Babam, iki hafta önce vefat etti. Benim bilmek istediğim şudur:
Ben ve âilenin diğer fertleri babamın kabrini ziyâret etmeye gittiğimizde babam bizi ve konuştuklarımızı işitebilir mi?
Eğer konuştuklarımızı işitemiyorsa, bizi ona işittirecek bir yol var mıdır?
Lütfen soruma âcilen cevap vermenizi istirham ediyorum. Çünkü ben bunu öğrenmek istiyorum ve vereceğiniz cevabın babamın ayrılığındaki acıyı hafifletmesi için bana yardımcı olacağını zannediyorum.
Hamd, yalnızca Allah’adır.
Bu konuda aslolan; ölülerin, hayatta olanların
sözlerini işitmemeleridir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
))
وَمَا يَسْتَوِي الأَحْيَاءُ وَلَا الأَمْوَاتُ
إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَاءُ وَمَا أَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي
الْقُبُورِ)) [ [
سورة فاطر الآية: 22
]
“(Kalpleri îmân ile canlı olan) diriler ile (kalpleri
inkâr ile ölü olan) ölüler bir değillerdir. Şüphesiz
Allah, dilediğine işittirir.(Ey Nebi!) Sen, kabirlerde
olanlara işittirecek değilsin (kabirlerde olanlara sözünü
işittiremediğin gibi, kalpleri ölü olduğu için o kâfirlere
de İslâm’ı işittiremezsin).”[1]
Başka bir âyette şöyle buyurmuştur:
(( فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا
تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ )) [ سورة الروم الآية:
52 ]
“Şüphesiz, sen
ölülere (söz) işittiremezsin. Arkalarını dönüp
giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.”[2]
Nebi -sallallahu aleyhi
ve sellem-, Bedir savaşından sonra Bedir’de bir kuyunun dibine
atılan kâfirlerin (Mekkeli müşriklerin) öldürülenlerine hitap
etmişti. Bu olay; -İslâm âlimlerinin de belirttikleri gibi-, Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘e has olan bir durumdur.
Bu konuda
“el-Âyâtu’l-Beyyinât Fî Ademi Semâi’l-Emvât” adlı kitaba
başvurabilirsiniz.
Babanızın sizi
işitmesini temennî etmenize sebep olan olay; sanırım hissetmekte
olduğunuz kesilen bağlantıyı yeniden sağlamak
sûretiyle onun ayrılık acısını hafifletmek olabilir.
Ey soruyu soran
bacım!
Bilmelisin ki İslâm
şeriatı, ölünün, hayatta olanlardan yana neler istifâde
edeceğini ve kabrinde ölüye nelerin ulaşacağını
açıkça beyan etmiştir.
Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:
(( إِذاَ ماَتَ اْلإِنْساَنُ
انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ: إِلاَّ مِنْ صَدَقَةٍ
جاَرِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صاَلِحٍ يَدْعوُ لَهُ.)) [
رواه مسلم ]
“İnsan
öldüğü zaman, amelinin sevabı kesilir. Ancak (hayrın devamlı
olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç
şeyin sevabı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların
yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek
gibi), faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî
ilimleri öğretmek veya bunun için kitap yazmak gibi), kendisine
duâ eden hayırlı evlât (insan vefat ettikten sonra arkasında
kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini
bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı
bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şayandır).”[3]
Şimdi, ölümünden sonra babanıza
fayda verecek en önemli ve ona kabrinde ulaştıracağınız
en büyük şey; ona mağfiret ve rahmet etmesi, onu cennete girdirmesi
ve cehennemden kurtarması gibi güzel duâlarla Allah’a bol bol duâ etmeye
çalışmanızdır.
Ölünün evlatlarından olan erkek ve
kadının, ölü için istiğfarda bulunması, yani
Allah’ın ona mağfiret etmesi için duâ etmesinin büyük bir meziyeti ve
ayrıcalığı vardır.
Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu
konuda şöyle buyurmuştur:
((إِنَّ الرَّجُلَ لَتُرْفَعُ دَرَجَتُهُ فِي الْجَنَّةِ
فَيَقُولُ: أَنَّى لِيَ هَذَا؟ فَيُقَالُ: بِاسْتِغْفَارِ وَلَدِكَ لَكَ.)) [رواه
ابن ماجه وحسنه الألباني في السلسلة الصحيحة ]
“Kişinin
cennetteki derecesi (makamı) yükseltilir.Bunun üzerine o (sebebini
araştırmak için) sorar:
– Bu bana nereden geldi? (Çünkü bu
makama sahip olabilmeyi gerektiren amelleri dünyada yapmamıştım)?
(Melekler tarafından) ona şöyle
cevap verilir:
-Çocuğunun (senin
vefatından sonra) senin için Allah’tan bağışlanmanı
istemiş olmasından dolayıdır.”[4]
Sevabı ölüye ulaşan amellerden
birisi de, onun adına tasaddukta bulunmaktır.
Nitekim
Âişe’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre bir adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e gelerek
şöyle dedi:
(( إِنَّ أُمِّيَ افْتُلِتَتْ
نَفْسُهَا، وَإِنِّي أَظُنُّهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ، فَهَلْ لَهَا
أَجْرٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ.)) [ رواه البخاري ]
“Annem
ansızın vefat etti. Eğer konuşmaya fırsat
bulsaydı, tasaddukta bulunurdu. Onun için sadaka
versem, ona ecir var mıdır? Diye sordu.
Bunun üzerine
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
-Evet (onun için
ecir vardır).”[5]
İbn-i Abbas’tan -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre şöyle demiştir:
(( أَنَّ سَعدَ بْنَ عُبَادَةَ رَضِي اللهُ عَنْهُ
تُوُفِّيَتْ أُمُّهُ وَهُوَ غَائِبٌ عَنْهَا، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ! إِنَّ
أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا، أَيَنْفَعُهَا شَيْءٌ إِنْ
تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَإِنِّي أُشْهِدُكَ أَنَّ
حَائِطِيَ الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا.)) [رواه البخاري]
“Sa’d
b. Ubâde -Allah ondan râzı olsun- uzak bir yerde iken
annesi vefât etti. Ardında Sa’ b. Ubâde, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-‘e gelerek:
-Ey Allah’ın elçisi! Ben kendisinden uzakta iken
annem vefât etti. Onun adına
herhangi bir şeyi tasadduk etsem, bu şey ona fayda verir mi ? diye
sordu.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-:
– Evet (fayda verir) buyurdu.
Bunun üzerine Sa’d b. Ubâde şöyle dedi:
-Seni şâhit tutuyorum ki, benim el-Mıhraf[6] adındaki
bahçem (meyveliğim) annem için sadakadır.”[7]
Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre şöyle demiştir:
(( أَنَّ رَجُلا
قَالَ لِلنَّبِي ِّ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ أَبِي مَاتَ وَتَرَكَ
مَالًا وَلَمْ يُوصِ، فَهَلْ يُكَفِّرُ عَنْهُ أَنْ أَتَصَدَّقَ عَنْهُ؟ قَالَ:
نَعَمْ.)) [ رواه النسائي ]
“Bir
adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e:
-Babam öldü ve geriye mal bıraktı. Vasiyette
de bulunmadı.Şimdi ben onun adına sadaka versem, onun günahlarına
(veya vasiyet etmeyi terk ettiği için bu günahına) kefaret
olur mu? diye sordu.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurdu:
-Evet, (onun günahlarına veya vasiyeti
terk ettiği günahına keffâret olur).”[8]
Sa’d b. Ubâde’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre şöyle demiştir:
(( قُلْتُ يَا
رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ، أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ،
قُلْتُ: فَأَيُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: سَقْيُ الْمَاءِ.)) [ رواه النسائي
]
“Ey Allah’ın elçisi! Annem
vefât etti, onun adına sadaka vereyim mi? Dedim.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
– Evet (onun adına sadaka ver)
buyurdu.
Bunun üzerine dedim ki:
-Vereceğim sadakanın hangisi daha fazîletlidir?
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
-Su, buyurdu.”[9]
Sevabı ölüye
ulaşan amellerden birisi de ölünün adına hac ve umre
yapmaktır.Ancak ölünün adına hac ve umre yapacak kimsenin
önce kendi adına hac ve umre yapmış olması gerekir.
Nitekim Abdullah b. Bureyde,
babası Bureyde’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiğine
göre şöyle demiştir:
(( بَيْنَما أَنَا جَالِسٌ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ
صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذْ أَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَقَالَتْ: إِنِّي
تَصَدَّقْتُ عَلَى أُمِّي بِجَارِيَةٍ، وَإِنَّهَا مَاتَتْ، قَالَ، فَقَالَ:
وَجَبَ أَجْرُكِ، وَرَدَّهَا عَلَيْكِ الْمِيرَاثُ، قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللَّهِ!
إِنَّهُ كَانَ عَلَيْهَا صَوْمُ شَهْرٍ أَفَأَصُومُ عَنْهَا؟ قَالَ: صُومِي
عَنْهَا، قَالَتْ: إِنَّهَا لَمْ تَحُجَّ قَطُّ، أَفَأَحُجُّ عَنْهَا؟ قَالَ:
حُجِّي عَنْهَا.)) [ رواه مسلم ]
“Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
yanında otururken ansızın bir kadın geldi ve:
-Ey Allah’ın elçisi! Ben anneme
(hayatta iken) bir câriye
tasadduk (veya hibe) etmiştim. Fakat Şimdi annem öldü, (câriyeyi
geri alabilir ve ona tekrar sahip olabilir miyim?) diye sordu.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-:
-Sadaka vermekle
(annene
iyilik yapmış olmakla) ecrin gerekli oldu. Miras yoluyla da câriye
sana geri geldi (yani Allah, miras yoluyla onu tekrar sana dönderdi),
buyurdu.
Kadın:
-Ey Allah’ın elçisi! Annemin bir
aylık oruç borcu (kazası) vardı, onun yerine
tutabilir miyim? diye sordu.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-:
-Evet,
(tutamadığı
oruca keffâret olması için) annenin yerine oruç tut, buyurdu.
Kadın:
-Ey Allah’ın elçisi! Annem hiç hac
yapmadı, onun yerine hac yapabilir miyim? diye sordu.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-:
-Evet,
(ister
hac onun üzerine farz olsun, isterse hac yapmanı sana vasiyet etmiş
olsun) onun yerine hac yap, buyurdu.”[10]
Ayrıca bu hadis, ölenin yerine onun
orucunu kaza etmenin meşrû
olduğuna delâlet etmektedir.
Ölüye fayda veren amellerden birisi de
onun adağını (nezrini) yerine getirmektir.
İbn-i Abbas’tan -Allah ondan ve
babasından râzı olsun- rivayet olunduğuna göre
şöyle demiştir:
(( أَنَّ امْرَأَةً جَاءَتْ إِلَى
النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَتْ: إِنَّ أُمِّي نَذَرَتْ
أَنْ تَحُجَّ فَمَاتَتْ قَبْلَ أَنْ تَحُجَّ أَفَأَحُجَّ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ،
حُجِّي عَنْهَا، أَرَأَيْتِ لَوْ كَانَ عَلَى أُمِّكِ دَيْنٌ أَكُنْتِ
قَاضِيَتَهُ؟ قَالَتْ: نَعَمْ، فَقَالَ: اقْضُوا اللهَ الَّذِي لَهُ اقْضُوا اللهَ
الَّذِي لَهُ.)) [ رواه البخاري ]
“(Cüheyne
kabilesinden bir kadın) Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek:
-Annem haccetmeyi adadı, fakat
haccedemeden öldü. Onun yerine ben haccedebilir miyim? Diye sordu.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:
– Evet, onun yerine haccet. Eğer
annenin üzerinde bir borç bulunsaydı, onu öder miydin? diye sordu.
Kadın:
-Evet, dedi.
Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi
ve sellem-:
-O halde Allah’ın
hakkını ödeyin.Çünkü Allah, hakkı ödenmeye en
layık olandır, buyurdu.”[11]
Yine ölüye ulaşan sevaptan
birisi de ölünün yakını, kurbanını keserken ölüyü
kurbanın ecrine ortak etmesidir.
Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve
sellem- kurbanını keserken şöyle demiştir:
((بِاسْمِ اللَّهِ اللَّهُمَّ تَقَبَّلْ
مِنْ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ.)) [ رواه مسلم ]
“Allah’ın
adıyla (başlıyorum). Allahım! Bunu Muhammed’den ve Muhammed’in
âile halkından kabul buyur.”[12]
(Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kurbanını keserken) Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in âile halkından hayatta olan da, vefat
eden de vardı.
Kadınların kabirleri (kabristanı) ziyâret etmelerine
gelince, bunun cevabı (251) nolu sorunun cevabında
geçmişti. Oraya bakabilirsiniz.
Soruyu soran bacım!
Bilmelisin ki, babanızın
sizin sesinizi duymasına çalışmanız ve bunu düşünmeniz
yerine, babanıza ihlasla duâ etmeniz, ölü için daha önemli ve
daha evlâdır. Bu sebeple babanıza ve size faydalı olan şeyi
elde etmeye, câhil kimselerin yapmakta oldukları ve insanların
birbirlerini bu konuda taklit ettikleri kırkıncı gün, ölüm
yıldönümü, Fatiha okuma meclisleri ve kabirlerde işlenen münkerler
gibi haram olan bid’atlardan sakınmaya ve âilenizi de
sakındırmaya gayret ediniz.
Allah Teâlâ’dan babanıza ve müslümanların ölülerine
mağfiret ve rahmet etmesini, onların günahlarını
bağışlamasını dileriz.
Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, çok
merhamet edicidir.
[1] Fâtır Sûresi: 22
[2] Rum Sûresi: 52
[3] Müslim;
hadis no:1631
[4] İbn-i
Mâce, hadis no: 3660. Elbânî; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahiha”, hadis
no: 1617’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.
[5]
Buhârî,
“Fethu’l-Bârî”, 1388
[6] Bahçesine el-Mıhrâf denilmesinin
sebebi, çok ürün verdiğinden dolayıdır.
[7] Buhârî,
“Fethu’l-Bârî”, 2756
[8] Nesâî
[9] Nesâî.
(Bunun üzerine Sa’d bir kuyu kazar ve: “Bu kuyu, Sa’d’ın annesi içindir”)
diyerek kuyuyu tasadduk eder.
[10] Müslim, hadis no: 1149
[11] Buhârî,
“Fethu’l-Bârî”, 7315
[12] Müslim; hadis no:1967
