Bizde insanlar, ölenin vefâtından dolayı kırkıncı güne özel yemek pişirirler. Fakat biz bunu haram olarak görüyoruz. Bundan dolayı da bu gibi yemeklere gitmiyoruz. Ancak ölen kimsenin yakınları olan komşularımız, evimize yemek gönderip çocuklarımıza vermişler. Çünkü ben, (yabancı oldukları için) onların diliyle konuşamıyorum. (Yemeği reddederek) onların duygularını yaralamak ve kalplerini kırmak da istemiyorum. Bu sebeple yemeği alıp eşimin annesine yani kaynanama verdim ve (yemeği verirken de) bunun haram olduğunu ve hayvanlara vermesini veya sahiplerine iâde ederek bu yemekten kurtulmasını söylemiştim. Kaynanam ise, bu yemeği ne hayvanlara vermiş, ne de sahiplerine iâde etmiş, aksine bunu yapmak yerine yemeği; “Bu, yapılması haram olan âdettir, ama yemek haram değildir. Dolayısıyla yemeği yemekte bir sakınca yoktur”, diyen kocasına vermiş.

Şimdi ben, bu yemeğin hükmünü öğrenmek istiyorum. Bu yemeği yemek câiz midir, yoksa değil midir? Eğer yenilmesi câiz değil ise, bu yemeği ne yapmamız gerekir? Bu yemeği başka birisine verirsem ve o kimse de bu yemeği yerse, bana günah olur mu?

Hamd, yalnızca
Allah’adır.

Birincisi:

Sünnet
olan; komşuların, yakın akrabaların ve dostların,
yemek yapıp onu ölen kimsenin âilesine hediye etmeleridir.

Nitekim
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den sâbit olduğuna göre,
amcasının oğlu Cafer b. Ebî Talib’in -Allah ondan râzı
olsun- Mute gazvesinde savaşırken ölüm haberi kendisine
ulaştığında o şöyle buyurmuştu:

((اصْنَعُوا
لِآلِ جَعْفَرٍ طَعَامًا، فَقَدْ أَتَاهُمْ مَا يَشْغَلُهُمْ.)) [رواه الترمذي،
وحسنه ، وأبو داود، وابن ماجه، وحسنه ابن كثير، والشيخ الألباني]

“Cafer’in âilesi
için yemek hazırlayın. Zirâ
onları meşgul eden iş (kendilerine yemek
hazırlamaktan alıkoyan Cafer’in ölüm haberi) geldi.”[1]

İmam Şâfiî -Allah
ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Ölen kimsenin
komşularının veya yakın akrabalarının, vefat
ettiği günde ve o günün gecesinde ölen kimsenin âilesi için yemek
yaparak onları doyurmaları, benim hoşuma gider. Çünkü bu
davranış, sünnet ve güzel bir hatıradır. Ayrıca bizden
önceki ve bizden sonraki hayır sahiplerinin güzel davranışlarından
birisidir.”[2]

İbn-i
Kudâme -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Onlara yardım etmek
ve hüzünlü kalplerini teselli etmek için, ölen kimsenin âilesine, yemek
yapıp göndermek müstehaptır. Zirâ onlar başlarına
gelen musibet ve tâziyeye gelenlerle meşgul olduklarından dolayı
kendilerine yemek yapamayabilirler.”[3]

Bu konuda (213425)
nolu sorunun cevabına bakabilirsiniz.

İkincisi:

Âlimlerin
cumhuru; ölen kimsenin âilesinin, (taziyeye gelen) insanlara takdim etmek
için yemek yapmasını kerih (çirkin) görmüşlerdir. Bu
yemeğin ilk günde veya dördüncü günde veya onuncu günde veya
kırkıncı günde veyahut da ölüm yıldönümünde
olması arasında hiçbir fark yoktur, hepsi de yerilmiş ve çirkin
görülmüştür.

Hanefî
âlimi İbn-i Hümam -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:

“Ölen kimsenin âile
tarafından taziyeye gelenlere yemek ziyâfeti verilmesi kerih
görülmüştür.Çünkü yemek ziyâfeti, sevinç ve mutluluk
günlerinde meşrû görülmüştür. Keder ve hüzün günlerinde
meşrû görülmemiştir. Bu
sebeple bu davranış, çirkin bir bid’attır.”[4]

Mâlikî
âlimi el-Hattâb -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Ölen kimsenin
âilesinin yemek yapması ve insanları yemekte biraraya getirmesine
gelince, bazı âlimler bunu kerih görmüşler ve bunu bid’at
saymışlardır.Çünkü (cenaze yeri), yemek ziyâfetlerinin
verildiği yer değildir.”[5]   

İmam Nevevî -Allah
ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Ölen kimsenin
âilesinin yemek yapması ve insanları yemekte biraraya getirmesine
gelince, bu konuda (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashâbından) bir şey
nakledilmediği için bu davranış müstehap olmayan bir
bid’attır.”[6]

İbn-i
Kudâme -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Ölen kimsenin
âilesinin yemek yapmasına gelince, bu davranış mekruhtur.
Çünkü bu davranış, ölen kimsenin âilesinin musibetlerini
arttırmak ve meşguliyetlerine meşguliyet eklemektir.Ayrıca
bu davranış, câhiliye Araplarının yaptıklarına
benzemeye çalışmaktır.”[7]

Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Ölen kimsenin
âilesinin yemek yapıp insanları yemeğe dâvet etmesine gelince,
bu davranış meşrû değildir. Bu, bid’attan başka bir
şey değildir. Hatta Cerîr b. Abdullah -Allah ondan râzı olsun-
bu konuda şöyle demiştir:

((

كُنَّا نَعُدُّ الِاجْتِمَاعَ إِلَى أَهْلِ الْمَيِّتِ، وَصَنْعَةَ
الطَّعَامِ بَعْدَ دَفْنِهِ مِنَ النِّيَاحَةِ.))
[رواه أحمد والترمذي

 وابن ماجه]

“Biz, ölen kimsenin âilesinin yanında toplanmayı ve ölünün defninden sonra onların insanlara yemek hazırlamasını, ölenin
üzerine feryad-ü figan ederek ağlamaya
denk (bir
günah) olarak görürdük.”[8]

Ancak bu konuda müstehap
olan; bir kimse öldüğü zaman, onun âilesi
için yemek yapmaktır.”[9]

İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komisyonu
âlimleri bu konuda şöyle fetvâ vermişlerdir:

“Ölen
kimsenin âilesinin insanlara yemek yapması ve bunu kendileri için bir gelenek
haline getirmelerine gelince, -bildiğimiz kadarıyla- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den veya O’nun Raşid
halifelerinden böyle bir davranış bilinmemektedir. Aksine bu davranış, terk edilmesi gereken
bir bid’attır.Çünkü
bu davranış,ölen
kimsenin âilesinin meşguliyetine meşguliyet
katmaktır.Ayrıca bu
davranış,câhiliye devri
Araplarının yaptıklarına
benzemeye çalışmak
ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sünnetinden
ve O’nun raşid halifelerinin -Allah onlardan râzı olsun- yolundan yüz çevirmek demektir.”[10]

Yine İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ
Komisyonu âlimleri demişlerdir:

“Günümüzde
ölen kimsenin âilesinin yapmakta olduğu akşam yemeğinin veya kırkıncı gün yemeğinin dînde hiçbir aslı yoktur.Ölen kimsenin âilesi, sadaka olarak ölü adına yemek vermek isterlerse, belirli bir güne
bağlı kalmamaları
gerekir. Eğer verecekleri yemeğin ücretini fakirlere sadaka olarak verirlerse,
bu onlar için daha hayırlıdır.
Çünkü bu davranış, riyâdan daha uzak, fakirler
için daha faydalı ve gayri müslimlere benzemekten daha uzaktır.”[11]

Dört mezhep imamının üzerinde ittifak ettikleri görüş; bu davranışın mekruh oluşudur. Nitekim onların görüşleri daha önce nakledilmişti. Bazı âlimler ise, bu
davranışın haram olduğu
görüşüne varmışlardır.

İbn-i
Muflih -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Denildi ki: (Bu davranış) haramdır.
İmam Ahmed bunu kerih görmüş ve: ‘Bu davranış
hoşuma gitmiyor’ demiştir.

Cafer şöyle nakletmiştir:

‘(İmam Ahmed) Onlara (ölen kimsenin âilesinin,
taziyeye gelenlere yemek yapmasına) ruhsat (izin) vermemiştir.’

el-Merrûzî şöyle nakletmiştir:

‘(İmam Ahmed şöyle demiştir:) Bu
davranış (ölen kimsenin âilesinin, taziyeye gelenlere yemek
yapması), câhiliye amellerindendir.

(İmam Ahmed) bunu şiddetle reddetmiştir.”[12]

Yemeğin ücreti,yetimlerin ve buluğ
çağına ermemiş çocukların mallarından verilmişse,
bu durumda (mekruh olan görüş), haram olur.

Değerli âlim Muhammed b. İbrahim Âl-i
eş-Şeyh -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Fakihler -Allah onlara rahmet etsin-, ölen kimsenin
âilesinin, insanlara yemek yapmasının mekruh ve bunun nehyedilen
matem yemeği olduğunu beyan etmişlerdir. Eğer verilen
yemek, ölen kimsenin mirasından ve vârislerden de çocuk yaşta
olanlar varsa veya hazır bulunmuyorlarsa veyahut da vârislerden
yemeğin verilmesine râzı olmayanlar varsa, bu takdirde bu yemeği
vermek haramdır. Çünkü bu davranış, şer’î izni
olmadan başkasının mallarını kullanmak demektir.”[13]

Değerli âlim Muhammed el-Muhtar eş-Şenkitî
-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Ölen kimsenin âilesini yemek yapmakla
görevlendirmek, sünnete aykırıdır. Bu davranış, bid’ata
daha yakındır. Hatta yemek, yetimlerin ve buluğ çağına
ermemiş çocukların mallarından verilirse, haram olur. Nitekim
bazı câhiller böyle yapmakta ve sanki düğün merasimi
yapılacakmış gibi, yere sermek için halı ve yaygı
satın almak ve taziye masraflarını karşılamak amacıyla
yetimlerin ve dul kadınların hakkı olan ölen kimsenin
mirasından para almaktadırlar. Böylelikle ölen kimsenin
âilesini masrafa sokmakta ve onlara zarar vermektedirler. Bu sebeple bu yemek,
yetimlerin mallarını haksız yere yemek olur.

Allah Teâlâ böyle yapanları şöyle
nitelendirmiştir:

((إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ
أَمْوالَ الْيَتامى ظُلْماً إِنَّما يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ ناراً
وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيراً )) [سورة النساء الآية: 10]

“Yetimlerin
mallarını haksız yere yiyenler, şüphesiz
karınlarını ancak ateşle doldurmuş olurlar ve zaten
onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.”[14]

Allah Teâlâ’dan selâmet ve âfiyet dileriz.”[15]

Değerli âlim Muhammed b. İbrahim Âl-i
eş-Şeyh -Allah ona rahmet etsin- yine şöyle
demiştir:

“Ölen kimsenin âilesi tarafından,ölülerine
sadaka olması için diye yaptıkları yemeğe gelince, bu
davranış, bazı insanların bu zamanda müptelâ oldukları
şeylerdendir. Âlimlerin hakkında: “Bu davranış meşrû
değildir” dedikleri şey budur. Eğer yemek, yetimlerin
mallarından olursa, daha şiddetli haram olur. Yetimlerin velisi
durumunda olan kimsenin, (yetimlerin mallarından) harcadığı
miktarı tazmin etmesi gerekir. Yetimin malından bu gibi şeylerde
harcama yaparsa, velinin bu malı tazmin etmesi (geri vermesi)
gerekir.Çünkü yetim, bu yemeği vermekten sorumlu değildir.
Yetimi, dînde hiçbir aslı olmayan bu harcamayı kendi malından
üstlenmeye zorlaması, veliye câiz de değildir. Bu sebeple yetimin
malından harcayan kimsenin, harcadığı malı tazmin
etmesi gerekir.”[16]

Üçüncüsü:

Kendisine (uzak yerden) misafir olarak gelenlere
vefat sebebiyle değil de onlara ikram etmek babından yemek yapılırsa,
bu mekruh sayılmaz.

İbn-i
Kudâme -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:

“Gerek duyulduğunda böyle yapmak câizdir.
Çünkü ölülerinin taziyesine köylerden ve uzak yerlerden
gelenler olabilir ve onların evlerinde kalabilirler. Bu durumda onlara
yemek vermek zorunda kalırlar.”[17]

Değerli âlim
Abdulaziz b. Baz -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Taziye zamanında ölen kimsenin âilesine
misafirler gelir de onların yanında konaklarsa, misafir
oldukları için onlara yemek yapmalarında bir sakınca yoktur.

Aynı şekilde ölen kimsenin
âilesinin, kendilerine ikram edilen yemekten yemeleri için komşularından
ve yakın akrabalarından diledikleri kimseleri yemeğe davet
etmelerinde de bir sakınca yoktur.”[18]

İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komisyonu
âlimleri demişlerdir:

“Ölen kimsenin âilesi tarafından insanlar
için yemek yapılmasına gelince,bu davranış sünnete
aykırıdır.Hatta münker bir davranıştır.Ancak
yanlarına bir misafir gelir de evlerinde konaklarsa, bunda bir beis
yoktur.”[19]

Değerli âlim Muhammed el-Muhtar eş-Şenkitî
-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Burada yaygın hale gelen bir mesele
bulunmaktadır.

O da şudur: Ölen kimsenin âilesine bir
misafir gelen ve yanlarında konaklayan misafir meselesi…

Eğer gelen misafir, amca çocukları veya
ölen kimsenin kardeşleri gibi yakınlarından olup
yolculuktan gelmişler ve insana misafir olmuşlarsa, onlar misafir
hükmündedirler ve onlara ikramda bulunmak haktır. Ölen kimsenin
hatırı için veya ölen kimsenin adına sadaka olması
için değil de misafire ikram babından gelen misafirlere kurban
kesilmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü bu, bizim meselemizin
aslından tamamen ayrı bir meseledir.Bu davranış, taziyeden
değildir. Bunun taziye ile bir ilgisi de yoktur. Bu, Allah Teâlâ ve elçisi
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in emrettiği misafire ikram
babındandır. Bu sebeple misafire ikramda bulunmakta bir sakınca
yoktur.”
[20]

Dördüncüsü:

Ölen kimsenin âilesinin taziyeye gelenlere
takdim etmek üzere yemek yapmalarının kendilerine mekruh olduğu
gibi,ölen kimsenin âilesinin bu sebeple hazırladıkları
yemekten yemek de mekruhtur.Eğer bu yemek, mirasçı küçük
çocukların malından yapılmışsa, bu takdirde o yemekten
yemek, haramdır.

el-Behûtî -Allah ona rahmet etsin-
bu konuda şöyle demiştir:

“Onların
yemeğinden yemek mekruhtur. Eğer verilen yemek, miras kalan maldan ve
vârislerden küçük yaşta olanların malından ise veya izin
vermeyenin (râzı olmayanın) malından ise, yemeği yapmak ve
bu yemekten yemek haramdır. Çünkü bu davranış, büluğ
çağına ermemiş küçük çocukların veya izni olmayan kimsenin
malından harcama hükmündedir.”[21]

İbn-i Hacer
el-Heytemî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“İnsanları
davet etmek için ölen kimsenin âilesi tarafından yapılan ve âdet
haline getirilen yemek, çirkin görülen bir bid’attır ve
insanların bu yemeğe icâbet etmeleri de aynıdır.”[22]

Ahmed b. Ğuneym
en-Nefrâvî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“Hiç kimsenin bu yemekten
yememesi gerekir. Ancak vârislerden büluğ çağına ermiş
birisi yemeği yapmışsa, bu yemekten yemenin bir
sakıncası yoktur.”[23]

Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi’nde
şöyle gelmiştir:

“Fakihler, ölen kimsenin âilesinin yemek
ziyâfeti vermesinin mekruh olduğunda ittifak etmişlerdir.Çünkü
ziyâfet, sevinç ve mutluluk günlerinde meşrû
kılınmıştır.Keder ve hüzün günlerinde değil…

Hanbelîler, ölen kimsenin âilesinin
yemeğinden yemenin mekruh olduğunu, eğer verilen yemek miras
kalan maldan ise ve mirastan pay alacak olanlardan kimisi büluğ
çağına henüz ermemiş küçük çocuklar ise, yemek yapmanın ve
bu yemekten yemenin haram olduğunu açık açık beyan
etmişlerdir.

Hanbelîler ve Şâfiîler, taziye yerinde
feryad-ü figan eden (ağıt yakan) kadınlara yemek
hazırlamanın haram olduğunu, çünkü bunun ma’siyete yardım
etmek anlamına geldiğini açık açık beyan etmişlerdir.”[24]

Kısacası:

Ölen kimsenin âilesinin, kendilerine taziye
için gelene yemek yapması, mekruhtur. Taziyeye gelenin de bu yemekten
yemesi mekruhtur. Hatta bu yemek, yetimlerin ve küçük çocukların
mallarından yapılmışsa, ondan yemek haramdır.

Ölen kimsenin âilesi tarafından sana
hediye edilen yemeğe gelince, onlara öğüt vermeniz ve böyle
bir davranışa tekrar dönmemeleri için bu yemeği kabul etmemeniz
gerekirdi. Bu yemeği alıp kabul ettiğinize göre, ondan
yemenizde veya muhtaç kimselere sadaka olarak vermenizde size bir günah yoktur.
Çünkü yapılması mekruh olsa bile, bu yemeğin kendisi
haram değildir. Ölü hayvan eti gibi haram kılınan
şeyler hükmünde de değildir. Yukarıda zikredilen bid’at bir
gelenek olduğu için sadece mekruhtur.

Kendisine bu yemek hediye edilen kimseye gelince,
bu kimse, (bu yemeği alıp kabul etmekle) adı geçen bid’ata ortak
olmuş sayılmaz.

Allah Teâlâ en iyi bilendir. 

[1] Tirmizî, hadis no: 998. Tirmizî: “Bu hadis hasen sahihtir”, demiştir. Ebû Dâvûd, hadis no: 3132. İbn-i Mâce, hadis no: 1610. İbn-I Kesir ve Elbânî,
hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.

[2] “el-Umm”, c: 1, s: 317

[3] “el-Muğnî”,
c: 3, s: 496

[4] “Fethu’l-Kadîr”,
c: 2, s: 142

[5] “Mevâhibu’l-Celîl
fî Muhtasari’l-Halîl”, c:
2, s: 228

[6] “Ravdatu’t-Tâlibîn”,
c: 2, s: 145

[7] “el-Muğnî”,
c: 3, s: 497

[8] Ahmed,
Tirmizî ve İbn-i Mâce

[9] “Mecmûu’l-Fetâvâ”, c: 24, s: 316

[10] “İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komisyonu Fetvâları”,
c: 9, s: 145

[11] “İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komisyonu
Fetvâları”, c: 9, s: 149

[12] “el-Furû’”,
c: 3, s: 408

[13] “Fetâvâ
ve Resâil Şeyh Muhammed b.
İbrahim”, c: 3, s: 232

[14] Nisâ
Sûresi: 10

[15] “Zâdu’l-Mustekni’
Şerhi”, c: 15, s: 86 (eş-Şâmile
numaralandırılması ile)

[16] “Zâdu’l-Mustekni’
Şerhi”, c: 17, s: 86 (eş-Şâmile
numaralandırılması ile)

[17] “el-Muğnî”,
c: 3, s: 497

[18] Fetâvâ
Şeyh Abdulaziz b. Baz”, c: 9, s: 325

[19] “İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komisyonu
Fetvâları”, c: 8, s: 378

[20] “Zâdu’l-Mustekni’
Şerhi”, c: 15, s: 86 (eş-Şâmile
numaralandırılması ile)

[21]
“Keşşâfu’l-Kınâ’”,
c: 2, s: 149

[22]
“Tuhfetu’l-Muhtac”,
c: 3, s: 207

[23]
“el-Fevâkihu’d-Devânî”,
c: 1, s: 258

[24]
“el-Mevsûatu’l-Fıkhıyye”,
c: 16, s: 44