Şirk ve Küfür meselesinde cahil kişi mazeretli olur mu? Bildiğim kadarıyla sizler sitede cahilin mazeretli olduğunu açıklamışsınız, Ancak sizden isteğim şirk ve itikadî meselelerinde cahil kişinin mazeretli olduğuna dair delileri detaylı bir şekilde açıklamanızdır.

Allah’a hamd olsun,

Şirk ve küfür işleyen kişi mutlaka
bu iki şıktan biridir:

Birincisi: şirk ve küfrü işleyen kişi gayri Müslim’dir, ister
başka bir din üzere olsun veya ateist olsun fark etmez, Bu durumda olanlar
kâfirdirler, ister bilgili olsun ister te’vil eden cahil olsun, dünyada
Müslümanlık muamelesi görmez ve kâfir muamelesi yapılır.
Zira onlar İslam dinine hiç girmediler ki onlara Müslüman diyelim.
Ahirette ise eğer bu kişi gerçekten cahil ise İslam’ın
davası ona hiç ulaşmamışsa, ya da davet ona
ulaşmıştır ancak doğru düzgün şekilde
ulaşmamışsa, kıyamet günündeki durumu hakkında
İslam âlimlerinin uzun hilafı mevcuttur. Bu görüşlerin en
sağlamı; kıyamet gününde onların imtihana
çekileceğidir. Allah’a itaat eden cennete, isyan edenler ise cehenneme
gönderilecektir. İbn Teymiyye  rahimehullah derki: “Dünyada davetin ulaşmadığı insanların
kıyamet meydanında onlara bir peygamber gönderileceğine
dair birçok eser bulunmaktadır.[1]
Bu konunun detayı (1244) ve (215066) nolu sorunun cevabında geçmiştir.

İkincisi: Şirk ve küfrü işleyen kişi İslam’a mensuptur:
İslam’ın vasfı da onda vardır, kendisi İslam’ı
kabul etmiş, şüphe içermeyen bir şekilde peygamber sallallahu
aleyhi vesellem e iman etmiştir.
İşte bunun gibileri cehaletle küfür işlediklerinde şer’î
delil ve kâfir olduğuna dair açıklama olmadan, kâfir olmaz,
İslam’ın vasfı ondan gitmez.

Şeyh Abdurrahman Es-Sa’dî der ki: “Her kim
Allah ve Resul’üne iman eder, tasdik edip onlara itaat ettikten sonra
bilmeyerek Allah Resulünün bir kısım vahyini inkâr eder veya Resulün
getirdiğinden bilgisi yoksa, bu eylem her ne kadar küfür ise de bunu yapanın
kafir olduğu muhakkak ise de, peygamberin getirdiğinden haberi
olmayan o belirli kişinin kâfir olması söz konusu değildir.
Ve bu konuda ister itikatta ister amelde olsun fark etmez, Zira küfür,
peygamberin getirdiği tüm vahyin inkârı, ya da peygamberin
getirdiğinin bazılarının bilerek inkârıdır. ”
İşte bununla peygamberi taklit eden kâfirlerle, inat etmeden,
bilmeyerek veya sapkınlıkla peygamberin getirdiğinin
bazılarını inkâr eden arasındaki farkı anlamışsınızdır.[2]

Cehaletin özür olması, kulun Rabbine
yaptığı bütün ibadetlerde geçerlidir, itikat, tevhid ve
şirk meseleler de olsun veya fıkhi konularda olsun tümünde
geçerlidir.

Cehaletin İtikadî meselelerde özür
olduğuna dair delillerden bir kısmı şöyledir:
Hatalı kişinin özrünün geçerliliğine delalet eden ayeti
kerimede Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da
yanılırsak bizi sorumlu tutma!”

[3]
Müslim’in sahih’inde geçtiği üzere Allah Teâlâ “kabul ettim”
demiştir.[4]
Ayrıca başka bir Ayette: “Hata ile
yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat
kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır.
Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[5]  Peygamber
sallallahu
aleyhi vesellem şöyle demiştir: “Şüphesiz ki Allah, ümmetimden
hata etmenin, unutmanın ve kendisine zorla yaptırılan şeyin
sorumluluğunu kaldırmıştır.”[6]
Bu hadise binaen her kim unutarak ya da bilmeyerek emredildiğine muhalefet
ederse günahı af olunmaktadır. Hata eden kişi bilmeyerek günah işleyen
kişiyi de kapsamaktadır. Zira hatalı kişi kasıt
olmadan hakk’a muhalefet eden kişidir.

Şeyh Abdurrahman es-Sa’dî derki: Bu kural
müminlerin işlediği amelî veya sözlü hataların tümünü
kapsamaktadır.[7] 

Şeyh İbn Useymin derki: “Şüphesiz
cehalet hatadan sayılır.” İşte buna binaen diyebiliriz ki:
Küfrü gerektiren söz veya eylemin küfür olduğunu bilmeden-yani
şerî delini bilmeden-  işleyen
insan kâfir olmaz.[8]

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye derki:
Ayet-i kerime’de geçen: “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi
sorumlu tutma!”  Allah Teâlâ da buna
cevaben “kabul ettim” demiştir. Burada kat’i veya zanni bir meselede hata
türleri arasında bir fark koyulmamıştır… Her kim
hatalı kat’î bir meselede ya da zannî bir meselede günahkâr olduğunu
söylerse, o kimse Kur’an, Sünnet ve kadim icma‘a muhalefet etmiştir.[9]

İmam devamla derki: “Benimle devamlı
oturup kalkanlar benim Müslüman şahsını küfre,
fasıklığa ve ya günahkârlığa nispet etmekten herkesten
daha fazla uzak durduğumu bilirler. Ancak üzerine hüccet ikamet
edilmişse ve delile muhalefet eden kişinin kâfir, fasık veya
günahkâr olduğu bilinenler başka. Ayrıca Allahu Teâlâ bu ümmetin
yaptığı hataları Affedeceğini ikrar ediyorum. Bu
affın hem söz hem de davranışları kapsamaktadır.[10]

İbn Arabi derki: Bu Ümmetten ister cahil
olsun ister hatalı olsun, sahibini küfre ya da şirke götüren bir
amel işlediğinde o kişi cehalet ve hata ile mazurdur taki
hüccet/delili terk edenin kâfir olduğu bilgisi o kişiye açık bir
şekilde varıncaya kadar.[11] 

Şeyh Abdurrahman el-Muallimî derki: Bizler dua
veya benzeri konularda yapılan hatalara: “Bu şekilde yapılan dua
Allah’tan başkasına yapılan duadır. Bu başkasına
ibadet ve şirktir.” derken gayemiz bunu yapan herkesin müşrik
olduğu değildir, ancak bunları mazereti olmadan yapan kişi
müşriktir, lakin mazereti olduğu halde bunları yapan kişi
Allah’ın seçilmiş kullarından, en faziletlilerinden ve en
muttakilerden olma ihtimali vardır. ”[12]

İkincisi: Kişiye bilgi gelmeden hiçbir
kul Allah’a karşı sorumlu olamayacağını bildiren
naslar:

“Biz, bir peygamber göndermedikçe azap
edici değiliz.”[13] 
“Müjdeleyiciler ve
uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden
sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.
Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[14]  Ayrıca: “Doğru yola ilettikten
sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık
bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz
Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” Kişiye ilim ve
açıklaması gelmeden hiçbir kulun sorumlu olamayacağına
delalet eden diğer başka ayetlerde mevcuttur. Bu ayetler bize
mükellef kişiye bilgi gelmeden şer’î sorumluluğun altına
girilmeyeceğini belirtmektedir. Eğer bilgi gelmezse kişi
mazurdur.

Şeyh İbn Useymin: “Müjdeleyiciler ve
uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden
sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.”[15]
Ayetten istifade edilen en büyük anlam: İtikadî meselelerde dahi,
Cehaletin mazeret olmasıdır, Çünkü peygamberler hem itikadi
hem de ameldeki konuları getirirler, peygamberin
ulaşmadığı cahil bir insanın kıyamet gününde
Allah’a hücceti mevcuttur. Allah’a hücceti olan birinin ancak mazeretli biri
olabilir.”[16]İbnu’l-Kayyim
derki: Kişi ya bizzat İslami hükümlere ulaşır ya da
İslami hükümler kişiye ulaştıktan sonra sorumlu
sayılır. Nasıl ki İslami hükümlere ulaşmadan ona farz
olmadığı gibi, İslami hükümler de ona
ulaşmadığında da o sorumlu olmaz.[17]

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye Anzî’nin
tahkik ettiği “İhnaî’ye Reddiye” adlı kitapta derki: Allah’tan
başkasına dua eden yahut tavaf eden kişi müşriktir, bu
ameller küfür amelleridir, ancak bazen bu işlerin şirk ve haram olduğunu
bilmeyenler vardır. Nasıl ki Tatar ve başkaları İslam’
dinine girerken beraberinde küçük putlar bulundurup onları yüceltirlerdi
aynı şekilde bu insanlar bunun İslam dininde haram olduğunu
bilmezlerdi. Bazıları da ateşe taparak
yaklaşırlardı, bunun haram olduğunu bilmezlerdi. İslam
dinine yeni girenlerin içinde şirkin birçok çeşitleri onlar
arasında gizli olup, şirk olduğunu bilmezlerdi, işte bu
kimseler sapıklık içindeler, Allah’a yaptıkları ameller
batıl olduğu halde, cezaya müstahak olamazlar, çünkü Allah’ın
onlar üzerine hücceti yoktur.

[18]
Zira Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Öyleyse siz de bile bile
Allah’a ortaklar koşmayın.”

[19]

Üçüncüsü: Şirk veya küfre girenlerin
özrüne dair deliller:

1-    

Ebu Hüreyre
Radiyallahu
anhu dan rivayet edildiğine göre
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: “Bir adam
nefsine zulmetmiş ve ölümü anında oğullarına
şöyle vasiyet etmişti: «Öldüğüm zaman beni yakın,
kül haline getirin ve sonra denize saçın. Vallahi eğer rabbim beni
diriltmeye güç yetirirse hiç kimseye azap etmediği şekilde bana azap
eder.» Sonra Rasulullah dedi ki: «Oğulları adamın bu
isteğini yaptılar.» Allah yeryüzüne dedi ki:
«Aldığını geri ver.» O an adam dirildi ve kalktı.
Allah (Subhanehu ve Teâlâ) ona «Bu yaptığın şeye seni sevk
eden nedir?» diye sordu. Adam: «Senden korkumdur ya Rabbi» dedi. Bu
söylediğinden dolayı Allah onu affetti.”[20]
Bu adamdan sadır olan söz, ölümden sonra tekrar dirilmenin
inkârını içerdiği için kişiyi dinden çıkaran büyük
küfürdür. Zira “Kudret” sıfatı, Allah’ın en bariz ve en
açık sıfatıdır. Bu sıfat’sa Allah’ın Rububiyyet
ve uluhiyyetinin gereğidir, hatta bu sıfat Allah’ın en özel
sıfatıdır. Bununla beraber o kimse kâfir olmadı, çünkü o
cehaletinden dolayı mazurdur.

İbn Abd’il- Birr derki: Alimler Bu hadisin
anlamında ihtilafa düştüler; bazı âlimler bu adam Allah’ın
bazı sıfatlarını bilmeyen biridir, o sıfat’ta “Kudret
sıfatıdır.” Allah’ın kuvvetinin her şeye
yettiğini bilmiyordu, dolayısıyla her kim Allah’ın bir
sıfatından cahil olurda diğer tüm sıfatlara iman eder ve
bilirse, bilmediği bazı sıfatlarından dolayı kâfir
olmaz ve derler ki: Kâfir onu tanımayan değil, hakka inat edendir.
İşte bu ilk nesil ve onlara sonradan katılan âlimlerin
görüşüdür.[21]                           

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye Rahimehullah
derki: İşte bu adam öldükten sonra
tekrar dirilemeyeceğini, 
Allah’ın kudretinde şüphe etmiştir, hata bir daha
dirilemeyeceğini inanmıştır, bu da şüphesiz küfürdür.
Ancak adam cahil olduğundan bunun küfür olduğunu bilmiyordu,
Allah’ın kendisini cezalandırmaktan korkan bir mümin idi, bunun için
de Allah onun günahını af etti.[22]

İbn Teymiye
Rahimehullah
şöyle devam etti: “Bu adam kendisi
yakıldıktan sonra Allah’ın onu tekrar diriltemeyeceğini
inanıyordu, ya da şüphe ediyordu, 
bu her iki düşünce de küfürdür. Delilleri yerinde olan kişiler
kâfir olurlar. Ancak o bilmediğinden veya kendisini bu cehaletten
kurtaracak bilgi de yoktu. Lakin adamın Allah’ın emrine, nehyine,
mükâfatına, cezasına imanı vardı, Rabbinin azabından
korkmuştur Allah’ta onun bu korkusundan dolayı afetti.

İman ehlinden her kim Allah’a, Resulüne,
ahiret gününe ya da salih amelde bir hata işlerse, bu adamdan daha
kötü bir durumda değildir. Yüce Allah dilerse onun hatasını
af eder, ya da dini nispetince yaptığı kusurlar varsa
cezalandırır. Ancak iman sahibi birinin bir hatadan dolayı
tekfir etmek ise büyük bir cürümdür.[23]

İmam Şafîi şöyle demiştir:
Yüce Allah kitabında kendisi için bazı isim ve sıfatları
zikretmiş ve peygamber sallallahu aleyhi vesellem in ümmetinden Müslüman olan kimse bunları reddedemeyeceğini
bildirmiştir. Çünkü o isimleri Kur’ân’da geçmiştir. Bu
isimlerin Allah’a ait olduğunu Resulullah sallallahu
aleyhi vesellem ‘den sabit olmuştur.
Bunları bildikten sonra muhalefet ederse o kâfir olmuştur, ancak bu
muhalefet kendisine bilgi gelmeden önce olmuşsa o kişi
bilmediği için mazurdur. Çünkü bu gibi ilimlere ne akıl ne
hikâye, ne de fikir ve düşünceyle de ulaşılmaz. O kişiye
bilgi ulaşmadığından cehalet olduğu için tekfir
etmiyoruz.[24]

2-    

İsrail oğullarının Musa
aleyhisselam ile olan kıssaları:
“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine
ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları,
“Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu
gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi:
“Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.”   Şüphesiz bunların (din diye)
içinde bulundukları şey yok olmaya mahkûmdur. Yapmakta
olduklarının hepsi batıldır.” Sizi âlemlere üstün
kılmış iken, Allah’tan başka ilâh mı
araştırayım size?”.

[25]
İsrailoğulları Musa aleyhisselam den o putperest köylülerin
taptığı putun bir benzerini Allah’a yaklaştırmak için
kendilerine de yapmak istediler. 

İbni Cevzî
Rahimehullah derki: bu kıssa İsrail oğullarının büyük
cehaletini göstermektedir, öyle ki onlar Allah’ın bunca
ayetlerini gördükten sonra da Allah ile beraber başka ilahlara da
tapınılacağına inanmışlardı.[26]
Şeyh Abdurrahman el-Muallimî derki: Musa aleyhisselam her ne kadar onların cehaletini kınamış ise de
onların taleplerini dinden çıkma olarak görmemiştir. Delil
olarak ta buzağıya ibadet ettiklerinde onlara Allah’ın
azabı indiği gibi bu sefer onlara inmemesidir. -Doğrusunu Allah
bilir- sanki Tevhid dinine yeni girdiklerinden dolayı mazur
görülmüşler.[27]

3-    

Zatu Envat kıssası: Ebu Vakıd
el-Leysi’den rivayet edildiğine göre Rasulullah
sallallahu
aleyhi vesellem ile beraber Huneyn’e doğru
gidiyorduk. Müşriklerin bir ağaçları vardı. Onu tavaf
ediyorlar üzerine silahlarını asıyorlardı. Bu ağaca
“Zatu Envat” diyorlardı. Biz bunlardan birinin yanından geçerken “Ey
Allah’ın Rasulü! Onların ki gibi bize de bir zatu envat yap” dedik.
Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem “Allahu Ekber! Sizin bu söylediğiniz şey
İsrailoğulları’nın Musa’ya 
«Onların ilahları gibi bizim için de bir ilah yap»[28]
sözü gibidir. Siz, sizden öncekilerin yolunu aynen takip ediyorsunuz”
demiştir.[29]  Sahabeler Allah Resulünden
yapılması büyük şirk olanını istediler o şirk ise
müşriklerin yaptıkları gibi ağaca sarılıp
etrafında dolanmaktır. Bundan dolayı Allah resulü onların
sözlerini İsrail oğullarının Musa
aleyhisselam in sözlerine benzetmiştir.

Muhammed Reşid rıza derki: bu sözleri Allah resulüne
söyleyen sahabeler şirkten yeni kurtulmuş ve İslam’a yeni
girmişlerdi, bu şirk ameli istemelerin sebebi İslam dinine
muhalif olduğunu bilmemeleriydi.[30] 

Şeyh Abdurrezzak Afîfî’den ölülerden
medet umman kabirlere tapanları sordular, Şeyh dedi ki: Onlara Hüccet
ikamet edilirse/Deliller anlatılmışsa İslam’dan
çıkmış olup mürtet olmuşlardır. Aksi halde “Zatu
Envat” cemaati gibi mazurdurlar.[31]

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye derki:
Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem in bize getirdiği vahyi bildikten sonra, ister peygamber olsun
ister salih biri olsun ölüden yardım dilemek kesinlikle meşru
değildir. Allah resulü ümmeti için ölüye ya da bir diriye secde
etmeyi haram kılmıştır. Doğrusu Allah resulü bu tür
amellerin tümünden sakındırmış olup Allah ve Resulünün
haram kıldığı şirki amellerdendir. Ancak cehaletin
onlara galebe çalmasından, daha sonra gelen neslin peygamber sallallahu
aleyhi vesellem ilminin az bilmelerinden
dolayı, Allah Resula muhalefet ettiklerinin kesin ilme dayalı bilgi
gelmeden onları tekfir etmek caiz değildir.[32] 

Şeyh Abdul Muhsin el-Abbad derki: “Kabirdeki
ölülerden medet ummak, yardım istemek, ihtiyaçlarının
karşılanmasını istemek, musibetlerden korunmayı
dilemek kişiyi dinden çıkaran büyük şirktir. Bu gibi fiillere
şirk ve küfür denilir, ancak bu gibi fiilleri her yapana o müşrik ve
kâfirdir denilmez. Eğer bunu yapan kişi cahil ise cehaletinden
dolayı mazurdur. Ta ki onlara İslam’ın haram ettiği
yasaklar anlatılır ve öğretilinceye kadar, sonra şayet
bu haramlara devam ederse onun küfrüne ve riddetine hükmedilir.”
Çoğu insanların yanında kabirler fitnesinde kafa
karışıklığı vardır, özellikle kabirlere
aşırı saygıyla yetişen çevrelerde kabirlere
saygıyı salih olan zatların sevgisinden sayarlar. Özellikle
aralarında âlimlere benzeyen, kabirleri tazim eden, kabir sahiplerinden
yardım bekleyen biri olduğunda insanlar onu Allah ile aralarında
bir vasıta olarak görürler.

[33]

4-    

Huzeyfe bin Yeman
Radiyallahu
anhu Rasulullah sallallahu
aleyhi vesellem in şöyle dediği
rivayet etmiştir: “Eskimiş elbisenin döküldüğü gibi
İslamiyet dökülür, ta ki oruç, namaz, ibadet ve sadaka nedir bilinmez
olur öyle ki Allah’ın kitabı üzerine bir gece gelir ondan hiçbir
ayet kalmaz olur. Değişik insan gruplarından ihtiyar
yaşlılar kalırlar ve derler ki bizler
atalarımızın bize bıraktığı bir kelimeye
ulaştık: “La ilahe illallah” bizler bu kelimeyi söyleriz,
Sıla b. Zufer dedi ki: Onlar namaz, oruç, sadaka ve ibadetin ne
olduğunu bilmedikleri halde  “La
ilahe illallah”kelimesi ”onlara ne fayda verir? Bunun özerine Huzeyfe
ondan yüz çevirdi, daha sonra Sıla üç defa sözünü tekrar ettikten
sonra ona dönerek üç defa dedi ki: Ey Sıla! Bu kelime onları
ateşten kurtarır.[34]
     

  Bu
hadis onların sadece genel bir imana sahip olduklarını
işaret eder. Atalarını üzerinde buldukları kısa bir
ikrardan başka İslam’dan hiçbir şey bilmiyorlardı.

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye
Rahimehullah derki: Çoğu insanlar, peygamber sallallahu aleyhi vesellem
in öğretilerinin yok olduğu memleketlerde yetişirler.
Öyle ki: Allah’ın kitabını ve sünnetini tebliğ edecek
kimse kalmaz, Allah Resulünün gönderildiği öğretilerin
çoğu bilinmez hale gelir, ya da onları tebliğ edecek kimse
kalmaz. Bunun gibileri kâfir olmaz. Bunun üzerine imamlar; yeni Müslüman olup
iman ve ilim ehlinden uzak bir çölde yaşayan bir kişi
İslam’ın mutevatir bir emrini inkâr ederse peygamberin emri ona
ulaşıncaya kadar tekfir edilmez.[35]

Sonuç olarak:
haktan bir şey bilmeyen insanın mazur olduğudur, bu durumda
cehalet kişiden günahı kaldırır ve amellerinin
gerektirdiği hükmü ile hüküm verilmesini geçersiz kılar. Daha sonra
eğer İslam dinine mensup olup, Allah’tan başka ilahın
olmadığına Muhammed

sallallahu aleyhi
vesellem ‘in onun Resulü
olduğuna şehadet ederse; Müslümanlardan sayılır. Ancak
Müslümanlara nisbet edilmiyorsa; dünyada mensup olduğu dine göre
hüküm verilir. Ahirette ise fetret döneminin durumları gibi
olacaktır. Onların durumu Allah’a kalmıştır, En sahih
görüşe göre Allah onları bir imtihandan geçirir, Allah’a
itaat edenler cennet’e girer, isyan edenler ise ateşe gireceklerdir.[36]  ayrıca (215338
)ve (111362) nolu soruların cevabına
bakabilirsiniz.

Daha fazla
bilgi için Dr.Sultan el Umeyri’nin “İşkâliyat’Îzar bil-Cehli
fil Bahsil-Akidî” adlı kitaba muracaat edebilirler.  En doğrusunu bilen Allah’tır.

[1] İbn Teymiyye, Mecmuat’l Fetava,17,308

[2] Fetava Es-Sa’diyye,443,447,

[3] Bakara,286

[4] Müslim,126

[5] Ahzab,5

[6] İbn Mace,2043,İmam Elbanî bu hadisi Hasen
görmüştür.

[7] Es-Sa’dî,Abdurrahman,”el-İrşad ila
Marifet’l-ahkâm”,208

[8] İbn Useymin,eş-Şerh’l-Mumti,14,449

[9]İbn Teymiyye, Mecmuat’l Fetava,19,210

[10]İbn Teymiyye, Mecmuat’l Fetava,3,229

[11] Kasimî,Mehasinu’t-Te’vil,3,161

[12] Şeyh Abdurrahman el-Muallimînin eserleri,3,826

[13] İsra/15

[14] Nisa,165

[15] Tevbe/115

[16] Nisa Suresinin Tefsiri, c.2,485

[17] El-Cevziyye,İbnu’l-Kayyim,Bedaiu’l-Fevaid,4,168

[18] Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye Anzî’nin tahkik ettiği
“İhnaî’ye Reddiye,206

[19] Bakara,22

[20] İmam Buhari ve Müslim

[21] Et-Temhîd lima fil-Muwatta minel-Meanî wel Esanîd,18/42

[22] İbn Teymiyye, Mecmuat’l Fetava,3/231

[23] İbn Teymiyye,el-İstikâme,1, 164

[24] Siyeru-A’lamin-Nubelâ,10,79 dan nakledilmiştir.

[25] Araf,138-141

[26] Zadu’l-Mesir,2,150

[27] Mecmu’ Resâile-el-Muallimî,1,142

[28] Araf,138

[29] Tirmizî,2180,Sahih görmüştür, İmam de
Ahmed,21900,lafız İmam’a aittir, Şeyh Elbanî, sahih
görmüştür.

[30] Muhammed Reşid rıza,Mecmu’r-Resail-vel-Mesailin-Necdiyye,
adlı kitaba talikidir. 4/39

[31] Fetava Şeyh Abdurrezzak Afîfî, 371

[32] Er-Reddu ala’l-Bekrî, 2,731

[33] Abbad’ın kitab ve Risalelerinden
alınmıştır.4,372

[34] İbni Mace,4049, “Misbah’uz-Zuccace”sahibi,Busayrî
bunu sahih görmüştür,2,291,Elbanî “Silsiletu Ehadisis-Sahiha”,1,171

[35] İbn Teymiyye, Mecmuat’l Fetava,11,407

[36] İbn Useymin,Mecmu Fetava ve Resaili İbn
Useymin,2,128