Amelin salih olabilmesi için gereken şartlar nelerdir?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Değerli
âlim eş-Şenkîtî şöyle demiştir:

Allah
Teâlâ’nın şu âyet-i kerimedeki sözüne:

الذين يعملون
الصالحات [ سورة الكهف من الآية:٢]

“Ve iyi davranışlarda
bulunan mü’minlere, onlar için, güzel bir sevap (cennet) olduğunu
müjdelemek için…”[1]

Amelden
kastın ne olduğunu başka âyetler açıklamış ve üç şey
olmadan amelin salih olamayacağına delâlet etmiştir:

Birincisi: Amelin, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in getirdiği dîne
(yani onun sünnetine) uygun olmasıdır. Bu sebeple Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetine
aykırı olan hiçbir amel, salih değildir. Aksine yapılan
amel bâtıldır.

Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:

وما آتاكم الرسول فخذوه
…[
سورة الحشر من الآية: ٧ ]

“Rasûl size neyi verdiyse (hüküm
olarak neyi meşrû kıldıysa) onu hemen alın. Neyi de
(almaktan veya yapmaktan) yasakladıysa ondan hemen vazgeçin.”[2]

Başka bir
âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

من يطع الرسول فقد أطاع الله
 [
سورة النساء الآية: ٨٠  ]

“Kim, Rasûl’e itaat ederse,
Allah’a itaat etmiş olur. Kim de (Allah
‘a ve Rasûlüne itaat etmekten) yüz çevirirse, (bil ki ey
Muhammed!) Biz, seni onların üzerine bir gözetleyici olarak
göndermedik.”[3]

أم لهم شركاء شرعوا لهم من الدين ما لم
يأذن به الله

[ سورة الشورى
الآية: ٢١]

“Yoksa onların
(müşriklerin) Allah’ın izin vermediği bir dîni meşrû kılan
ortakları mı var? Eğer Allah’ın süre tanıyarak onlara
dünyada azap etmeyeceğine dâir kazâ ve kaderi olmasaydı, derhal
onların aralarında azap etmek sûretiyle hüküm verilirdi.
Şüphesiz ki zâlim (kâfir)ler için (kıyâmette) acıklı bir
azap vardır.”[4]

Bu
konuda daha birçok âyet vardır.

İkincisi: Ameli yapanın, kendisi ile
Allah arasındaki amelini, O’nun rızâsı için yapması
gerekir.

Nitekim Allah Teâlâ
bu konuda şöyle buyurmuştur:

وما أمروا إلا ليعبدوا الله مخلصين له
الدين [ سورة البينة الآية: ٥]


“Halbuki onlara ancak, dini yalnızca O’na has kıl
ıp hanifler olarak Allah’a ibâdet etmeleri, namazı (dosdoğru)
kılmaları zekâtı vermeleri
emrolunmuştu.
İşte dosdoğru dîn, budur.”
[5]     

قل إني أمرت أن أعبد الله مخلصاً له
الدين . وأمرت لأن أكون أول المسلمين . قل إني أخاف إن عصيتُ ربي عذابَ يومٍ عظيمٍ
. قل الله أعبد مخلصاً له ديني . فاعبدوا ما شئتم من دونه
 [ سورة الزمر: ١١ – ١٥ ]


“(Ey Peygamber! İnsanlara) De ki: Bana, dîni Allah’a
hâlis kılarak yalnızca O’na ibâdet etmem emrolundu. Bana,
müslümanların ilki (ümmetimden İslâm’a giren ilk kimse) olmam
emrolundu.(Ey Peygamber!) De ki: (Yalnızca kendisine ibâdet etmem
hususunda) Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün
(kıyâmet gününün) azabından korkarım. (Ey Peygamber!) De ki: Ben,
dînimde ihlasla ancak Allah’a ibâdet ederim. (Ey müşrikler!) O halde siz
de O’ndan başka dilediğinize ibâdet edin! (Ey Peygamber!) De ki: Gerçekten
hüsrana uğrayanlar, (dünyada onları azgınlığa
sevkettikleri ve îmândan saptırdıkları için) kıyâmet günü hem
kendileri, hem de âilelerini hüsrana uğratanlardır. Bilesiniz ki, bu
(müşriklerin hem kendilerinin, hem de âilelerinin hüsranı) apaçık
hüsrandır.”

[6]

Bunun gibi daha
birçok âyet vardır.

 Üçüncüsü: Amelin, îmân ve gerçek inanç
esası üzerine kurulu olması gerekir. Çünkü amel, bir
yapının tavanı, inanç ise onun temeli gibidir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:

من عمل صالحاً من ذكرٍ أو أنثى وهو مؤمنٌ
[ سورة النحل
الآية: ٩٧ ]

” Her kim, erkek
olsun, kadın olsun, mü’min olarak salih amel işlerse, ona (dünyada
malı az da olsa) mutlaka güzel bir hayat yaşatırız ve (âhirette
de) onlara mükafatlarını, elbette (dünyada) yapmakta
olduklarının en güzeli ile veririz.”

[7]

Bu sebeple Allah Teâlâ salih amel konusunda îmânı şart
kılmıştır.

Bu şartın mefhumunu birçok âyet
açıklamaktadır.

Nitekim Allah Teâlâ mü’min olmayanların salih
amelleri konusunda aşağıdaki âyet-i kerimelerde şöyle
buyurmuştur:

وقدمنا إلى ما عملوا
مِن عملٍ فجعلناه هباءاً منثوراً [ سورة الفرقان الآية: 23 ]

“Onların
(îmân etmeyenlerin) yapmış oldukları her salih ameli, ele
alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz
(geçersiz kılarız).”

[8]

أعمالهم كسرابٍ [ سورة النور الآية: 39 ]

“İnkâr
edenlere gelince, onların amelleri, düz arazideki serap gibidir ki susayan
kimse onu su zanneder, nihayet ona geldiğinde orada herhangi bir şey
bulamaz.Üstelik (kıyâmet günü) yanıbaşında onun
hesabını tam olarak gören Allah’ı bulur. Allah ise  hesabı çok çabuk görendir.”

[9]

كرمادٍ اشتدت به الريح … [ سورة إبراهيم الآية: 18 ]

“Rablerini
inkâr edenlerin (amellerinin) durumu, amelleri fırtınalı bir
günde rüzgarın şiddetle savurduğu (hiçbir eseri kalmayan) küle
benzer. Kazandıklarından hiçbir şey, elde edemezler
(kıyâmet günü amellerinden kendilerine fayda verecek hiçbir şey
bulamazlar. Fırtına külü nasıl götürmüşse, küfür de
amellerini boşa götürmüştür). Dosdoğru yoldan tamamen sapmak,
işte budur.”

[10]

Bunun gibi
açıklaması yukarıda geçen daha birçok âyet vardır.

[1]
Kehf Sûresi: 2

[2]

Haşr
Sûresi: 7

[3]

Nisâ
Sûresi: 80

[4] Şûrâ Sûresi: 21

[5]

Beyyine
Sûresi: 5

[6]

Zümer Sûresi:
11-15

[7]

Nahl Sûresi: 97

[8]

Furkan Sûresi:
23

[9]

Nur Sûresi: 39

[10]

Nahl Sûresi: 97