Örneğin : Kur’an okuduktan sonra: “Bu kıraatın sevabını, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem-‘e bağışladım”, diyen kimsenin hükmü nedir?

Hamd, yalnızca
Allah’adır.

Bu meselede (âlimlerin görüşüne göre)
doğru olan ve karara bağlanıp halledilen; taatlerin (salih
amellerin) sevabının Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
bağışlanmasının bid’at olduğudur.

Bunun delili şunlardır:

1.            

Bu sevap bağışına hiç gerek yoktur. Çünkü
ümmetinin alacağı ecirlerden hiçbir şey noksanlaşmaksızın
o ecirlerin bir benzeri de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
yazılır.

Nitekim Müslim’in sahihinde sâbit olduğuna göre
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

((
مَنْ دَعاَ إِلىَ هُدىً كاَنَ لَهُ مِنَ اْلأَجْرِ مِثْلُ أُجوُرِ مَنْ تَبِعَهُ
لاَ يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجوُرِهِمْ شَيْئاً، وَمَنْ دَعاَ إِلىَ ضَلاَلَةٍ
كاَنَ عَلَيْهِ مِنَ اْلإِثْمِ مُثْلُ آثاَمِ مَنْ تَبِعَهُ لاَ يَنْقُصُ ذَلَكَ
مِنْ آثاَمِهِمْ شَيْئاً.)) [ رواه مسلم ]

“Kim,
hidâyete çağırırsa (sâlih amel işlemek için
başkasına yol gösterirse), kendisine uyanların (kazandıkları)
sevaplardan hiçbir şey 
eksiltilmeksizin o sevapların bir benzeri de ona verilir.Kim de
dalâlete (sapıklığa) çağırırsa, kendisine
uyanların (kazandıkları) günahlardan hiçbir şey  eksiltilmeksizin o günahların bir
benzeri de ona verilir.”[1]

Başka bir hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:

 ((
مَنْ سَنَّ فِي الْإِسْلامِ سُنَّةً حَسَنَةً فَعُمِلَ بِهَا
بَعْدَهُ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ مَنْ عَمِلَ بِهَا وَلا يَنْقُصُ مِنْ
أُجُورِهِمْ شَيْءٌ.)) [ رواه مسلم ]

“Kim, İslâm’da
güzel bir yol, bir çığır açar da kendisinden sonra onunla amel edilirse,
o yolda gidenlerin ecri gibi, ona da ecir yazılır
ve yapanların ecirlerinden hiç bir şey
eksiltilmez.”[2]

Hak yolun sünnetlerinin hepsini ümmeti için yapan, zaten
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in kendisidir. Dolayısıyla bu
sünnetleri yapan kimsenin, onun sevabını Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘e bağışlamasının hiçbir anlamı ve
faydası yoktur. Hatta bu kimsenin kendisi adına
yaptığı salih amelin sevabını başkasına
çıkarıp bağışlamasıyla kendisi değil de
başkası faydalanmış olur. Dolayısıyla bu sünneti
yapan kimse, yaptığı amelin sevabını
kaçırmış olur. Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-,
başkasının kendisine bağışlamasına gerek
kalmadan bu gibi sevabı alır.

2.            

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, böyle bir davranışı
(salih amelin sevabını başkasına
bağışlamayı) ümmetine sünnet
kılmamıştır.

(( مَنْ
عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه البخاري م مسلم ]

“Her kim,  işimiz

(dînimiz)
üzere olmayan bir amel işlerse, o işlediği amel
reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez).”[3]

3.            

Seleften; Râşid halifeler, bütün sahâbe ve tâbiînler, hayırlı
amelleri, insanlar içerisinde en iyi bilenler olmalarına rağmen
böyle bir şey yapmıyorlar ve insanları da yapmaya
teşvik etmiyorlardı.

Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:

((عَلَيْكُمْ
بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الْمَهْدِيِّينَ الرَّاشِدِينَ، تَمَسَّكُوا
بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ،
فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ.)) [ رواه أبو
داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]

 “Benim
sünnetime ve benden sonraki doğru yolu bulmuş Râşid
halîfelerimin sünnetini alın ve onlara, azı dişlerinizle
ısırırcasına sımsıkı sarılın.
(Dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerden
sakının. Çünkü (dînde) sonradan çıkarılan her
yenilik, bid’attir. Her bid’at, dalâlettir (sapıklıktır).Her
dalâlet(in sahibi) de, ateştedir.”[4]

 Bu
konuda; Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye’nin -Allah ona rahmet etsin-;
“Sevabı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e hediye etmek”
adlı risâlesine bakınız.

İmam Nevevî’nin -Allah ona rahmet etsin-
öğrencisi İbn-i Atâ’ya:

“Kur’an’ı okumak ve sevabını, Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e hediye etmek (göndermek) câiz midir ve bu
konuda bir eser (hadis, sahâbe veya tâbiîn sözü) var
mıdır?” Diye sorulduğunda o şöyle cevap
vermiştir:

“Kur’an-ı Azîz’i okumak, kulu, Allah’a
yaklaştıran en fazîletli amellerdendir. Onun sevabını, Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e hediye etmeye gelince, sözüne itibar
edilen hiç kimseden (hiçbir âlimden) böyle bir şey nakledilmemiştir.
Aksine izin vermediği bir konuda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e ve
O’nun sünnetine bir saldırı sayıldığı için bu
amelin yasaklanması gerekir. Oysa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-,
okunan Kur’an’dan hâsıl olan sevap ile ümmetinin bütün amellerinin
sevabı, İslâm şeriatının aslı kendisi olduğu
için onun sevap hanesine mutlaka yazılacaktır.”

İmam es-Sehâvî -Allah ona rahmet etsin-, hocası
İbn-i Hacer’e -Allah ona rahmet etsin- Kur’an’dan bir şey okuduktan
sonra duâsında:

-Allahım! Bu okuduğum Kur’an’ın
sevabını, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şerefinin
artmasına vesile kıl, diyen kimse hakkında sorulduğunda o
şöyle cevap vermiştir:

“Bu davranış, yeni kurrâların
sonradan çıkardıkları bir şeydir.Bu konuda seleften onlara
delil olabilecek birisinin böyle bir şey
yaptığını bilmiyorum.”[5] 

Bununla birlikte Kur’an okumak ve sevabını
ölülere bağışlamak konusunda âlimler arasında
görüş ayrılıkları vardır.

Bu konuda (70317) ve (46698)
nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.

Fakat Kur’an okumanın ve sevabını
ölülere bağışlamanın câiz olduğu söylense
bile, sevabını Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e
bağışlamak câiz değildir. Çünkü bu davranışı
ile Kur’an okuyan kimse, başkasına hiçbir fayda veremeden kendisi de
o sevaptan mahrum olur.     

Allah Teâlâ en iyi bilendir.

[1] Müslim, hadis no: 2674 

[2]

Müslim, hadis no:
1017

[3]
Buhârî, hadis no: 2697.
Müslim, hadis no:1718

(Lafız, Müslim’e
âittir). 

[4]
Ebu
Davud, hadis no: 4607. Elbânî, “Sahih-i Ebî
Davud”da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.

[5]
İbn-i
Hacer, “Mevâhibu’l-Celîl”, c: 2, s: 544-545