Sizden, sadaka-i câriyeden ne kastedildiğini ve sadaka-i câriyeye teşvik hakkında bana bir öğüt vermenizi istiyorum.

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Allah Teâlâ,
kullarını kendisine ibâdet etmeleri için yaratmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu
konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلا
لِيَعْبُدُونِ ))
[سورة الذّاريات
الآيـة: 56]

“Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler
diye yarattım.”[1]

Allah Teâlâ, kulunun dünya
ve âhirette büyük sevâp ve ecir elde edebileceği birtakım amelleri de
ona dîn kılmıştır.

Bu ameller, sadece dünya
hayatıyla sınırlı değildir. Aksine vefâtından
sonra sevâplarının artmasına vesile olacak yolları da ona
dîn kılmıştır. Bu ameller, sadaka-i câriyelerdir.

Nitekim Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ
انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثٍ: صَدَقَةٍ جاَرِيَةٍ، وَعِلْمٍ
يُنْتَفَعُ بِهِ، وَوَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.)) [رواه مسلم]

“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine
duâ eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[2]

 İslâm
şeriatı, sadaka-i câriyeyi teşvik etmiştir. Kendisi
öldükten sonra salih amelinin ve gayretlerinin vefâtından sonra
ölmemesi, mü’mine, fazîlet olarak yeter.

Nitekim Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ
انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثٍ: صَدَقَةٍ جاَرِيَةٍ، وَعِلْمٍ
يُنْتَفَعُ بِهِ، وَوَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.)) [رواه مسلم]

“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine
duâ eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[3]

İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin-
hadisin şerhinde şöyle demiştir:

“Âlimler şöyle
demişlerdir:

Hadisin anlamı şudur: Ölen
kimsenin ameli, onun ölmesiyle birlikte kesilir.Bu üç şeyin
dışında kendisine devamlı sevap yazılması da
kesilir. Çünkü bu üç şeyin devam etmesinin sebebi kendisidir. Zirâ
çocuk, babanın kesbindendir. Aynı şekilde geride
bıraktığı ta’lim ve tasnif (eğitim ve telif) de
böyledir. Yine vakıf demek olan sadaka-i câriye de
böyledir.”[4]  

Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

( ( إِنَّ مِمَّا يَلْحَقُ المُؤْمِنَ
مِنْ عَمَلِهِ وَحَسَناتِهِ بَعْدَ مَوْتِهِ: عِلْمًا نَشَرَهُ، وَوَلَدًا
صَالِحًا تَرَكَهُ، ومُصْحَفًا وَرَّثَهُ، أوْ مَسْجِدًا بَنَاهُ، أوْ بَيْتًا
لِابْنِ السَّبِيلِ بَنَاهُ، أوْ نَهْرًا أَجْرَاهُ،  أَوْ صَدَقَةً أَخْرَجَهَا مِنْ مَالِهِ في
صِحَّتِهِ وَحَيَاتِهِ، تَلْحَقُهُ مِنْ بَعْدِ
مَوْتِهِ.))
[ رواه ابن ماجه
وقال المنذري في الترغيب والترهيب: إسناده حسن، وحسنه الألباني في صحيح ابن ماجه ]

“Şüphesiz ölümünden sonra mü’mine,
ameli ve sevaplarından
erişen şeylerden bazıları şunlardır:

-(Öğretmek
veya telif etmek sûretiyle) yaydığı bir ilim,

-Geride bıraktığı (kendisine duâ eden)
hayırlı bir evlât,

-(Okunsun diye) miras olarak
bıraktığı bir mushaf (Kur’an),

-İnşa ettiği bir mescid (câmi),

-Yolda kalmışlar (yolcular) için inşa ettiği bir ev,

-(Kanal açmak sûretiyle)
akıttığı bir nehir,

-Hayatta, sıhhati yerindeyken verdiği bir sadaka, ölümünden
sonra kendisine erişir.”[5]

Sadaka-i Câriye; insanın vefâtından
sonra sevâbı devam eden ameldir. Bunun içindir ki pek çok âlim, sadaka-i
câriyeyi vakıf olarak belirtmişlerdir. Tıpkı bir kimsenin
câmi yaptırması gibi. Çünkü vakıf ayakta
kaldığı sürece kendisine sevâp yazılması devam eder.

Fakirleri ve yoksulları doyurmak gibi,
sevâbı devam etmeyen sadakaya gelince, bu sadakanın, sadaka-i câriye
diye adlandırılması doğru değildir. Ecir ve
sevâbı büyük olmasına rağmen bu sadaka, sadaka-i câriye diye
adlandırılmaz.

İbn-i Hazm -Allah ona rahmet etsin- bu
konuda şöyle demiştir:

“Sadaka-i câriye; ölümden sonra ecri
kalıcı olan sadakadır.”[6]

Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn
-Allah ona rahmet etsin- Riyâzu’s-Sâlihîn şerhinde şöyle
demiştir:

“Sadaka-i Câriye; insanın, hayatta
iken malından tasadduk ettiği ve ölümünden sonra insanın
lehine devam eden her salih ameldir.İnsanın tasadduk ettiği
malı, kendisine fayda verecek olan gerçek malıdır.”[7] 

Nitekim Âişe

-Allah
ondan râzı olsun-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in zamanında
(Kurban olarak) bir keçi kesmişler ve bir buttan başka hepsini
tasadduk ettiklerini haber verince, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona:

((مَا بَقِيَ مِنْهَا؟ قَالَتْ:
مَا بَقِيَ مِنْهَا إِلَّا كَتِفُهَا قَالَ: بَقِيَ كُلُّهَا غَيْرَ كَتِفِهَا.))
[رواه الترمذي وصححه الألباني في صحيح الترمذي ]

“Ondan (kurbandan) bir şey kaldı
mı? diye sordu.

Âişe -Allah ondan râzı olsun-:

-(Etin hepsini
dağıttık). Bir buttan başka bize hiçbir şey
kalmadı!’ dedi.

Bunun üzerine
Nebi -sallallahu
aleyhi ve sellem- ona:

-Desene ey Âişe! Bir buttan başka hepsi
bize kaldı!”[8]

Bunun anlamı;
insanın yemekte olduğu şeyler, yok olacak ve kendisine bir
şey kalmayacaktır. Allah Teâlâ katında kalıcı olan
ise, tasadduk ettiği ve kıyâmet günü ondan faydalanacağı
malıdır.

Bu hadis, Allah Teâlâ’nın
şu sözüne işâret etmektedir:

((مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَما
عِنْدَ اللَّهِ باقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُوا أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ
مَا كانُوا يَعْمَلُونَ)) [سورة النحل الآية: 96]

“Sizin
yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise
kalıcıdır.Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının
en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.”[9]

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-,
Allah Teâlâ’nın insanlar arasında hüküm verinceye kadar güneşin
kulların başlarına yaklaştırılacağı
kıyâmet gününde herkesin sadakasının gölgesinde
kalacağını haber vermiş ve şöyle
buyurmuştur:

(( كُلُّ امْرِئٍ فِي ظِلِّ صَدَقَتِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى
يَقْضِيَ اللهُ بَيْنَ النَّاسِ.)) [رواه أحمد وصححه الألباني في صحيح الجامع]

“Allah, insanlar arasında hüküm verinceye kadar
herkes sadakasının gölgesi altında kalır.”[10]

 Bundan dolayı ey kardeşim! Sadaka
vermekte acele etmelisin.Vereceğin sadakanın da, sadaka-i câriye
olmasına gayret göster ki ölümden sonra sana fayda verebilsin.

Allah Teâlâ’dan,
O’nun sevdiği ve hoşnut olduğu amellerde seni muvaffak
kılmasını niyaz ederiz.

[1] Zâriyât Sûresi:56

[2] Müslim;
hadis no:3084

[3] Müslim;
hadis no:3084

[4] “Esnâ el-Metâlib”, c: 2, s:
447

[5] İbn-i
Mâce, hadis no: 242. el-Munzirî, ‘Sahihi’t-Terğîb ve’t-Terhîb’, c:1,
s:78’de şöyle demiştir: “Hadisin isnadı
hasendir.” Elbânî de “hadis, hasendir” demiştir.

[6] el-Muhallâ, c: 8, s: 151

[7] İbn-i Useymîn, “Riyâzu’s-Sâlihîn
Şerhi”, c: 4, s: 13

[8] Tirmizî, hadis no: 2470

[9] Nahl Sûresi: 96

[10] İmam Ahmed, hadis no: 16882.
Elbânî, ‘Sahihu’l-Câmi’, hadis no:
4510’da hadis sahihtir, demiştir.