Sitenizde zikredildiği üzere bu davranış insanı dînden çıkardığından dolayı özürsüz olarak namazı vaktinden sonraya ertelemek boy abdesti almayı gerektirir mi?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Hiç şüphe
yok ki namaz; dînin direği, kurtuluşa erenlerin adresi ve salihlerin saadetidir.

Allah Teâlâ namazı mü’minlere farz kılarak şöyle
buyurmuştur:

((… إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى
الْمُؤْمِنِينَ كِتَاباً مَّوْقُوتاً )) [ سورة النساء من الآية: 103 ]

“… Çünkü namaz, bilinen
vakitlerde müminlerin üzerine farz kılınmıştır.”

(Nisâ
Sûresi: 103)

Yine
şöyle buyurmuştur:

))
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ * الَّذِينَ هُمْ
فِي
صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ * وَالَّذِينَ هُمْ عَنْ
اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ *
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ *
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ
حَافِظُونَ * إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا
مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ
غَيْرُ مَلُومِينَ* فَمَنْ ابْتَغَى وَرَاءَ ذَلِكَ
فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْعَادُونَ *
وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ
رَاعُونَ* وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى
صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ )) [ سورة
المؤمنون
الآيات:1-8 ]

“Mü’minler,
gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında
huşû içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki,
zekâtlarını verirler. Onlar ki, ırzlarını (iffetlerini) korurlar.
Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri
bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı
kınanmazlar. Kim bunun ötesine
geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. Onlar ki, emânetlerine
ve verdikleri söze
riayet ederler.”
(Mü’minûn
Sûresi: 11-8)

Namaz; kulun, dîn gününde hesaba çekileceği ilk
şeydir.

Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ مِنْ
عَمَلِهِ
صَلَاتُهُ، فَإِنْ صَلُحَتْ فَقَدْ أَفْلَحَ وَأَنْجَحَ، وَإِنْ

فَسَدَتْ فَقَدْ خَابَ وَخَسِرَ.)) [ رواه الترمذي وأبو داود
وصححه
الألباني في صحيح أبي داود ]

“Kulun
kıyâmet günü amelinden hesaba çekileceği ilk şey
namazıdır. Eğer namazı iyi çıkarsa, kurtulur ve
umduğuna kavuşur.
Eğer kötü çıkarsa, zarar eder ve hüsrana
uğrar.”
(Tirmizi; hadis no: 413. Ebu
Davud; hadis no: 864.
Elbânî, Sahîh-i Ebî Davud’da hadis sahihtir, demiştir.)

Allah Teâlâ, namaz ile günah ve hataları siler,
dereceleri yükseltir.

Namaz, dînden en son kaybedilecek (terk edilecek)
ameldir. Namaz kaybedildiği zaman da dînin tamamı kaybedilmiş
olacaktır.

Bu konuda (33694) nolu sorunun cevabına
bakabilirsiniz.

Müslüman kardeşim!

Ölümünden önce namazına devam et.Cenâze
namazın kılınmadan önce namazını kıl. Eğer
namazı muhafaza etmişsen, namazını kılmaya devam et.
Yok eğer namaz konusunda gevşek davranmışsan, vakti elden
gitmeden önce Allah Teâlâ’ya tevbe edip O’ndan bağışlanma
dile. Zirâ kim tevbe ederse, Allah Teâlâ onun tevbesini kabul eder. Kim Allah
Teâlâ’ya dönerse, Allah Teâlâ ona rahmeti ve mağfireti ile
döner.

Nitekim hadis-i kudsî’de Allah Teâlâ şöyle
buyurmaktadır:

((

أَنَا
عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى ، وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِى ، فَإِنْ ذَكَرَنِى فِى
نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِى نَفْسِى ، وَإِنْ ذَكَرَنِى فِى مَلأٍ ذَكَرْتُهُ فِى مَلإ
خَيْرٍ مِنْهُمْ ،
وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ
بِشِبْرٍ تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِنْ
تَقَرَّبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا
تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا، وَإِنْ أَتَانِي
يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً.)) [ رواه البخاري ومسلم ]

“Ben, kulumun bana olan
zannı üzereyim (yani benim
kendisini bağışlayacağımı zannediyorsa,
zannettiği gibiyim. Yok eğer benim kendisini cezalandıracağımı
ve sorumlu tutacağımı zannediyorsa,zannettiği gibiyim). O beni
zikrettiği zaman ben (ilmim,
rahmetim, tevfikim, hidâyetim ve korumam ile) onunla
beraberim. O
beni kendi nefsinde zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim. O beni bir
toplulukta (insanların arasında) zikrederse, ben onu ondan daha
hayırlı bir toplulukta (meleklerimin
yanında) zikrederim.
O bana (salih amellerle) bir karış (miktarı) yaklaşırsa,
ben ona (rahmetim ve nimetimle) bir kulaç (miktarı) yaklaşırım.
O bana bir kulaç (miktarı) yaklaşırsa, ben ona (rahmetim ve nimetimle) bir arşın (miktarı) yaklaşırım.
O bana (salih
amellerle) yürüyerek gelirse, ben ona (rahmetlerimle) koşarak
gelirim.” (Buhârî, hadis no: 7405. Müslim, hadis
no: 2675)

Müslüman kardeşim!

Bundan dolayı
Allah Teâlâ’ya nasuh bir tevbe ile tevbe et.
Umulur ki
Allah Teâlâ tevbeni kabul edip günahlarını bağışlar.

İkincisi:

Namazı hafife almak ve özürsüz olarak
namazı vaktinden sonraya bırakmak, büyük günahlardandır.

Bu konuda (47123) nolu sorunun
cevabına bakabilirsiniz.

Hatta bazı âlimler, özürsüz olarak vakti
çıkıncaya kadar bir vakit namazı terk edenin kâfir
olacağı görüşüne varmışlardır.

Bu konuda (39818) nolu sorunun
cevabına bakabilirsiniz.

Sorunuzun cevabı, işte bu görüşten
kaynaklanmaktadır. Yani özürsüz olarak vakti çıkıncaya
kadar bir vakit namazı terk edenin kâfir olacağı için (yeniden
İslâm’a dönerken) yıkanması gerekir. Çünkü kâfirin
müslüman olduğunda yıkanması meşrûdur. Aynı
şekilde mürtedin (dîninden dönen kimsenin) de İslâm’a tekrar
döndüğünde yıkanması meşrûdur.

Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

“İster aslî kâfir olsun, isterse dîninden
dönmüş kâfir olsun, bir kâfir müslüman olduğu zaman
yıkanması (boy abdesti alması) gerekir.”

Aslî kâfir. Yahudi, hıristiyan, budist ve buna
benzer kimseler gibi, hayatının başından beri İslâm
dîninin dışında bir dîn üzere olan kimsedir.

Mürted ise; İslâm dîni üzere iken dîninden
dönen kimsedir. -Bu durumdan Allah Teâlâ’ya
sığınırız-.

Tıpkı namazı terk eden veya
sıkıntıdan kendisini kurtarması için Nebi -sallallahu
aleyhi ve sellem-‘e yalvarıp yakaran veyahut yardım edilmesi mümkün
olmayan bir işte kendisine yardım etmesi için  birisine yalvarıp yakaran kimse gibi.

Kâfirin, İslâm’a girdiği zaman boy abdesti alması
gerektiğine delil şudur:

1. Kays b. Âsım’ın rivâyet ettiği hadiste, o
müslüman olduğunda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona içerisinde sidr
ağacının yaprağı bulunan su ile
yıkanmasını emretmişti.

(Tirmizî, hadis no: 605.
Elbânî, Sahîh-i Tirmizî’de hadis sahihtir, demiştir.)

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in emrinde aslolan;
vucûbiyettir.

2. Müslüman olan kimse, içini şirkin
pisliğinden temizlemiş olur. Boy abdesti ile de dışını
temizlemesi hikmettendir.

Bazı âlimler şöyle demişlerdir:

“Bir kimsenin müslüman olmasıyla boy abdesti
alması gerekmez.”

Bu konuda da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den
hiçbir genel bir emrin gelmediğini delil göstermişlerdir.

Örneğin, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:”Sizden
biriniz Cuma namazına gelmeden önce boy abdesti alsın.”
demiş, fakat: “Kim müslüman olursa, boy abdesti alsın!”
dememiştir.

Müslüman olan nice sahâbe vardır. Fakat Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in onlara boy abdesti almalarını
emrettiğine veya: “Kim müslüman olursa, boy abdesti alsın”,
dediğine dâir hiçbir şey nakledilmemiştir. Şayet boy
abdesti almak gerekli olsaydı, insanların buna ihtiyaç duymaları
sebebiyle bu görüş meşhur olurdu.

Bu konuda şöyle diyebiliriz:

Birinci görüş, yani boy abdesti alması
gerekir görüşü, daha kuvvetli görüştür. Çünkü Nebi
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ümmetten birisine bir hükmü emretmesi, ümmetin
hepsine emir sayılır. Ancak makul şerî bir tahsis olması
bunun dışındadır. Zirâ Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
sahâbeden bir kişiye olan emri, ondan başkasına emretmediği
anlamına gelmez. 

Sahâbenin her birisinden müslüman olduktan sonra boy
abdesti aldığına dâir bir şeyin nakledilmemesine gelince,
buna şöyle cevap verebiliriz:

Böyle bir şeyin nakledilmemesi, emrin olmadığı
anlamına gelmez. Çünkü aslolan; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in
emrettiği ile amel etmektir. Sahâbenin her birisinden onunla amel
ettiğine dâir bir şey nakledilmesi gerekmez.”
(“eş-Şerhu’l-Mumti'”, c: 1, s: 202)

İbn-i Kudâme -Allah ona rahmet etsin-
“el-Muğnî” adlı kitabında şöyle demiştir:

“Kâfir, ister aslî olsun, isterse mürted olsun,
müslüman olduğu zaman boy abdesti alması gerekir… Bu, Mâlik, Ebu
Sevr ve İbn-i Münzir’in görüşüdür.”

Kuveyt kaynaklı Fıkıh Ansiklopedisi’nde
şöyle denilmiştir:

“Mâlikîler ve Hanbelîler, “kâfirin İslâm’a
girmesi, boy abdestini gerektirir” görüşüne
varmışlardır. Buna göre kâfir, müslüman olduğu zaman
boy abdesti alması gerekir… Bu konuda aslî kâfir ile mürted kâfirin
arasında hiçbir fark yoktur, demişlerdir. Bundan dolayı mürtedin
de müslüman olduğu zaman boy abdesti alması gerekir.”
(“Fıkıh Ansiklopedisi”, c: 31, s: 206)

Allah Teâlâ en iyi bilendir.