın, ölmeden önce
farz hac ve oruç gibi farz ibâdetlerini edâ ederek vicdanını
rahatlatmak ve gönlünü ferahlatmak için bu borçlardan kurtulmaya gayret
etmelidir. Zirâ kendisinin vefatından sonra onun yerine bu ibâdetleri edâ
edecek kimse bulunamayabilir. Dolayısıyla hayatta iken hiçbir
şer’î mazereti yokken bunları ihmal etmiş ve edâ etmemişse,
günahkâr olur. Eğer şer’î mazereti vardı da yapmamış
veya kendisinin vefatından sonra onları kimse edâ etmemişse, bu
ibâdetlerin ecrinden mahrum olur.

Bir müslüman, evlatlarının ecirlerini ve
kendisine duâ etmelerini kazanmak için onları dînî terbiyeye göre
eğitmeye gayret etmelidir.

Nitekim Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu
konuda şöyle buyurmuştur:

 ((إِنَّ
الرَّجُلَ لَتُرْفَعُ دَرَجَتُهُ فِي الْجَنَّةِ فَيَقُولُ: أَنَّى لِيَ هَذَا؟ فَيُقَالُ:
بِاسْتِغْفَارِ وَلَدِكَ لَكَ.)) [رواه ابن ماجه وحسنه الألباني في السلسلة
الصحيحة ]

“Kişinin cennetteki derecesi (makamı) yükseltilir.Bunun üzerine o (sebebini araştırmak için) sorar:

– Bu bana
nereden geldi? (Çünkü bu makama sahip
olabilmeyi gerektiren amelleri dünyada yapmamıştım)?

(Melekler
tarafından) ona şöyle cevap verilir:

-Çocuğunun (senin
vefatından sonra) senin
için Allah’tan bağışlanmanı istemiş olmasından
dolayıdır.”[2]

Allah Teâlâ’dan,
müslümanları, faydalı ilim ve salih amel için muvaffak
kılmasını dileriz.

Allah Teâlâ en iyi
bilendir.

[1] Bezzâr rivâyet etmiş, Elbânî de
“Sahih-‘t-Terğîb ve’t-Terhîb”, hadis no: 959’da hadisin hasen
olduğunu belirtmiştir.

İbn-i
Mâce ve Beyhakî’nin rivâyetleri ise şöyledir:
“Şüphesiz ölümünden sonra mü’mine,
ameli ve sevaplarından erişen şeylerden bazıları
şunlardır: (Öğretmek veya telif etmek sûretiyle)
yaydığı bir ilim, geride bıraktığı (kendisine
duâ eden) hayırlı bir evlât, (okunsun diye) miras olarak
bıraktığı bir mushaf (Kur’an), inşa ettiği bir
mescit (câmi), yolda kalmışlar (yolcular) için inşa ettiği
bir ev, (kanal açmak sûretiyle) akıttığı bir nehir,
hayatta, sıhhati yerindeyken verdiği bir sadaka, ölümünden sonra
kendisine erişir.”
Elbânî, “hadis, hasendir” demiştir.

[2] İbn-i Mâce rivâyet etmiş,
Elbânî de, “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahiha”da hadisin sahih
olduğunu belirtmiştir.