Ben şimdi Avrupa’da yaşıyorum ve üniversitedeki eğitimimi bitirir bitirmez ülkem Fas’a dönme niyetindeyim. Orada (ülkemde) babama âit bir evimiz var.Babam ise çok ağır kanser hastası olup sonunun yaklaştığını hissediyor. Bunun için bu evi sadaka-i câriye olarak tasadduk etmek istiyor.

Benim âilem, tasavvufçu idi.Bazı fertleri hâlâ tasavvufçudur.Babam, insanların evimizde tasavvuf tarikatı üzere zikir çekmelerine izin vermekle onlara iyilik yaptığını zannediyor ve benim de onun ölümünden sonra buna devam ettireceğime dâir benden söz almak istiyor.

Bu davranışların bid’at olduğu konusunda babamı nasıl iknâ edebilirim? Eğer babam iknâ olmazsa, insanların bizim evde zikir çekmeleri için babama verdiğim sözden dönmem câiz midir?

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Şüphesiz sadaka-i
câriye, sahibinin vefâtından sonra bâki kalacak olan ve ölüm
hayatında olmasına rağmen sevabı devâm eden salih
amellerdendir.Bunun içindir ki İslâm şeriatı sadaka-i câriyeyi
teşvik etmiştir.

Nitekim Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ
انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ: إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ
جاَرِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.)) [
رواه مسلم ]

“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine
duâ eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[1]

Fakat üzülerek ifâde etmek
gerekirse insan, vefâtından sonra kendisi için ecri devâm edecek olan
şerî sadakayı seçmekte herkes muvaffak olamamaktadır.

Bunlardan birisi de
bazı insanların, içerisinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
sünneti üzere olmayan, hatta evliyânın gaybı bildiklerini, kâinata
hâkim olduklarını ve nebilerin, bu evliyâya uyduklarını
iddiâ etmek gibi, İslâm şeriatıyla çatışan ve tevhîde
aykırı olan zikirlerin icrâ edildiği tekke ve zâviyeleri
yaptırmakta olduklarını görmekteyiz.

Şeyhulislâm İbn-i
Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Kısacası:
Her kim, şer’î (dîne uygun) olmayan namaz, oruç, kıraat veya cihad
gibi konularda bir şeyi vakfederse, o vakfın geçerli
olmadığı konusunda âlimler arasında hiçbir görüş
ayrılığı yoktur.Hatta böyle vakfetmek isteyen kimse,
bu amelden ve bu harcamadan yasaklanır.”[2]

İbn-i Kayyim -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Vakıf; ancak
Allah’a yaklaştıran, Allah’a ve elçisine itaat olan amellerde geçerli
olur.
Kabir üzerinde kandil yakılan, yüceltilen,
kendisine adak adanan, haccedilen, Allah’ın dışında ibâdet
edilen ve put edinilen türbe ve kabrin üzerine yapılan vakıf geçerli
değildir. İslâm önderleri ve onların yolundan giden hiç
kimse bu konuda aykırı bir görüş belirtmemiştir.”[3] 

Babanızı iknâ etme
yoluna gelince, bu, babanızın durumuna, onun tasavvufa olan
inancına (bağlı olduğuna), dînî ilim ve deliller
karşısında kendisine söylenenleri ne kadar
kavrayacağına bağlıdır.

Soruyu soran
bacımıza, babasıyla
konuşurken
bütün bunları göz önünde bulundurmasını, mümkün
olduğunca onunla yumuşak bir üslupla konuşmasını ve
bid’at olan bu vakfı ve onu vasiyet etme konusunda babasını iknâ
edebilecek sünnet bilgisi olan yakın akrabalarından birisini
araştırıp bulmasını tavsiye ederiz. Eğer bu
vasiyeti ve bid’at vakfı terk etmesi konusunda bütün imkânları zorlamasına
rağmen  babasını iknâ edemezse,
bu takdirde babasının şartını (vasiyetini) kabul
ettiğini göstermesi câiz olur ama bu vasiyeti yerine getirmez. Aksine
babasının vefâtından sonra kendi evinde bu bid’atı icrâ
etmelerine engel olması gerekir. Zirâ kim, haram bir şart
koşarsa, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şu emri gereği o
şartı yerine getirmek câiz değildir:

 ((مَا بَالُ رِجَالٍ
يَشْتَرِطُونَ شُرُوطًا لَيْسَتْ فِي كِتَابِ اللَّهِ، مَا كَانَ مِنْ شَرْطٍ
لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَهُوَ بَاطِلٌ، وَإِنْ كَانَ مِائَةَ شَرْطٍ، قَضَاءُ
اللَّهِ أَحَقُّ، وَشَرْطُ اللَّهِ أَوْثَقُ.)) [رواه البخاري ومسلم]

“Bazı kimselere ne oluyor da Allah’ın
kitabında olmayan şartları, şart koşuyorlar. Kim
Allah’ın kitabında olmayan bir şartı şart koşarsa,
bu bâtıldır (geçersizdir). Böyle yüz şart ileri sürülse
bile Allah’ın şartı en haklı ve en güvenilir
olanıdır.”[4]

Allah Teâlâ en iyi
bilendir.

[1] Müslim;
hadis no:1631

[2] “Mecmû’ el-Fetâvâ”, c:31,
s:37

[3] “Zâdu’l-Meâd”, c:3, s:507

[4] Buhârî, hadis no: 2579.
Müslim, hadis no: 1504