Bid’at kısmında, sevap elde etmek için herhangi bir sûreyi 100 defa okumanın bid’at olduğu zikredilmişti.Tasavvufçulara âit, Hakîm Muînuddin Şiştî tarafından yazılmış olan “Tasavvufun Masumiyeti” adındaki kitapta yazar, insanların, tasavvufçuların Allah Teâlâ’ya yakın olduklarına emîn olmaları için bu gibi tarikatları kullanmanın gerekçelerini ve bu tarikatların Allah Teâlâ tarafından uyku yoluyla bir ilham olduğunu belirtmiştir.

Bu söylenen şey, bid’attan mıdır?

Tasavvufçuların doğruluklarını nasıl araştırabiliriz?

Bu davranış, İslâm’da câiz midir?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Allah Teâlâ, kendi dostlarını şu iki vasıfla,
îmân ve takvâ ile vasıflandırmıştır:

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( أَلاَ إِنَّ أَوْلِيَاء اللهِ لاَ
خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ{62} الَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ
يَتَّقُونَ{63}))
[ سورة يونس
الآيتان: 62-63 ]

“Bilesiniz
ki Allah’ın dostlarına (âhirette azaptan yana) hiçbir korku yoktur. Onlar (kaybettikleri dünya) nimetlerine de üzülmeyeceklerdir.Onlar
(ın vasıfları:
Allah’a) îmân eden
ve (Allah’ın emirlerini
yerine getiren ve yasaklarından sakınan) takvâya
ermiş kimselerdir.”
(Yunus Sûresi: 62-63).

Kim,
mü’min ve takvâ sahibi olursa, Allah Teâlâ’nın dostu olur.

İkincisi:

Allah Teâlâ’nın dostları, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den gelene
aykırı hareket etmezler.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- dînde bid’at
çıkarmaktan şiddetle sakındırmıştır.
Çünkü Allah Teâlâ dînini
kemâle erdirmiş ve kulları üzerindeki nimetini
tamamlamıştır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((… اَلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ
دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلاَمَ
دِيناً…))
[ سورة المائدة من الآية: 3 ]

“Bugün size
dîninizi kemâle erdirdim,
(sizi
câhiliyet karanlığından İslâm nûruna çıkarmak
sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak size
İslâm’ı seçtim.” (Mâide Sûresi: 3)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle
buyurmuştur:

 ((
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.))

[ متفق عليه ]

“Her kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık
veya gizli Kur’an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se,  o ihdâs ettiği şey, kendisine
reddolunmuştur (bâtıldır).” (Buhârî; hadis no:
2550. Müslim; hadis no: 1718)

Üçüncüsü:

Buna göre sen, Allah
Teâlâ’nın dostu ile şeytanın
dostunu birbirinden ayırt edebilirsin.

Şöyle ki: Örneğin câmide cemaatle
namaza devamlılık göstermesi bakımından onun durumunu,
ahlakını ve dînini araştırmakla veya onu, insanların
mallarını bâtıl yolla yemekten uzak durmasıyla veyahut da
Allah Teâlâ’nın dînine
bir şey eklememek veya ondan bir şey eksiltmemek sûretiyle haddi
aşmamasıyla onun Allah Teâlâ’nın dostu olduğunu ayırt edebilirsin.

4. Müslümanın, devamlı yapacağı veya
başkasına tavsiye edeceği, virdler, zikirler ve duâlar gibi, bir
zikri ihdas (icât) etmesi, câiz değildir. Bu konuda sahih sünnette gelen
duâ ve zikirler, kendisine yeter.Bunlarla yetinmeyip yeni duâ ve zikirler ihdas
ederse, ya bid’atçı, ya da bid’ata çağıran olur.

Oysa Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا
هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.))
[ متفق عليه ]

“Her kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık
veya gizli Kur’an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se,  o ihdâs ettiği şey, kendisine
reddolunmuştur (bâtıldır).” (Buhârî; hadis no:
2550. Müslim; hadis no: 1718)

Müslim’in rivâyetinde ise şöyle
buyurmuştur:

(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]

“Her kim  işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o
işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona
itibar edilmez).” (Müslim; hadis no: 1718)

İbn-i Receb el-Hanbelî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:

“Bu hadis, İslâm esaslarından büyük bir
esası teşkil etmektedir. Öyle ki zâhirde (dış
görünüşünde) ameller için bir mizan gibidir.Aynı şekilde:
“Ameller, ancak niyetlere göredir” hadisi de bâtında (iç
görünüşünde) ameller için bir mizan gibidir.Buna göre
Allah Teâlâ’nın
vechi kerimi kast edilmeyen (rızâsı aranmayan) her amelde sahibine
hiçbir sevap olmadığı gibi, Allah Teâlâ ve
elçisi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in emri üzere olmayan her amel de sahibine
iâde olunur (başına çalınır). Her kim, Allah Teâlâ ve
elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in izin vermediği bir
şeyi dînde ihdas ederse (yenilik çıkarırsa), dînde kendisine hiçbir
şey (sevap) yoktur.” (Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem; c: 1, s: 180)

İmam Nevevî de -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:

“Bu hadis, İslâm’ın kâidelerinden büyük
bir kâidedir.Öyle ki bu hadis, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
özlü sözlerinden (Cevâmiu’l-Kelim’den) birisidir.Çünkü bu
hadis, bid’atları ve dîndeki yenilikleri reddetme konusunda çok
açıktır.İkinci rivâyette (hadiste) daha fazla açıklama
vardır. Şöyle ki: Bazı kimseler, kendisinden önce
başkası tarafından yapılan bir bid’atı yapmakta inat
edebilir. Kendisine şu hadis:

(( مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا
هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ.))
[ متفق عليه ]

“Her kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık
veya gizli Kur’an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se,
o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır).”
(Buhârî; hadis no: 2550. Müslim; hadis no: 1718)

Gerekçe gösterildiğinde; “Ben bir şey
ihdas etmedim” derse, ister yapan ihdas etsin, isterse kendisinden
önce başkası onu ihdas etsin,dîndeki bütün yenilikleri reddeden
şu hadisi delil gösterilir:

(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه مسلم ]

“Her kim  işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o
işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona
itibar edilmez).” (Müslim; hadis no: 1718)

Bu hadis; ezberlenmesi, münkerlerin geçersiz
olduğunda kullanılması ve yaygın bir şekilde delil
gösterilmesi gereken şeylerdendir.” (Müslim Şerhi; c: 12,
s: 16)

Beşincisi:

Şeyhuslislâm İbn-i Teymiyye
-Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:

“Hiç şüphe yok ki zikirler ve duâlar, en
fazîletli ibâdetlerdendir. İbâdetler ise, Allah Teâlâ ve
elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘nin emrine binâ olunmuş ve
onlara uyulması gerekir. Yoksa hevâ ve dînde yeniliklere binâ
olunmamıştır.Dolayısıyla duâlar ve Nebevî zikirler,
arayan kimse için en fazîletli zikir ve duâdır. Bu zikir ve duâya devam
eden kimse, emniyet ve selâmet yolu üzeredir.İnsanın dili, bu zikir
ve duâlardan elde edilen fayda ve semereleri anlatamaz ve bir insan bunu
kavrayamaz.Bu zikir ve duâların dışındaki zikir ve duâlar,
haram da olabilir, mekruh da olabilir.Belki de onda insanların
çoğunun idrak edemediği şirk de olabilir. Bu, detayı uzun
olan bir konudur.

İnsanlar için sünnet olmayan zikirler ve duâlar icât
etmeye ve insanların beş vakit farz namazları devamlı
kıldıkları gibi, onları sürekli yapılan bir ibâdet
hâline getirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.Aksine bu davranış,
Allah Teâlâ’nın
izin vermediği yeni bir dîn çıkarmaktır… Dînî olmayan bir
virdi (zikri) edinmeye ve onu sünnet hâline getirmeye gelince, bu, dînde
yasaklanan şeylerdendir. Bununla birlikte şer’î olan duâ ve
zikirlerde pek büyük gâyeler ve yüce hedefler vardır. Bunları, ancak
câhil veya ihmalkâr veyahut da haddi aşan kimse bırakıp da dînde
sonradan çıkarılan zikir ve duâlara yönelir.” (Mecmû’u
Fetâvâ; c: 22, s: 510-511)

Allah Teâlâ en iyi bilendir.