Ben, ikâmet etmekte olduğum şehirde, câminin uzak oluşu sebebiyle ezânı işitemiyorsam, cuma namazı bana farz olur mu? Namazları cemaatle kılmak gerekir mi?
Hamd,
yalnızca Allah’adır.
Cuma namazı,
İslâm’ın şiârından,büyük ve önemli farzlarından birisidir.Cuma namazını terkeden
hakkında tehditkâr hadis gelmiştir.
Nitekim
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
مَنْ تَرَكَ ثَلاَثَ جُمَعٍ تَهَاوُنًا بِهَا طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قَلْبِهِ ))
[ رواه أبو داود
والنسائي وابن ماجه وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]
“Her kim,
hafife alarak üç defa Cuma namazını terkederse, Allah onun kalbinin üzerine
mühür vurur.” (Ebû Dâvûd, hadis no:1052, Nesâî, hadis no:1369, İbn-i Mâce, hadis
no:1126, Elbânî, ‘Sahîhu Ebî Dâvûd’da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)
Ezânı işiten
ve câmi veya mescide gitmeye gücü yeten herkesin namazı cemaatle kılması
gerekir.Namazı cemaatle kılmanın gerektiği konusunda pek çok delil gelmiştir.Bu
konuda (120) nolu sorunun cevabına bakınız.
Ezânı
işitmekten kasıt; müezzinin normal bir sesle ve sesini yükselterek mikrofonsuz
olarak okuduğu, ezânı insanın işitmesidir.Bu arada sesin işitilmesine engel
olan, rüzgâr esintisi ve gürültü gibi şeylerin olmaması gerekir.
Bu konuda
(21969) ve (20655) nolu soruların cevaplarına bakınız.
Beş vakit
farz namazların, câmi ve mescitlerde cemaatle kılınması konusundaki hüküm
böyledir.
Cuma namazına
gelince, onun durumu farklıdır.Zirâ İslâm âlimleri, bu konuda şöyle
demektedirler:
“İster ezânı
işitsin, isterse işitmesinler, Cuma namazının kılındığı şehir veya köyde ikâmet
eden herkesin Cuma namazını kılmaları gerekir.”
Bu, ileride
de belirtileceği gibi, İslâm âlimleri bu konuda ittifak etmişlerdir.Ancak şehir
veya köy dışında ikâmet eden ve Cuma namazı olmayanlar konusunda görüş ayrılığı
vardır:
Bazı âlimler
şöyle demişlerdir:
“Eğer Cuma
namazı için şehir veya köyde okunan ezânı işitiyorlarsa, Cuma namazını kılmaları
gerekir.Yok eğer ezânı işitmiyorlarsa, onlara Cuma namazı gerekmez. Şâfiîler bu
görüştedir. Muhammed b. Hasan’ın görüşü de böyledir. Hanifiler de bu yönde fetvâ
vermişlerdir.”
Bazı âlimler
de şöyle demişlerdir:
“Eğer
kendileri ile Cuma namazını kılacakları yer arasındaki mesafe, bir fersahtan
yani üç milden daha fazla ise, bu takdirde onlara Cuma namazı gerekmez.Eğer
mesafe bir fersah ise veya bir fersahtan daha az ise, bu takdirde onlara Cuma
namazı gerekir.Bu, Mâlikîler ve Hanbelîlelerin görüşüdür.
Yine bazı
âlimler de şöyle demişlerdir:
“Bir kimse,
geceye kalmadan önce Cuma namazına gidip gelebiliyrosa, bu takdirde Cuma
namazını kılması gerekir.İbn-i Münzir, Abdullah b. Ömer, Enes b. Mâlik, Ebû
Hureyre, Muâviye, hasan Basrî, Abdullah b. Ömer’in azatlı kölesi Nâfi’, İkrime,
Ata b. Ebî Rabah, Hakem, Evzâî ve Ebû Sevr’in bu görüşte olduklarını
nakletmiştir.
Burada, şehir
veya köy dışında olan kimsenin hükmüne dikkat çekmemizin sebebi; çünkü bazı
insanlar, âlimler arasındaki bu görüş ayrılığının, şehirde ikâmet edenler
hakkında olduğunu zannetmektedirler. Doğrusu bu zan, gerçeğe uzaktır.
İmam Nevevî
-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
“Şâfiî ve
ashâbı şöyle demişlerdir: Bir beldede kemâl ehlinden kırk ve kırktan fazla
kimseler var ise, beldenin planı birden fazla fersah olsa bile, ister ezânı
işitsinler, isterse işitmesinler, o beldede ikâmet eden herkese Cuma namazı farz
olur.Bu üzerinde ittifak edilen görüştür.” ( Mecmû’, cilt:4, sayfa:353 )
Merdâvî
“el-İnsaf” adlı eserinde şöyle demiştir:
“Mesafenin
fersah ile takdir edilmesi, ezânın işitilebilmesi veya işitilmesi, Cuma namazına
aynı gün gidilip gelinebilmesi, köyde ikâmet ettiği halde Cuma için gerekli
sayıya ulaşılmaması, çadırda ikâmet edilmesi veya kasr mesafesinden daha az
mesafeye yolculuk yapılması gibi, buna benzer konularda olan kimseler hakkında
ihtilaf vardır.Fakat Cuma namazının kılındığı şehirde ikâmet eden kimsenin,
kendisi ile Cuma namazının kılındığı yer arasındaki mesafe birden fazla fersah
olsa bile, onun Cuma namazı gerekir.Bu kimsenin ister ezânı işitsin, isterse
işitmesin, o şehrin binaları ister bitişik olsun, isterse ayrı olsun bu konudaki
hüküm aynıdır.Çünkü şehrin binaları bitişik de olsa, ayrı da olsa aynı ismi
(yani şehir ismini) taşır.” (Mecmeu’l-Enhar, cilt:1, sayfa:169, Adevî’nin
‘Risâle’nin Şerhi’ Hâşiyesi’cilt:1, sayfa:376, Keşşâfu’l-Kınâ’, cilt:2, sayfa:22
)
Kısacası, Bir
şehirde ikâmet eden kimsenin, ezânı işitsin veya işitmesin, Cuma namazını
kılması farzdır.Bu konuda âlimler arasında ihtilaf yoktur.Fakat semtleri ayrı
ayrı ve birbirinden uzak olur da semtler arasında tarla ve bahçeler olursa,
âlimler arasında “şehir” kavramı üzerinde ihtilaf olmuştur.
Nitekim bazı
âlimler şöyle demişlerdir:
“Eğer şehir
semtlere ayrılır ve semtleri tarla ve bahçeler birbirinden ayırırsa, bu takdirde
her semt ayrı bir şehir hükmünde olur.”
Muhammed b.
Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu görüşü zikrettikten sonra şöyle
demiştir:
“Fakat bu meselede doğru olan; o şehrin tamamını bir isim kapsadığına göre,
orası bir belde sayılır.Bu belde veya şehir, genişleyerek bir ucundan diğer bir
ucuna kadar olan mesafe birkaç mil veya fersah olduğunu farzedersek, bu belde
veya şehrin doğusunun en uzak noktasından, batısının en uzak noktasına kadar
olan mesafe, aynı şekilde kuzeyi ile güneyi arasındaki mesafe böyle olursa,
orası aynı belde ve şehir sayılır.Burada ikâmet edenlere Cuma farzdır.”
(eş-Şerhu’l-Mumti’, cilt:5, sayfa:17)
