Âilesi ve çocuklarından, hatta tanıdıklarından veya arkadaşlarından olmayan birisinin ölen kimse için sadaka niyetiyle bir mescit yaptırması veya sadaka vermesi sahih midir?
Ölen kimse için ona duâ etmek mi daha fazîletlidir, yoksa onun adına sadaka vermek mi daha fazîletlidir?
Bu konuda bizi delilleriyle birlikte bilgilendirebilir misiniz?
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Birincisi:
Ölen kimsenin
adına verilen sadakanın sahih (geçerli) olabilmesi için, ölen
kimsenin yakın akrabalarından ve çocuklarından olması
şart değildir. Aksine yakın akraba tarafından verilen
sadaka sahih olduğu gibi,uzak (yakın akraba olmayan) birisi
tarafından vesilen sadaka da sahihtir.
İbn-i Kudâme -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
“Bir kimsenin, müslüman
ölü için yaptığı ve sevâbını ona
bağışladığı her türlü salih amel, Allah’ın
izniyle ölüye fayda verir (sevâbı ona ulaşır).”[1]
Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
“İnsanın,
müslümanların ölülerinden birisine sevâbını
bağışlama niyetiyle bir ibâdeti Allah -azze ve celle-‘ye
yapması câizdir. Bu ölü, ister yakın akrabası olsun,
isterse yakın akrabalarından birisi olmasın, farketmez.”[2]
Buna göre bir kimsenin
ölen arkadaşının adına sadaka vermesi veya
sevâbını ona bağışlama niyetiyle bir câmi veya mescit
yaptırması sahihtir.Bütün bu amellerin ecri, Allah’ın izniyle ölüye
ulaşır.
Sadakanın
sevâbının ölüye ulaşacağı konusunda (208639) ve (157658) nolu soruların cevaplarına bakabilirsiniz.
İkincisi:
Ölüye duâ etmenin ve
onun adına sadaka vermenin (tasadduk etmenin) câiz olduğuna hadisler
delâlet etmiştir. Ölüye duâ etmek ile onun adına sadaka vermek
arasında hiçbir çelişki yoktur.
Bir kimse, ölen kimse
adına sadaka verebileceği gibi aynı zamanda ona duâ da edebilir.
Fakat efdaliyet yönüne bakacak olursa, ilim ehli, ölü için duâ
etmenin, onun adına sadaka vermekten daha fazîletli olduğu veya ölü
için bağışlanması en fazîletli olan şeyin,
tartışmasız duâ olduğu görüşüne
varmışlardır.
Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
“Ölü için en
fazîletli olan; onun adına sadaka vermek veya kurban kesmek veyahut da
haccetmek yerine ona duâ etmektir. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘in ölen kimse için yapılmasını istediği ve
teşvik ettiği şey; duânın tâ kendisidir.
Nitekim Nebi -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘den sâbit olan hadiste o şöyle buyurmuştur:
(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ
انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ: إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ
جاَرِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.))
[رواه مسلم]
“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine duâ
eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[3]
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste,
kendisine duâ eden salih evladı zikretmiştir.Hadis, salih amel hakkında
olmasına rağmen Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem: “Kendisi adına sadaka veren veya hacceden veyahut da buna
benzer salih ameller işleyen salih evlat” dememiştir.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ölen kimse için
diğer salih amelleri bırakıp duâyı tercih edince,
duânın daha fazîletli olduğu anlaşılmış
olmaktadır.
Bu
sebeple ben, müslüman kardeşlerime, ölülerine salih amellerin
sevaplarını bağışlamak yerine, onlara duâ etmelerini,
salih amelleri de kendilerine yapmalarını öğütlüyorum.
Çünkü hayatta olan kimse salih amele muhtaçtır. Hiç kimse yoktur ki
öldükten sonra salih amel için pişmanlık duymuş
olmasın. Eğer kişi iyi bir insan ise, hayır
işleyerek sevabını artıramadığı için,
eğer kötü bir insan ise, belki tövbe edip Allah’tan af ve
mağfiret dilemediği için pişman olacaktır.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ
ارْجِعُونِ (99) لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحاً فِيما تَرَكْتُ كَلاَّ إِنَّها
كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُها وَمِنْ وَرائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
(100) )) [سورة المؤمنون الآيتان: 99-100]
“Nihayet
onlardan birine ölüm gelince: Rabbim! Beni dünyaya geri gönder ki,
terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım, der. Hayır! Bu,
sadece onun söylediği
(boş)
bir sözden ibârettir.Onların arkasında, tekrar dirilecekleri
güne kadar (devam edecek, dünyaya dönmelerine engel) bir perde (berzah)
vardır.”[4]
Allah
-azze ve celle- yine şöyle buyurmuştur:
(( وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ
يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلا أَخَّرْتَنِي إِلىَ أَجَلٍ
قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ (10) وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللَّهُ
نَفْساً إِذَا جاءَ أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِما تَعْمَلُونَ (11) )) [سورة
المنافقون اليتان: 10-11]
“Herhangi
birinize ölüm gelip de:Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar
geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demeden önce, size
rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda
harcayın.Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez.
Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”[5]
Ey hayatta olan kardeşim!
Salih amele sen muhtaç durumdasın. Bu
sebeple salih ameli kendin için yapmalısın. Baban, annen, erkek veya
kız kardeşlerinden ölmüş olanlara ve müslümanlardan
diğer ölmüş olanlara da duâ etmelisin.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
sünnetinin delâlet ettiği şey, işte budur.
Fakat bununla birlikte insan, sevâbı ölen
kimse için olsun diye onun adına sadaka verirse veya onun yerine oruç
tutarsa veyahut da namaz kılar da sevâbını ona
bağışlarsa, bunda bir sakınca yoktur.”[6]
Allah Teâlâ en iyi
bilendir.
[1] “el-Muğnî”, c: 2, s:
226
[2] İbn-i Useymîn, “Fetâvâ
Nurun ale’d-Derb”,
[3] Müslim;
hadis no:1631
[4] Mü’minun
Sûresi: 99-100
[5] Münâfikun
Sûresi: 10-11
[6] İbn-i
Useymîn, “Fetâvâ Nurun ale’d-Derb”
