(( اَللَّهُمَّ صَلِّ صَلاَةً كَامِلَةً وَسَلِّمْ سَلاَمًا تَامًّا عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ ٱلَّذِى تَنْحَلُّ بِهِ ٱلْعُقَدُ، وَتَنْفَرِجُ بِهِ ٱلْكُرَبُ، وَتُقْضٰى بِهِ ٱلْحَوَائِجُ، وَتُنَالُ بِهِ ٱلرَّغَائِبُ وَحُسْنُ ٱلْخَوَاتِيمِ، وَيُسْتَسْقَى ٱلْغَمَامُ بِوَجْحِهِ ٱلْكَرِيمِ، وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ فِى كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفنسٍ.))

Anlamı: “Allahım! Onun sayesinde düğümler çözülen, sıkıntılar dağılan, ihtiyaçlar giderilen, istekler ve hüsn-ü hâtimeler elde edilen ve mübarek yüzü hürmetine bulutlardan yağmur istenilen Efendimiz Muhammed’e, âile halkına ve ashâbına, her göz açıp kapamada ve her nefeste mükemmel bir salât ve tam bir selâm eyle.”

Yukarıda geçen duâya Hindistan’da “Salât-ı Nâriye” adı verilmekte ve bir fâcia veya felâket meydana geldiği zaman, herhangi bir okuldan öğrenciler ve okul müdürü getirilmekte ve bir evde 444 defa bu duâ okunmaktadır.

1. Yukarıda geçen sözlerin anlamı nedir?

2. İnsanlar;”eğer sözler, şirk ihtivâ etmiyorsa, onları okumaya devam etmekte bir sakınca yoktur. Çünkü bu sözler (müslümanın inancına) zarar vermemektedir. Bunlar, bir tür zikirdir ve insanlara Allah Teâlâ’yı hatırlatmakta, bizi Allah’a yaklaştırsın, belâ ve musibetlerden uzak tutsun diye bunu ek bir duâ olarak okumaktayız”, diyorlar.

3. Mevlid-i Nebevî’de bu duâyı okumanın hükmü nedir? Bu duânın okulun öğrencileri veya mescidin imamı tarafından her yıl düzenli olarak okunmasının herhangi bir zararı var mıdır?

Hamd, yalnızca Allah’adır.

1. Bu bid’at
salât hakkında yukarıda zikredilen sözlerin anlamları
açıktır. Fakat bu sözleri daha fazla açıklamakta bir
sakınca yoktur:

((
ٱلَّذِى تَنْحَلُّ بِهِ

ٱلْعُقَدُ )): “Yani O (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) ,
İçinden çıkılması karmaşık sorunlar ve hallolması
zor olan işler için bir çıkış yolu bulur.”

Bununla şu anlam da murad edilebilir: “O’nunla
öfke ve hiddet sukûnet bulur.”

((تَنْفَرِجُ بِهِ
ٱلْكُرَبُ )): “Yani O’nun sayesinde nefisten keder ve hüzün
gider.”

 ((تُقْضٰى بِهِ
ٱلْحَوَائِجُ)): ” Yani O’nun sayesinde istediğini elde eder
ve  ihtiyacını
karşılamaya çalışır.”

((تُنَالُ بِهِ
ٱلرَّغَائِبُ وَحُسْنُ

ٱلْخَوَاتِيمِ)): “Yani dünyadaki veya âhiretteki arzu ve emelleri
gerçekleşir. Bunlardan birisi de hayırlı bir sonla dünyadan
göç etmesidir.”

((يُسْتَسْقَى
ٱلْغَمَامُ بِوَجْحِهِ

ٱلْكَرِيمِ)): “Yani Allah Teâlâ’ya yağmur yağdırması için O’ndan
(Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den) duâ istenir.

2. Bazı insanların, bu salâtın
(duânın) şirk içermediği ve buna devam etmenin câiz
olduğuna dâir size söyledikleri sözler, bâtıldır.Çünkü
bu iddiâ edilen salât, dîne aykırı birçok şeyleri içermektedir:

a). Bu salâtın, sadece belâ ve musibetler
zamanında söylenmesidir.Bu, ibâdet ihdas etmek için birtakım
sebepler icat etmektir.

b). Bu salât için belirli bir sayı (444) tayin
edilmesidir. Bu, ibâdet ihdas etmek için 
bir kemiyet (nicelik) icat etmektir.

c). Bu salâtın topluca (cemaat halinde)
okunmasıdır. Bu, ibâdet ihdas etmek için bir keyfiyet (nitelik) icat
etmektir.

d). Bu salâtta İslâm şeriatına
aykırı birtakım ibâreler, şirk sözler, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında aşırıya giden
sözler ve Allah -azze ve celle-‘den başkasına nisbet edilmesi
câiz olmayan, fakat Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e nisbet edilen
birtakım fiiller bulunmaktadır.

Bu fiiller; ihtiyaçların O’nunla giderilmesi,
içinden çıkılması karmaşık olan sorunların
O’nunla hallolması, istekler ve hüsn-ü hâtimelerin O’nunla elde edilmesidir.

Oysa Allah Teâlâ, Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
şöyle söylemesini emretmiştir:

 (( قُلْ إِنِّي لا أَمْلِكُ لَكُمْ
ضَرّاً وَلا رَشَداً )) [ سورة الجن الآية: 21 ]

“(Ey
Rasûl! Onlara) De ki: Benim, sizden bir zararı gidermeye, ne de size
bir fayda vermeye gücüm yeter.” (Cin Sûresi: 21)

e). Bu duânın sahibi, İslâm dîninin getirmiş
olduğunu bir tarafa bırakmış, gidip kendi yanından bir
salât ve duâ icat etmiştir. Bu davranış, Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘i, insanların ihtiyaç duydukları şeyleri açıklamakta
kusurlu ve ihmalkâr davranmakla itham etmek demektir.Ayrıca bu
davranış; İslâm şeriatını düzeltmek ve tashih
etmek demektir.

Oysa Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

 

((
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.)) [ متفق عليه
]

“Her kim, bu işimizde
(dînimizde)
onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli Kur’an
ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se,  o ihdâs ettiği şey, kendisine
reddolunmuştur (bâtıldır).” (Buhârî; hadis no: 2550.
Müslim; hadis no: 1718)

Müslim’in
rivâyetinde ise Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ
عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]

“Her kim  işimiz

(dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o
işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona
itibar edilmez).” (Müslim; hadis no:1718)

İbn-i Receb el-Hanbelî -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Bu hadis, İslâm
esaslarından büyük bir esası teşkil etmektedir. Öyle ki
zâhirde (dış görünüşünde) ameller için bir mizan
gibidir.Aynı şekilde: “Ameller, ancak niyetlere
göredir” hadisi de bâtında (iç görünüşünde) ameller
için bir mizan gibidir.Buna göre Allah Teâlâ’nın vechi kerimi kast
edilmeyen (rızâsı aranmayan) her amelde sahibine hiçbir sevap
olmadığı gibi, Allah Teâlâ ve elçisi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in emri üzere olmayan her amel de sahibine iâde olunur
(başına çalınır). Her kim, Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in izin vermediği bir şeyi dînde ihdas
ederse (yenilik çıkarırsa), dînde kendisine hiçbir şey (sevap)
yoktur.” (Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem; c: 1, s: 180)

İmam Nevevî de -Allah ona rahmet
etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Bu hadis, İslâm’ın
kâidelerinden büyük bir kâidedir.Öyle ki bu hadis, Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in özlü sözlerinden (Cevâmiu’l-Kelim’den)
birisidir.Çünkü bu hadis, bid’atları ve dîndeki yenilikleri
reddetme konusunda çok açıktır.İkinci rivâyette (hadiste) daha
fazla açıklama vardır. Şöyle ki: Bazı kimseler,
kendisinden önce başkası tarafından yapılan bir
bid’atı yapmakta inat edebilir. Kendisine şu hadis:

((
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.))

“Her
kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir
şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli Kur’an ve sünnette
aslı olmayan bir şey getirir)se, 
o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır).”

Gerekçe gösterildiğinde;
“Ben bir şey ihdas etmedim” derse, ister yapan ihdas etsin,
isterse kendisinden önce başkası onu ihdas etsin,dîndeki bütün
yenilikleri reddeden şu hadis delil gösterilir:

(( مَنْ
عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.))

“Her kim  işimiz

(dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o
işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona
itibar edilmez).”

Bu hadis; ezberlenmesi,
münkerlerin geçersiz oluşunda kullanılması ve yaygın bir
şekilde delil gösterilmesi gereken şeylerdendir.” (Müslim
Şerhi; c: 12, s: 16)

3. Mevlid-i
Nebevî’ye gelince, bu amel bir bid’attır. Şayet bu amelde hayır
olsaydı, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i insanlar içerisinde en
çok seven sahâbe -Allah onlardan râzı olsun- bizden önce yaparlardı.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in hayatı hakkında Mevlid-i
Nebevî’de okunan şeylerin çoğu, ya zayıf ya da uydurmadır.
Ayrıca bu okunan şeyler, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
hakkında aşırıya gitmeyi de içermektedir.

Bu konuda âlimlerin
görüşleri şöyledir:

a). Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye’ye -Allah ona rahmet etsin-:

“Her
yıl, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in doğduğu gecede
bir hatim indiren kimsenin bu ameli müstehap mıdır, yoksa değil
midir?”

Diye
sorulmuş, bunun üzerine o şöyle cevap vermiştir:

“hamd, Allah’a mahsustur. Ramazan ve Kurban
bayramları ile Teşrik günlerinde insanları biraraya getirmek, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in müslümanlara meşrû
kıldığı İslâm’ın şiârından birisidir.

Ramazan ayında yemek yedirmek sûretiyle fakirlere
yardım etmek de İslâm’ın sünnetlerinden birisidir.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ فَطَّرَ صَائِمًا كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِهِ، غَيْرَ
أَنَّهُ لا يَنْقُصُ مِنْ أَجْرِ الصَّائِمِ شَيْئًا.)) [ رواه أحمد والترمذي
وابن ماجه وصححه الألباني]  

  

“Kim, bir oruçluyu iftar
ettirirse, ona oruçlunun sevabının aynısı verilir
(onun kadar sevap kazanır). Oruçlunun
sevabından da hiçbir şey eksilmez.”

(Ahmed, Tirmizî ve
İbn-i Mâce rivâyet etmişler, Elbânî de “hadis, sahihtir”
demiştir.)

Kur’an okumalarına yardımcı olması
için Kur’an kurslarında okuyan fakir çocuklara yardım etmek, her
zaman için salih amel sayılır. Kim onlara yardım ederse, ecirde onlara
ortak olur.

İslâm dîninin meşrû kıldığı
gün ve aylardan başka, Mevlid gecesi diye adlandırılan
Rebîülevvel ayının bazı geceleri, Receb ayının
bazı geceleri, Zilhicce ayının 18. günü veya Receb
ayının ilk Cuma günü veyahut da câhillerin; “Ebrar
(İyilerin) Bayramı diye adlandırdıkları Şevval
ayının 8. günü gibi, gün, aylar ve mevsimleri bayram edinmeye
gelince, bütün bunlar selef-i salihin müstehap görmediği ve
yapmadığı bid’atlardandır.
Doğrusunu Allah Subhânehu ve Teâlâ

 daha iyi bilir.” (Mecmû’u
Fetâvâ İbn-i Teymiyye; c: 25, s: 298)

b). İbn-i Hâc -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:

“Bazı insanlar, bu zamanda bu manaya
aykırı hareket ederek hata etmişlerdir. O hata da şudur: Bu
mübârek ay, Rebiül-Evvel ayı girdiği zaman hemen tef ve kaval çalarak
oyun ve eğlenceye dalmaktadırlar.

Kim ağlamak istiyorsa, kendi hâline
ağlasın. İslâm’a ağlasın. İslâm’ın, müslümanların
ve sünnete göre hareket edenlerin garip kalışına
ağlasın.

Bu kimseler, keşke çalgılar çalmakla
yetinselerdi. Hatta bazıları Mevlide, Kur’an-ı Kerim okunarak
başlandığı zaman terbiyeli olur. Bu kimseler, nefisleri
coşturmayı en iyi bilen kimselere bakarak aşır okumaya
başlarlar. Bu davranışta birçok yönden bozukluklar
vardır:

Birincisi: Kur’an okuyanın, kıraat
sırasındaki bu görünüşü ve Kur’an âyetlerini,
türkü-şarkı gibi tekrar etmesi, dînen yerilen bir
davranıştır.

İkincisi: Bu davranış, Allah -azze ve
celle-‘nin kitabı Kur’an-ı Kerim’e bir edepsizlik ve ihtiramsız
davranmaktır.

Üçüncüsü: Bu insanlar,
Allah Teâlâ’nın
kitabının okunmasını (kıraatını) kesmekte ve
nefislerinin arzu ve isteklerine meyledip def ve kaval çalmaya,
türkü-şarkı söylemeye ve şarkıcının
yaptığı gibi kırıtmaya yönelmektedirler.

Dördüncüsü: Bu kimseler, münâfıklık
sıfatında olduğu gibi, içlerinde olandan
başkasını göstermektedirler. Bu ise, bir kimsenin,
başka bir şeyi istediği halde onu göstermeyip daha
başka bir şeyi göstermesidir. Çünkü bu kimseler, Kur’an
okumaya başlamalarına rağmen diğer
bazılarının kasıt ve akılları, çalgılarla
bağlantılıdır.

Beşincisi: Bazıları hevâ ve arzusu
başka bir şey istediği için Kur’an kıraatını
kısa keserler.

Altıncısı: Bazı dinleyiciler, Kur’an
okuyan kimse kıraatını uzatınca, kıraatı uzun
olmasından dolayı hoşlandıkları eğlenceyle
meşgul olamadıkları için Kur’an’dan ondan usanırlar. Bu
davranış,

Allah
Teâlâ’nın vasfettiği îmân ehlinde olması
gereken haşyet değildir. Çünkü îmân ehli, kendilerini
öven mevlâları
Allah Teâlâ’nın vasfettiği gibi, Allah’ın
kelâmından hoşlanırlar.

Nitekim
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَإِذَا سَمِعُواْ مَا أُنْزِلَ
إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُواْ
مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ )) [
سورة المائدة الآية: 83 ]

“Rasûle indirileni (Kur’ân’ı)
dinledikleri zaman, hakkı bildiklerinden (Kur’an’ın Allah tarafından indirildildiğine
inandıklarından) dolayı gözlerinin yaşla dolup
taştığını görür ve şöyle dediklerini
işitirsin: Rabbimiz! Biz îmân ettik. Bizi de hakka şâhitlik edenlerle
(kıyâmet günü Muhahammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ümmeti ile) beraber
yaz!” (Mâide Sûresi: 83)

Allah Teâlâ, zikredilen şeyle kelâmını işiten kimseyi vasfetmesine
rağmen bazı bu kimseler bunun aksini yaparak olmaması
gerektiği halde, Rableri -azze ve celle-‘nin kelâmını
işittikten sonra kalkıp oynamaya, sevinç ve mutluluk duymaya ve müzik
eşliğinde eğlenmeye başlıyorlar. Günah işlemekten
hayâ etmemekten dolayı, bu durumu
Allah Teâlâ’ya havâle ederiz.Bu kimseler, şeytanın
amellerini yapıp ecrini âlemlerin Rabbinden istemekte,
Allah Teâlâ’ya ibâdet hâlinde
olduklarını ve iyilik yaptıklarını iddiâ
etmektedirler. Keşke bunu yapanlar ayaktakımı olsalar!

Belâ ve musibet öyle
yaygınlaşmış ki birazcık ilim veya amele, kimisi de
müritlerini eğitmek konusunda şeyhliğe nisbet edilen
birtakım kimseler bunu yapmaktadır.Bütün bunlar, zikredilen
şeylere dâhildirler.

Sonra onlar, bu şeytânî hîle ve melânetli desîseyi nasıl
bilememişler, buna şaşmamak elde değil!

Nitekim içki içen birisini gördüğünüzde içki
içmeye başladığı ilk anda yavaş yavaş
başını sallamaya başladığını, içkinin
etkisi güçlenip sarhoş olunca, arkadaşlarının yanında
hayâ ve vakarının gittiğini görmez misin?

Ey kardeşim!
Allah Teâlâ bize ve sana rahmet etsin!   Şu şarkıcıya bakar
mısın? Şarkı söylemeye
başladığında üzerinde heybet, vakar, güzel bir vaziyet ve
ahlak olan, işâret, ibâret, ilim ve hayrat ehli herkesin kendisini
örnek aldığı ve  dinlediği
bir kimse iken, aynı içki içenin yaptığı gibi
-yukarıda da zikredildiği gibi-, müzik çalmaya
başladığında başını
salladığını, iyice kendinden geçtiğinde de -aynı
içki içenin yaptığı gibi- hayâ ve vakarının nasıl
gittiğini, ayağa kalkıp oynadığını, bu arada
çığlık attığını, sesini yükselttiğini,
ağladığını veya ağlamaya
çalıştığını, huşu duyduğunu,
girip-çıktığını, ellerini
açtığını, gökten meded gelmiş gibi
başını göğe kaldırdığını ve
ağzından köpük geldiğini, kimisinin de elbisesini
yırttığını ve sakalıyla
oynadığını görürsün!

Bu, apaçık bir münkerdir.Çünkü Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- malı yok etmekten
yasaklamıştır. Şüphe yok ki elbiseyi yırtmak, bu
yönden malı yok etmektir.

İkincisi: Bu davranış, görünüş
olarak akıl sahibi birisini, akıllı olmaktan çıkarır.
Zirâ bu gibi hareketler, genellikle delillerden sâdır olur.”
(el-Medhal; c: 2, s: 5-7)

c).
İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi şöyle demiştir:

“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
doğum yıldönümü sebebiyle kutlama merasimi düzenlemek, sonradan
ihdas edilen bir bid’at olduğundan dolayı câiz değildir. Zirâ ne
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, ne râşid halifeleri, ne de
fazîletli üç dönemin âlimlerinden hiç kimse bunu
yapmamıştır.” (İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi Fetvâları; c: 2, s: 3)

d). Değerli âlim Abdulaziz b. Baz’a -Allah ona
rahmet etsin-:

“Müslümanların, Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in doğumu münasebetiyle O’nun hayatını hatırlamaları
için gündüzünü bayram gibi tatil etmeksizin Rebiül-Evvel ayının 12.
gecesini bir mescitte kutlamaları helal olur mu? Bizler bu konuda
görüş ayrılığına düştük. Kimisi; bid’at-ı
hasene, kimisi de; bid’atı hasene olmadığını
söyledi.”

Diye sorulmuş, bunun üzerine o şöyle cevap
vermiştir:

“Müslümanların, ne Rebiül-Evvel
ayının 12. gecesi, ne de başka bir tarihte Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in doğumu sebebiyle kutlama merasimi düzenleme
hakları yoktur. Ayrıca Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den
başka birisinin doğumunu kutlama merasimi düzenleme hakları da
yoktur. Çünkü doğum doğum gününü kutlamak, dînde ihdas edilen
bid’atlardandır. Zirâ Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, dîni
tebliğ eden ve Rabbi
Allah Teâlâ’dan gelen emir ve yasakları uygulayan olmasına
rağmen hayatında iken kendisinin doğum günü
kutlamamış, kimseye de kutlanmasını emretmemiş,
râşid halifeleri, fazîletli üç dönemdeki ashâbının hepsi ve
onlara güzellikle uyan tâbînler de bunu yapmamışlardır. Bununla
bu amelin bir bid’at olduğu anlaşılmış
olmaktadır.Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda
şöyle buyurmuştur:

((
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.))

“Her
kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir
şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli Kur’an ve sünnette
aslı olmayan bir şey getirir)se, 
o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır).”
(Buhârî;
hadis no: 2550. Müslim; hadis no: 1718)

Müslim’in
rivâyetinde ise; -Buhârî senediyle değil de doğrudan râviden nakletmiştir-  Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ
عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]

“Her kim  işimiz

(dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o
işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona
itibar edilmez).” (Müslim; hadis no:1718)

Doğum günlerini kutlamak, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in sünneti üzeri olmayan bir davranıştır.Hatta
bu davranış, insanların, sonraki dönemlerde O’nun dîninde
ihdas ettikleri şeylerden olup reddolunmuş bir ameldir.Oysa Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- Cuma günü hutbesinde şöyle buyururdu:

((
أَمَّا بَعْدُ: فَإِنَّ خَيْرَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ، وَخَيْرَ الْهَدْيِ
هَدْيُ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ،
وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ.)) [ رواه مسلم ]

“Şüphesiz sözlerin en doğrusu, Allah’ın
kitabıdır. Yolların en güzeli, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
yoludur. İşlerin en şerlisi,
(dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerdir
(dîndeki bid’atlardır). Her bid’at, dalâlettir (sapıklıktır).” (Müslim)

 Nesâî’nin
“Ceyyid” bir senedle rivâyet ettiği hadiste şu
fazlalık da vardır:

((…
وَكُلَّ ضَلالَةٍ فِي النَّارِ .))

[
رواه النسائي]

“Her
dalâlet(in sahibi) de, ateştedir.” (Nesâî; hadis no:1560.
Elbânî,”Sahîh-i Sünen-i Nesâî; hadis no:1578)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in doğumunu
kutlamak yerine Siyer-i Nebi,  O’nun
câhiliye döneminden önceki hayatı ve İslâm’daki hayatı
ile ilgili tarihi, okullarda, câmi ve mescitlerde ve başka yerlerde
okutmak yeterlidir.Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-
tarafından meşrû kılınmayan ve hiçbir şer’î delil
bulunmayan kutlama ihdas etmeden Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
doğumu ve vefat tarihi ilgili açıklamalar yapmak da buna girer…

Her türlü hususta yardım ancak
Allah Teâlâ’dan dilenir. Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetiyle yetinmek ve bid’attan sakınmak
konusunda Allah Teâlâ’dan, bütün müslümanlar için hidâyet ve muvaffakiyet
dileriz.” (İbn-i Baz Fetvâları; c: 4, s: 289)

Allah Teâlâ en iyi bilendir.