Televizyon seyretmek, İslâm’da mübah mıdır? Eğer mübah ise, bunun şartları var mıdır?

Hamd, Allah Teâlâ’yadır.

Şüphesiz filmleri seyretmek, birçok
sakıncalı durumdan uzak değildir. Bunlar, avret yerlerini açmak,
müzik dinlemek, bozuk inançları yaymak ve kâfirlere benzemeye
çağırmak gibi hallerde ortaya çıkmaktadır. Oysa Allah Teâlâ
bizlere gözlerimizi harama bakmaktan sakınmızı emrederek
şöyle buyurmuştur:

((
قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ
يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ
إِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ.
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ
يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ
زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى
جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ
آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء
بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي
أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ
التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ
الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ
بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللهِ
جَمِيعاً أَيُّهَا الْـمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ )) [ سورة النور الآيتان:30-31]

“(Ey
Peygamber!) Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (kendilerine
helal olmayan kadınlara ve avret yerlerine bakmaktan)
sakınsınlar ve (zinâ, eşcinsellik ve avret yerlerini
göstermek gibi Allah’ın haram kıldığı
şeylerden) ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha
temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların
yapmakta olduklarından haberdârdır. (Ey Peygamber!)
Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan)
esirgesinler ve ırzlarını (Allah’ın haram
kıldığı şeylerden) korusunlar. Görünen
kısmı müstesnâ olmak üzere, zînetlerini (yabancı erkeklere)
göstermesinler.Başörtülerini, (başlarından)
göğüslerinin üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları,
babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları,
kocalarının oğulları,erkek kardeşleri, erkek
kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin
oğulları, kendi (mü’min) kadınları, ellerinin
altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden âilenin
kadınına şehvet duymayan (başkalarının
yardımına muhtaç olan saf kimseler gibi) tâbi kimseler veya henüz
kadınların kadınlık hallerinin farkında olmayan (henüz
şehvet duymayan) çocuklardan başkasına (gizli)
zînetlerini göstermesinler. (Yolda yürürken) gizlemekte
oldukları zînetleri anlaşılsın diye ayaklarını
yere vurmasınlar. Ey mü’minler! (Size emretmiş olduğu bu
güzel sıfatlara ve övülen hasletlere) toptan Allah’a (itaat
etmek sûretiyle) dönün (ve câhiliye toplumunun üzerinde
bulunduğu kötü ahlâk ve sıfatları terkedin) ki (dünya
ve âhirette) kurtuluşa eresiniz.” (Nur Sûresi: 30-31).

Gözleri
harama bakmaktan sakındırmak ferci (ırzı) korumanın
esası ve temeli olunca, Allah Teâlâ ilk önce onu zikretmiştir.Nitekim
Allah Teâlâ gözü, kalbin aynası olarak
yaratmıştır.Kul, gözlerini harama bakmaktan
sakındırdığı zaman, kalbinin de şehvet ve
irâdesini sakındırmış ve ona engel olmuş olur.
Gözlerine, harama bakması için izin verdiği zaman ise, kalbinin şehvetine
izin vermiş ve onu serbest bırakmış olur.


“el-Fadl
b. Abbas -Allah ondan ve babasından râzı olsun- (Vedâ haccında)
Müzdelife’den
Minâ’ya gelirken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bindiği devesinin arkasına
binmişti. Bu sırada koşarak giden bir kadın geçince el-Fadl
ona, o da el-Fadl’a bakmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-
el-Fadl’ın başını diğer tarafa çevirdi.”
(Müslim, hadis no: 1218)

Bu hareket,
gözün harama bakmasına engel olmak ve onu fiille
reddetmektir.Şayet bakmak câiz olsaydı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem- buna onay
verirdi.

Yine
Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘den haber
verildiğine göre o şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ اللهَ كَتَبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ حَظَّهُ مِنْ الزِّنَا
أَدْرَكَ ذَلِكَ لَا مَحَالَةَ، فَزِنَا الْعَيْنِ النَّظَرُ، وَزِنَا اللِّسَانِ
الْـمَنْطِقُ، وَالنَّفْسُ تَـمَنَّى وَتَشْتَهِي، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ
يُكَذِّبُهُ.)) [رواه البخاري]

“Şüphesiz
Allah Âdem oğluna zinâdan yana nasibini
(yani zinâyı temennî
etmek, ona adım atmak, onun için konuşmak, yabancı kadına
bakmak, ona dokunmak ve onunla başbaşa kalmak gibi zinâya aracı olan
şeyleri yapacağını) ezelde takdir etmiştir. Allah’ın
takdir ettiği bu şey, Âdem oğlunun başına
gelecektir. Bundan kaçış yoktur (mutlaka olacaktır). Bu
sebeple gözün zinâsı,
bakmaktır.Dilin zinâsı, konuşmaktır. Kalp de bunu temennî
eder ve buna özlem duyar. Ferc (uzuv) ise,
bunu ya doğrular (tasdik eder), ya da yalanlar.” (Buhârî;
hadis no: 6343).

(Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:

(( اَلْعَيْناَنِ تَزْنِياَنِ وَزِناَهُماَ النَّظَرُ،
وَالشَّفَتاَنِ تَزْنِياَنِ وَزِناَهُماَ التَّقْبِيلُ، وَالْيَداَنِ تَزْنِياَنِ
وَزِناَهُماَ اللَّمْسُ، وَالرِّجْلاَنِ تَزْنِياَنِ وَزِناَهُماَ الْـمَشْيُ،
وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ.)) [ متفق عليه]

“Gözler zinâ eder, onların
zinâsı bakmaktır. Dudaklar zinâ eder, onların zinâsı
öpmektir. Eller zinâ eder, onların zinâsı dokunmaktır. Ayaklar
zinâ eder, onların zinâsı (o işe)
yürümektir. Ferc (uzuv) ise, bunu ya doğrular (tasdik eder),
ya da yalanlar.” (Buhârî; hadis no: 6612. Müslim; hadis no: 2657).

Yine başka
bir hadiste şöyle buyurmuştur:

(( كُتِبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ
نَصِيبُهُ مِنْ الزِّنَا مُدْرِكٌ ذَلِكَ لَا مَحَالَةَ فَالْعَيْنَانِ زِنَاهُمَا
النَّظَرُ، وَالْأُذُنَانِ زِنَاهُمَا الِاسْتِمَـاعُ، وَاللِّسَانُ زِنَاهُ
الْكَلَامُ، وَالْيَدُ زِنَاهَا الْبَطْشُ، وَالرِّجْلُ زِنَاهَا الْـخُطَا، وَالْقَلْبُ
يَهْوَى وَيَتَمَنَّى وَيُصَدِّقُ ذَلِكَ الْفَرْجُ وَيُكَذِّبُهُ.))
[ رواه مسلم]

“Âdem
oğluna zinâdan yana nasibi yazılmıştır
(takdir
edilmiştir). Allah’ın takdir ettiği bu şey, Âdem
oğlunun başına gelecektir. Bundan kaçış yoktur. Bu
sebeple gözlerin zinâsı, (ona) bakmaktır. Kulakların
zinâsı, (onu) dinlemektir.Kulağın zinâsı, (onu)
konuşmaktır. Elin zinâsı, (onu) tutmaktır.
Ayağın zinâsı, (ona) adım atmaktır (yürümektir).Kalp
de onu sevip temennî eder ve
ona özlem duyar. Ferc (uzuv) ise,
bunu ya doğrular (tasdik eder) veya yalanlar.” (Müslim;
hadis no: 4802).”

Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem- hadiste gözün
zinâsı ile başlamıştır. Çünkü  zinânın esası ve temeli,
gözdür. Sonra elin, ayağın, kalbin ve fercin zinâsını
zikretmiş,   konuşmakla olan
dilin zinâsına dikkat çekmiş, bunun da ağzın onu
konuşmasıyla olacağını belirtmiş ve fercin
(uzvun) ise, fiil (zinâ) gerçekleştiği takdirde onu doğrulayan
veya gerçekleşmediği takdirde onu yalanlayan olacağını
açıklamıştır.

Bu hadis,
gözün bakmakla günahkâr olacağını ve bunun da gözün
zinâsı olacağını gösteren en açık delillerden
birisidir.

Ayrıca bu
hadis, bakmayı tamamen mübah kılan kimselere de bir cevap
niteliğindedir.

Yine Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sabit olduğuna göre o Ali b. Ebî Tâlib’e
-Allah ondan râzı olsun- şöyle buyurmuştur:

(( يَا عَلِيُّ! لَا تُتْبِعِ النَّظْرَةَ النَّظْرَةَ؛ فَإِنَّ
لَكَ الْأُولَى، وَلَيْسَتْ لَكَ الْآخِرَةُ.)) [رواه أحمد وأبو داود والترمذي والدارمي وحسنه الألباني
في صحيح الجامع]

“Ey Ali! Bir bakışın peşinden
tekrar bakma (birinci bakışına ikinci
bakışını ekleme)! Çünkü birinci bakış,
senin hakkındır (kasıtlı olmadığı için
birinci bakışında sana bir şey yoktur.)
İkinci bakış ise, senin hakkın değildir (kendi
isteğinle olduğu için ikinci bakışında sana günah
vardır.)” (Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî ve Dârimî rivâyet
etmişler, Elbânî de ‘Sahîhu’l-Câmi’; hadis no: 7953’de hadisin hasen
olduğunu belirtmiştir.)

Okun atılan yerde bıraktığı
tahribatı, haram bakış da kalpte bırakır. Sen onu
öldürmesen bile, onu yaralamış olursun. Haram bakış,
kuru otların içerisine atılan bir kıvılcım
gibidir.Şayet kıvılcım, o otların hepsini yakmasa bile
mutlaka bir kısmını yakacaktır.

Şu sözleri söyleyen kimse ne güzel
söylemiştir:

Bütün olayların başlangıcı (sebebi,
haram) bakıştandır,

Ateşin büyük çoğunluğu da küçük
kıvılcımlardandır…

Sahibinin kalbini kırıp geçiren nice (haram)
bakış vardır,

Kasnağı ve yayı olmayan okların delip
geçmesi gibidir…

Kişi, sağa-sola çeviren bir göze sahip
olduğu sürece,

Başkalarının gözünde tehlikeli bir
durumdadır…

Ruhuna zarar veren ölümü kendisine mutluluk veren,

Zararla getiren sevinç ve mutluluk, hoş gelmesin…

Bunun içindir ki değerli âlim Abdulaziz b. Baz -Allah
ona rahmet etsin- bu gibi şeyler konusunda şöyle demiştir:

“… Televizyon, tehlikeli ve zararları sinema
gibi veya sinemadan daha büyük bir araçtır. Nitekim televizyon konusunda
yazılan araştırma tezlerinden ve Arap ülkeleri ile diğer
ülkelerde televizyonu tanıyan ve bilen kimselerin sözlerinden
televizyonun, akide, ahlak ve toplum üzerindeki tehlikesine ve bunlara
verdiği zararlara delâlet eden birçok şeyleri biliyoruz. Bunun sebebi
de, televizyonda ahlaksızlığın, yoldan çıkaran
kadınların, porno resimlerin, yarı çıplak
kadınların, İslâm dinini yıkmayı amaçlayan konuşmaların,
küfür içeren makalelerin, ahlak, giyim-kuşam, büyüklerini ve devlet
başkanlarını yüceltme ve onlara tazim gösterme konusunda
kâfirlere benzemeyi teşvik etmenin, müslümanın ahlakından ve
giyim-kuşamından soğutmaya çalışmanın, müslüman
âlimleri ve İslâm’ın önde gelen 
kahramanlarını hakir görmenin, onları nefret
ettirici ve hakir görücü rollerde canlandırmanın, onların
yolundan yüz çevirtmenin, hile ve desise yollarını açıklamanın,
yolsuzluk, gayp, soygun, hırsızlık ve insanların aleyhinde
oyunlar ile düşmanlık planları çevirmenin
olmasıdır.”
(Şeyh Bin Baz’ın Fetvâları, ; c:3, s:
227).

Hiç şüphesiz bu konumda olan ve bu zararları
veren şeyin engellenmesi, ondan sakınılması ve ona giden
yolun kapatılması gerekir.Gönüllü kardeşlerimiz onu red
eder ve ondan sakındırırlarsa, bu hareketlerinden dolayı
kınanmamalrı gerekir. Çünkü bu hareket,
Allah Teâlâ ve kulları için bir
nasihattır.

Her kim, televizyonun kontrol altına alınır
da bu kötülüklerden emin olunur ve halkın ancak yararına olan
şeyleri yayınlayacağını zannederse, büyük bir hata
etmiş olur. Çünkü kontrol görevini yapan kimse, bazı
şeylerden habersiz kalabilir. Günümüzde insanların pek çoğu
dışarıdan gelen şeyi taklit etmek ve orada yapılan
şeyleri örnek almaktadır. Ayrıca kendisine kontrol
görevi verilip de bu görevi yerine getiren pek az kimse
olmuştur. Özellikle de bu asırda insanların çoğu
oyun-eğlence, bâtıl şeylere ve hidâyetten yüz çeviren yollara
meyletmişlerdir. İçerisinde bulunduğumuz gerçek de bunu
göstermektedir.

Allah Teâlâ’dan,
bizleri her türlü kötülüklerden korumasını dileriz. Çünkü
O, karşılıksız verendir, cömerttir.