Zikirlerden “Subhanallah” veya başka birisini 100 defa söyledikten sonra bunun sevabını anne ve babama bağışlıyorum, diye duâ edebilir miyim?
Bilindiği üzere babam vefat edeli çok oldu. Annem ise, hâlâ hayattadır.
Hamd, yalnızca Allah’adır.
İslâm âlimleri, (salih amelin) sevabını,
ölüye bağışlamanın câiz olup-olmadığı
ve bu sevabın ölüye ulaşıp-ulaşmadığı
konusunda iki görüşe ayrılmışlardır:
Birincisi:
Ölüye bağışlanan her salih amelin
sevabı ona ulaşır. Kur’an okumak, oruç, namaz ve diğer
ibâdetler, bu salih amellerdendir.
İkincisi:
Ulaştığına delâlet eden bir delil
olmadıkça salih amellerden hiçbir şey ölüye ulaşmaz. Tercih
edilen görüş de budur.
Bunun delili, Allah Teâlâ’nın şu sözüdür:
((
وَأَنْ لَيْسَ لِلإِنْسَانِ إِلا مَا سَعَى )) [ سورة النجم من الآية: 39 ]
“İnsan
için ancak çalıştığı vardır (kendi
emeğinden başkası yoktur).”[1]
Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:
(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ
إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ: إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ جاَرِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ
بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.)) [ رواه مسلم ]
“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî ilimleri
öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine duâ eden
hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[2]
Nitekim
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-
(kendisi hayatta iken) amcası Hamza -Allah ondan râzı olsun-,
hanımı Hatice -Allah ondan râzı olsun- ve üç kızı
vefat etmişler, fakat Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in onlardan
birisi için Kur’an okuduğuna veya kurban kestiğine veya oruç
tuttuğuna veyahut da namaz kıldığına dâir hiçbir
şey gelmemiştir. Bu konuda sahâbeden de
hiçbir şey nakledilmemiştir. Şayet bu davranış
meşrû olsaydı, onlar bizden önce bunu yaparlardı.
Delilin istisnâ kıldığı ve
sevabının ölüye ulaştığına delâlet eden
amellere gelince, bunlar:
1.
Hac.
2.
Umre.
3.
Farz veya vâcip oruç (Ramazan ve adak orucu).
4.
Sadaka.
5.
Duâ.
Hâfız İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin-
Allah Teâlâ’nın:
((
وَأَنْ لَيْسَ لِلإِنْسَانِ إِلا مَا سَعَى )) [ سورة النجم من الآية: 39 ]
“İnsan
için ancak çalıştığı vardır (kendi
emeğinden başkası yoktur).”[3]
Sözünü tefsir ederken şöyle
demiştir:
“İmam Şâfiî ve ona uyan
âlimler, bu âyetten şu hükümleri çıkarmışlardır:
Kur’an okuyup da sevabını ölülere
bağışlamakla sevabı ölülere ulaşmaz.Çünkü
okunan Kur’an, onların amellerinden ve kazançlarından değildir.
Bunun içindir ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetini bunu yapmaya
teşvik etmemiş, bir söz veya işâretle de olsa kimseyi buna
yönlendirmemiştir. Sahâden hiç kimseden
böyle yaptıklarına dâir bir şey de
nakledilmemiştir.Şayet bu davranış hayırlı bir
amel olsaydı, onlar bizden önce bunu yaparlardı. Kulu, Allah’a
yaklaştıran salih ameller, Kur’an ve sünnetten delillerle
belirlenmiştir. Bu konuda hiçbir kıyas ve görüş söz
konusu olamaz. Duâ ve sadakaya gelince, bunun sevabının ölüye
ulaştığına dâir âlimler arasında görüş
birliği ve şâri’den (Kur’an ve sünnetten) deliller vardır.”[4]
Üstelik biz bütün salih amellerin
sevabının ölüye ulaştığını kabul etsek
bile, ölüye fayda verecek en fazîletli amel, duâdır. Öyleyse
Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in teşvik ettiği amelleri
bırakıp da ne kendisinin, ne de ashâbından hiç kimsenin
yapmamış olduğu şeylere yöneliyoruz. Her türlü iyilik
ve hayır, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashâbının
yolundadır.
Değerli âlim Abdulaziz b. Baz’a -Allah ona rahmet etsin-, ister
ölmüş, isterse hayatta olsun, okunan Kur’an’ın ve sadakanın
sevabını, anneye bağışlamanın hükmü hakkında
sorulduğunda o şöyle cevap vermiştir:
“Kur’an okuyup sevabını bağışlama meselesine
gelince, sevabının ölüye
ulaşıp-ulaşmayacağı konusunda âlimler iki görüşe
ayrılmışlardır.Bu konuda en tercihli görüş; delil
olmadığı için sevabının ulaşmayacağı
yönündedir. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-,kendisi
hayatta iken ölen üç kızı ile müslümanlardan ölenler için
bunu yapmamıştır. Bildiğimiz kadarıyla sahâbe de
-Allah onlardan râzı olsun- böyle bir şey
yapmamışlardır. Bu sebeple mü’minin bunu terk etmesi,ister
ölüler için, isterse diriler için Kur’an okumaması ve onlar için
namaz kılmaması, yine onlar için nâfile oruç tutmaması daha
evlâdır.Çünkü bütün bunların hiçbir delili yoktur. İbâdetlerde
aslolan; tevkıfî olmasıdır. Yani Allah Teâlâ’nın
kitabından veya elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetinden
o ibâdetin meşrûluğunun sâbit olması gerekir.
Sadakaya gelince, bunun hem diriye, hem de ölüye fayda vereceği
konusunda müslümanlar görüş birliği içerisindedirler.
Aynı şekilde duânın da hem diriye, hem de ölüye fayda
vereceği konusunda müslümanlar görüş birliği
içerisindedirler.
Dolayısıyla hayatta olan kimsenin, kendisinin verdiği veya
başkasının kendisi adına sadakadan (sevap
bakımından) faydalanacağında şüphe yoktur.
Duâdan da faydalanacaktır. Zirâ hayatta olan anne ve babasına duâ
eden kimse, onlar evladının duâsından nasıl
faydalanıyorlarsa, aynı şekilde onlar hayatta iken
evladının onlar adına vermiş olduğu sadaka da onlara
fayda verecektir.
Aynı şekilde hac da böyledir. Eğer anne ve baba,
yaşlılıktan veya iyileşme ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle
haccı edâ etmekten âciz iseler, onların adına yapılan hac,
onlara fayda verecektir.
Bunun için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den şu hadis sâbittir:
Haş’am kabilesinden bir
kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e gelerek:
(( يَا رَسُولَ اللهِ! إِنَّ فَرِيضَةَ اللهِ عَلَى عِبَادِهِ فِي
الْحَجِّ أَدْرَكَتْ أَبِي شَيْخًا كَبِيرًا، لاَ يَثْبُتُ عَلَى الرَّاحِلَةِ،
أَفَأَحُجُّ عَنْهُ؟ قَالَ: نَعَمْ، وَذَلِكَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ.)) [ رواه
البخاري ]
“Ey
Allah’ın elçisi! Allah’ın hac hususundaki farz emri babama çok
yaşlı iken erişti. Deve üzerinde bile duracak halde
değildir. Onun yerine haccedebilir miyim? diye sordu.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-:
-Evet!
(Onun yerine
haccedebilirsin), buyurdu.
Bu
olay,
Vedâ haccında idi.”[5]
Başka
bir adam Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e gelerek:
(( يَا رَسُولَ
اللَّهِ! إِنَّ أَبِي شَيْخٌ كَبِيرٌ لَا يَسْتَطِيعُ الْحَجَّ وَلَا الْعُمْرَةَ،
وَلَا الظَّعْنَ قَالَ: حُجَّ عَنْ أَبِيكَ، وَاعْتَمِرْ.))
“Ey
Allah’ın elçisi! Şüphesiz babam, hac ve umre yapamayacak, devenin üzerinde duramayacak
kadar çok
yaşlıdır. (Onun yerine hac ve umre yapabilir miyim?) diye
sordu.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
-Babanın yerine hac ve umre yap, buyurdu.”
Bu hadisler, ölünün veya hayatta olup da
yaşlılık sebebiyle hac yapamayacak derecede olan erkek veya
kadının yerine hac yapmanın câiz olduğuna delâlet
etmektedir.
Dolayısıyla ölünün yerine sadaka vermek, ona
duâ etmek, onun yerine hac veya umre yapmak, aynı şekilde hayatta
olup da âciz olan kimsenin adına bunları yapmak, ilim ehlinin hepsine
göre bütün bunlar fayda verir.
Aynı şekilde ölen kimsenin üzerinde adak,
keffâret veya Ramazan orucu gibi farz veya vâcip oruç borcu kalmışsa,
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şu sözünün bu konuda genel
oluşu sebebiyle onun yerine oruç tutulabilir:
(( مَنْ مَاتَ
وَعَلَيْهِ صِيَامٌ، صَامَ عَنْهُ وَلِيُّهُ.)) [ متفق عليه ]
“Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde
ölürse,
onun yerine velisi oruç tutar.”[6]
Bu anlamda daha birçok hadis vardır. Fakat bir
kimse, hastalık veya yolculuk gibi şer’î bir mazeret gereği
gecikir de Ramazan orucunu kaza edemeden vefat ederse, dînen mazur
görüldüğü için o orucu kaza etmesine veya her gün için bir yoksulu
doyurmasına gerek yoktur.”[7]
Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn’e -Allah
ona rahmet etsin-:
“Bir kimsenin, malından sadaka vermesi ve
başkasını o ecre ortak etmesi câiz midir?” diye
sorulduğunda o şöyle cevap vermiştir:
“Bir kimsenin malından sadaka verirken
babası,annesi,kardeşi veya müslümanlardan dilediği kimse adına
niyet etmesi (onları da ecre ortak etmesi) câizdir. Çünkü ecir
çoktur. Zirâ sadaka verirken niyet Allah Teâlâ’ya hâlis kılınır
ve sadaka helal kazançtan olursa, ecri kat kat fazla olur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
(( مَثَلُ
الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ
أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ
يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ)) [ سورة البقرة الآية: 261 ]
“Mallarını
Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her
başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir.Allah, dilediğine kat kat
verir.Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”[8]
Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem- (Kurban bayramında) hem kendisi, hem de hâne
halkı adına sadece bir koyun keserdi (böylelikle onları
ecrine ortak ederdi).”[9]
(Soruyu soran
kardeşim!)
Bu
anlattıklarımızdan açıkça belli oluyor ki, yukarıda
zikrettiğiniz zikrin ecrini, ister hatta olsunlar, isterse ölmüş
olsunlar, anne ve babanıza bağışlamanız konusunda
tercihli görüşe göre bu davranışınız
doğru değildir.
Sana sadece şunu
tavsiye edebiliriz:
Anne ve babana bol bol
duâ edin ve onların adına sadaka verin (tasaddukta bulunun). Her
türlü hayır ve iyilik, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ve ashâbı
kiram’ın yoluna tâbi olmaktan geçer.
Allah Teâlâ en iyi
bilendir.
[1] Necm Sûresi: 39
[2] Müslim;
hadis no:1631
[3] Necm Sûresi: 39
[4] “İbn-i Kesir Tefsiri”,
c: 4, s: 258.
[5]
Buhârî, hadis
no: 1513
[6]
Buhârî
ve Müslim
[7] “Mecmû’ Fetâvâ ve Mekâlâti
İbn-i Baz”, c: 4, s: 348.
[8] Bakara Sûresi: 261
[9] “Fetâvâ İbn-i Useymîn”,
c: 18, s: 249.
