Kur’an sûreleri niçin nüzul sırasına göre dizilmemiştir?

Hamd, yalnızca
Allah’adır.

Bir sûredeki âyetlerin
dizilişi konusunda birçok metinlerin ve icma’ın var olduğu
bilinen ve yaygın bir durumdur. (Bu konudaki) icma’ı, birden fazla
kimse nakletmiştir. Bunlardan biri; el-Burhan adlı kitabında ez-Zerkeşi’dir.
Ebu Cafer’in konuyla ilgili ifadesi şöyledir:

“Âyetlerin
sure içindeki sıralanışı, bizzat Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘in emri ve uygulamasıyla vuku bulmuştu ve bu
hususta müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf da söz konusu
değildir.

Metinlere gelince:

Ahmed, Ebû Davûd, Tirmizî,
Nesâî, İbn Hibbân ve Hâkim’in İbn-i Abbas’tan -Allah ondan râzı
olsun- rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir:

“Osman (b. Affan
r.a)’a dedim ki; Sizi, “mesânî”

Bu
kelime “tekrarlanan” anlamına müsenna’nın veya “ikişerli”
anlamına mesna’nın çoğuludur. Esasen dikkat edilirse, tekrar
manasının menşei de “ikileme”dir. İkilemeden
başlanarak mutlak surette tekrar yapılır. Bu vasıf,
Kur’anın çifte yönü olan, maksatları tekrarlanan, çok okunan bir
metin olduğunu ifade eder. Mesani sıfatı kitabullahın
maksatlarının vicdanlarda iyice yerleşmesi veya daha önce
onu işitmeyenlerin dinleme fırsatı bulması yönünden
Allah Teala’nın nimetini hatırlatmaktadır. Diğer taraftan
bunun, Kur’anın mucizevî özelliğine işaret etmesi
anlamına geldiği de tefsirlerde yer almıştır.
Çünkü bu kadar çok tekrarlanmasına rağmen insanlar ondan
usanmamakta, maksatlarından hangisi tekrarlanırsa muhataplar nezdinde
hep kabul görmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur’anı tavsif
eden bir hadisinde “Ve la yahlukuhu kesretu’t-terdad” (çok tekrar edilmekle
aşınmaz) buyurarak bu vasfını belirtmiştir.

olan Enfal
Sûresi ile “mîîn”

Âyet
sayısı yüz civarında olan surelere (yüzlükler anlamında)
“mîîn denir.

olan Tevbe Sûresini arka arkaya ve “besmelesiz” olarak birbirine bağlamaya
iten ve bu iki sûreyi 7 uzun sûreden ikisi olarak saymanızdaki gâye neydi?.

Osman (b. Affan) dedi
ki: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-’e belli sayıda sûre nazil olurdu. Kendisine her
ne nazil olmuşsa, hemen (vahiy kâtiplerini) çağırır ve
şu âyetleri şuraya, bunları şuraya koyunuz derdi. Enfal Sûresi,
Medine döneminde, ilk inen sûrelerdendi, Tevbe ise, Kur’an’ın en son
inen sûrelerindendi.Kıssaları da birbirine benzemekteydi ve bir tek sûre
sanılmıştı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-  vefat etmeden önce bize, bununla ilgili
bir açıklama yapmamıştı. Bu sebepten dolayı, ben de
ikisini yan yana koydum ve ikisi arasında da besmele koymadım. Ama (7
tane) diğer uzun sûrelerin başına koydum
.” (Hâkim,
İsnadı sahihtir demiştir ve Zehebî de ona mutabık
kalmıştır. el-Müstedrek; c: 2, s: 330)

Bir diğeri; Ahmed
(b. Hanbel)’in Müsned’inde (4/218) hasen isnad’la
Osman b. Affan ve İbn-i Ebi’l-Âs’tan rivayet ettiği şu
hadistir. Demiştir ki:

“Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyordum.(Birden) bakakaldı
ve gözlerini sabitlercesine yere dikiverdi. Sonra dedi ki: “Cebrail (aleyhi’s
selam) geldi ve bana şu âyeti, şu sûrenin şurasına
koymamı emretti” dedi (ve şu âyeti okudu):

))إِنَّ اللهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ
وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنْ الْفَحْشَاءِ وَالْـمُنْكَرِ
وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ )) [سورة النحل الآية: 90]

 “Şüphesiz
Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder;
hayâsızlığı, çirkin işleri, fenalık ve
azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız
diye size öğüt verir.” (Nahl Sûresi: 90).

Bir başkası
da: Buhârî’nin Sahih’inde (4536) numara ile, İbn-i Ebi Müleyke -Allah
ondan râzı olsun-’den rivâyet ettiği şu ifadedir. O
şöyle demiştir:

“İbn’uz-
Zubeyr dedi ki: Osman (b. Affan)’a dedim ki: Bakara
(Sûresi’ndeki) şu ayet,

 ))وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا

…….
إِلَى قَوْلِهِ……… غَيْرَ إِخْرَاجٍ((

 

“İçinizden vefat edip, geriye dul
eşler bırakan (erkekler)……………şuraya kadar…………….evden
çıkarılmaksızın….”

Başka
bir âyetle nesh edilmiştir (hükmü kaldırılmıştır).
Niçin bunu yazıyorsun? O da dedi ki: “Bırakamazsın ey
amcamın oğlu! (Kur’an’dan) hiçbir şeyi yerinden
değiştiremem.”

Bir diğeri: Müslim’in
(1617) numara ile, Ömer’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
ettiği:

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ’e
Kelâle”yi sorduğum kadar başka hiçbir şeyi
sormamışımdır. Öyle ki; bir defasında
parmağıyla göğsüme bastırarak: “Nisâ Sûresinin
sonundaki seyf âyeti sana yetmiyor mu? Demişti”.

Bir diğeri: Bakara
Sûresinin sonları(yla ilgili) hadisler.

Başka biri de: Müslim’in
(809) numara ile Ebu’d-Derda’dan merfu’

Kaynağı Hz. Peygamber (s.a.s)
olan bütün söz, fiil ve takrirler için kullanılan hadis terimi. Merfû,
lügatta, yükseltilmiş demektir. Hadis ıstılahında, Hz.
Peygambere nisbet olunan söz, fiil, takrir ve sıfatlara “merfû
hadis” denir. Merfû hadisin senedi muttasıl veya munkatı’
olabilir. İsnattan sahabî düşerse mürsel olur. Sahabeden
başka bir ravi düşer veya müphem bir râvî zikredilirse o hadise munkatı’
denir. Peşipeşine iki ravi atlanmışsa mu’dal ismini
alır. Her üç halde de isnad munkatı’dır ama hadis yine merfûdur.
Zira bir hadisin merfû oluşu, isnadının kesintisiz olarak Hz.
Peygambere ulaşması yönünden değil, metnin ona izafe
edilmesi bakımındandır. (Subhi es-Sâlih, Hadis İlimleri ve
Hadis Istılahları, çev. Y. Kandemir, Ankara 1973, s. 182).

olarak rivayet
ettiği:

”Kim, Kehf
(Sûresinin) başından 10 âyet ezberlerse, Deccal (in şerri)’nden
korunmuş olur”.

Başka bir rivâyette: “Kim, Kehf
Sûresinin son on âyetini okursa)”

Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-’in, sahabenin de tanıklığında, muhtelif sûreleri
okuması, âyetlerinin sıralanışının tevkîfî
olduğunun delilidir .Sahabe-i Kiram, Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-’den çeşitli vesilelerle duydukları okuyuşundan
başka, (ki, bu tevatür derecesine ulaşmıştır) herhangi
bir sıralama yapmamışlardır.

“İntisar”
adlı kitabında Kadı Ebu Bekir der ki:

“Âyetlerin
tertibi’ (ne uyulması) vaciptir ve zorunlu bir hükümdür. Çünkü
Cebrail -aleyhisselâm-; ‘Şu âyeti, şuraya koyunuz’ diyordu.”

Yine der ki:

“Bizim
vardığımız nihai görüş şudur ki,
Allah’ın indirmiş olduğu, Kur’an’ın yazım şeklini
değiştirmeyi emretmediği ve neshetmediği, Kur’an-ı
Kerim’in tamamının nüzulünden sonra okuyuş olarak (herhangi bir âyeti)
iptal edilmemiş olan Kur’an; işte Osman (b. Affan’ın bir
mushafta toplattığı) iki kapak arasındaki (bu günkü)
Kur’an’dır. Ondan asla bir şey eksilmemiş veya ona herhangi br
ilave yapılmamıştır. Dizgisi ve nazmı Allah
Teala’nın tertibi ve düzeni üzere, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-’in, âyet ve sûreleri sıraladığı gibidir. Herhangi
bir âyetin ne bir (satır/sayfa) ileri alınması, ne de geri çekilmesi
söz konusudur. Ümmet de, kıraatleri ve tilavetiyle Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-’den aldığı gibi, her sûrenin âyetlerini ve
yerlerini (aynen o’nun bildirdiği şekilde) korumuştur.”

Beğavi,
“Şerh’us-Sünne” adlı kitabında demiştir ki:

“Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- Kur’an’dan kendisine nazil olanları, şu anki
mushaflarımızda bulunan sıralamada olduğu üzere ve
Cebrail’in kendisine bildirdiği şekliyle her âyetin yerini; “şu âyeti,
şu suredeki, falanca âyetten sonra, şuraya yazınız”
şeklinde ashabına öğretiyor ve bildiriyordu. Bu yüzden, Sahabe-i
Kiram’ın yaptığı şey, Kur’an’ı bir yerde
toplamaktır, yoksa düzenleme işi değildir yapmış oldukarı
şey!. Zira, Kur’an’ı Kerim, Levh-i Mahfuz’da bu (günkü) tertib üzeredir.
Allah Teâlâ, önce, toplu olarak oradan gökyüzüne, sonra da ihtiyaç
durumuna göre, parça parça (Peygamberine) indirmiştir.
(Dolayısıyla, â) nüzul sırası, Kur’an’daki diziliş ile
aynı değildir.

Sûrelerin
dizilişine gelince; onlar da aynı (âyetlerde olduğu gibi,
Cebrail tarafından bir emirle mi), yoksa sahabe’nin ictihadı ile mi belirlenmiştir?
Bu konuda (âlimler arasında) ihtilaf vardır. Aralarında Malik (b.
Enes), Kadı Ebu Bekir (iki görüşünden birine göre)’inde
olduğu İslâm alimlerinin çoğunluğuna göre; sûrelerin
Kur’an’daki sıralanış düzeni, sahabe’nin ictihadı ile
belirlenmiştir.

İbn-i Faris
demiştir ki:

“Kur’an’ın
toplanmasında iki (önemli) husus vardır:

Birincisi sûrelerin
dizilişi. Yedi uzun sûrenin başa konulması, arkasından  mîîn (âyet sayısı yüz
civarında olan sûreler)’in gelmesi gibi. İşte sahabe’nin
yapmış olduğu bu (kadarını) ifa etmek olmuştur.

Diğeri ise, sûreler
içindeki âyetlerin dizilişleridir. Bu ise, Allah Teâlâ’dan
aldığı emir üzerine, Cebrail’in işaretiyle, Peygamber Efendimiz
-sallallahu aleyhi ve sellem-’in üstlendiği bir görevdir. Buna delil
olarak, selef-i salihînin (İlk müslümanların), sûrelerin
dizilişi hususundaki ihtilafları gösterilebilir.

Çünkü
bazıları sûreleri, (Ali b. Ebi Talip Mushafında olduğu gibi),
nüzul sırasına göre ki, “İkra” ile başlıyordu,
arkasından “Müddessir”, “Nûn” ve “Müzzemmil” şeklinde devam ediyor
idi. İbn-i Mes’ûd’un mushafı’ (Aynı zamanda Ubey -ibn
Ka’b’ın- mushafı)’ nın…başlangıcı ise, çok
farklı bir sıralanışla; “Bakara”, “Nisa”, “Âl-i
İmran”  şeklinde idi.

  “el-Burhan” adlı kitabında, Kirmanî şöyle der:

“Sûrelerin
sıralanışı bu şekildedir. Allah indinde, Levh-i
Mahfuz’da da bu diziliştedir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de
her sene Cebrail’e (Kur’an’ın nazil olan kısmını) bu tertib
üzere okuyordu. Vefat ettiği sene de iki defa okumuştu ve en son
nazil olan âyet, Bakara Sûresinin 281. âyeti idi.

((وَاتَّقُواْ
يَوْماً تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا
كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ )) [سورة البقرة الآية: 281]

“Öyle bir günden sakının ki,
o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese
kazandığı amellerin karşılığı verilecek
ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.” (Bakara Sûresi: 281).

Cebrail -aleyhisselâm-,
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bu âyeti, Deyn (borç) âyeti ile Riba
(fâiz) âyeti arasına koymasını emretmiştir.

  Zerkeşi’de “el- Burhan” adlı kitabında
şöyle demiştir:

“Aralarındaki
ihtilaf, lafzi bir ayrılıktır.Çünkü, ikinci
görüşü destekleyenler; onun ( Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in),
nüzul sebeplerini ve kelimelerin yerlerini öğretmek için onlara
gösterdiğini söylüyorlar. Bu yüzden Malik (b. Enes) diyor ki;
Kur’an’ı Peygamber’den duydukları şekliyle topladılar.
Aynı zamanda da, sûrelerin dizilişinin kendi ictihatları
olduğunu söyleyerek…Dolayısıyla anlaşmazlık
konusu diziliş, sözlü bir emir mi, yoksa fiili bir isnada mı
dayanmaktadır? Ki, bu hususta onlara görüş beyan etme imkanı
verilmiş olsun!!??”

  “el- Medhal” adlı kitabında Beyhaki; Peygamber Efendimiz -sallallahu
aleyhi ve sellem-’in asrında, yukarıda geçen Osman hadisi’nde de
zikredildiği üzere, Enfal ve Tevbe sûresi hariç, Kur’an âyetleri ve sûreleri
bu (günkü) sıralamadaki gibiydi. Demektedir.

  İbn Atıyye’de;
“Tıval (uzun sûreler), Havâmîm
(Hâ mîîmler), ve Mufassal


Alimler
arasında ihtilaf olmakla birlikte, “Mufassal”, Hucurat suresi ile
Şems veya Duha suresine kadar olan surelere verilen isimdir.
Bazıları da; “Kaf suresi ile, Kur’anın sonuna kadar olan
kısmıdır” demişlerdir.

gibi bir
çok sûrenin dizilişi, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- hayattayken bilinmekteydi.
Bunların dışındakilerin tertibi ise, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sonra
ümmetin (önderlerinin) ictihadı ile gerçekleşmiş olabilir,”

der.

  Ebu Ca’fer de diyor ki:

“Metinler,
İbn-i Atıyye’nin, ifade ettiğinden daha fazlasına
tanıklık etmektedir. Geriye tartışmalı olan,
“İkra” ve “Zehraveyn” (Bakara” ve Âl-i İmran) gibi çok az bir
bölümü kalmaktadır.”
(Müslim; hadis no: 804)

  Buhari (4739) numara ile, Abdullah İbn Mes’ûd’un
şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Benî İsrail
(İsra) Sûresi, Kehf, Meryem, Tâhâ ve Enbiya (sûreleri) ilk
dönemlerden (ilk nazil olanlardan)dır. Bunlar, benim ilk
okuduğum sûrelerdir.”

  Ebu Ca’fer en-Nahhas demiştir ki:

“Doğru olan;
sûrelerin (mevcut) diziliş sırasının, Vasile’nin:
“Tevrat’ın yerini, 7  tıval
(uzun) sureler almışır” 
hadisi gereğince, Peygamber (s.a.v) tarafından olduğudur.
Bu hadis; Kur’an’ın yazılışının Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-’den alınma olduğuna delildir.

  İbn-i Hacer şöyle diyor:

“Bazı sûrelerin
veya birçoğunun, arka arkaya sıralanışının,
tevkîfî olması mümkündür. Buna delil ise, Ahmed (b. Hanbel) ve Ebu
Davûd’un, Evs b. Huzeyfe’den rivayet ettikleri şu sözdür. O şöyle
demiştir:

‘Sabah olduğunda, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in
ashabına, “Kur’an’ı hiziplere

 Kur’an’ın hiziplere 
bölünmesi işi, sahabe zamanında sureler dikkate
alınarak yapılmaktaydı. Sahabe-i Kiram, Kur’an’ı genellikle
7 hizbe ayırıyor ve her gece bir hizip okumak suretiyle 7 gecede
tamamını bitiriyorlardı. Ancak, Abbasi devrinde Haccac ibn
Yususf’un emriyle her cüz 2 hizbe, her hizibde 4 rubu’a
ayrılmıştır. İslam dünyasında
yaygınlaşan şekilde bu olmuştur. Bu taksim’de harf
sayıları dikkate yapılmıştır. Bkz.
İslmaweb.net

nasıl
ayırıyorsunuz”? diye sorduk. Onlar da dediler ki: “Bazen altı sûre,
bazen beş sûre, bazen yedi veya dokuz sûre, bazen de on bir veya on üç sûre
şeklinde hiziplere ayırıyorduk. Mufassalların hizbi, “Kaf”
sûresinden, Kur’an’ın sonuna kadar olan kısımdır”. Bu ise,
sûrelerin dizilişinin -şu an elimizde bulunan mushaflarda olduğu
gibi- Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-‘in devrinde de bu şekilde olduğunun delilidir.
O devir de, diğerlerinden farklı olarak, özellikle de mufassal
(sûrelerin) dizilişinin bu (günkü) şekilde olması kuvvetle
muhtemeldir….”
(Bkz. Suyutî’nin; “el-İtkân fî Ulum’il-Kur’an”; c:1, s: 62-65).

Allah en
doğrusunu  bilendir.