Ben, pek çok defa: Bu fiil, büyük şirktir, şu fiil küçük şirktir, diye okudum. Büyük şirk ile küçük şirk arasındaki farkı bana açıklar mısınız?

Hamd,
yalnızca Allah’adır.

Kulun,
tevhîdinin tam olması, müslümanlığının selâmette olması ve îmânının doğru olması
için şirkin anlamını, tehlikesini ve kısımlarını bilmesi, onun için yerine
getirilmesi gereken en önemli ve başlıca görevlerden birisidir.

Allah
Teâlâ’dan, doğruyu bulmada bizi muvaffak kılmasını dileyerek deriz ki:

Bilmelisin ki
-Allah Teâlâ kendisine ileten doğru yolda seni muvaffak kılsın-, şirk
kelimesinin sözlük anlamı:

“Ortak
edinmek, yani birisini başka birisine ortak etmektir.”

Örneğin
Arapçada: O ikisinin arasında ortak edindi, denildiğinde, o bir olan şeyi iki
şey kıldı demektir.

Yine, işinde
başkasını ona ortak edindi, denildiğinde o işi iki kişi için kıldı demektir.

Terim anlamı
ise:

“Rububiyet,
ibâdet ve isim ve sıfatlar konusunda Allah -azze ve celle- ile birlikte bir
ortak veya benzer (eş, denk) edinmek demektir.”

“Nidd”
kelimesi Arapçada benzer, eş ve denk anlamlarına gelir.

Bunun içindir
ki Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de birçok âyette kendisiyle birlikte eşler
edinilmesini yasaklamış ve kendisinin dışında eşler ve ortaklar edinenleri
kınamıştır.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

 (
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ
السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْ فَلا
تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَاداً وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ) [ سورة البقرة الآية:

٢٢]


“Yeryüzünü
(kolay hayat sürmeniz için) döşek, gökyüzünü de sağlam bir bina şeklinde
yaratan, bulutlardan yağmur yağdırıp (yerden renk renk) meyve ve (çeşit çeşit)
bitkileri sizlere rızık olarak veren O’dur. O halde, (Allah’ın yegâne yaratıcı,
rızık veren ve ibâdete lâyık olduğunu) bildiğiniz halde O’na hiç kimseyi denk
tutmayın.”

( Bakara
Sûresi: 22 )

Başka bir
âyette şöyle buyurmuştur:

 (وَجَعَلُوا
لِلَّهِ أَنْدَاداً لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعُوا فَإِنَّ
مَصِيرَكُمْ إِلَى النَّارِ) [ سورة إبراهيم الآية:

٣٠ ]


“İnsanları
Allah’ın yolundan (İslâm’dan) saptırmak için birtakım ortaklar uydurdular. (Ey
Peygamber! Onlara) de ki: Siz, (dünya hayatından) azıcık yararlanın bakalım,
nasılsa sonunda varacağınız yer, ateştir!”

( İbrahim
Sûresi: 30 )

Hadis-i
şerifte ise Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

((
مَنْ مَاتَ وَهُوَ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ نِدًّا دَخَلَ النَّارَ، وَمَنْ
مَاتَ وَهْوَ لاَ يَدْعُو لِلَّهِ نِدًّا دَخَلَ الْجَنَّةَ )) [ رواه البخاري
ومسلم ]


“Her kim,
Allah’ın dışında birisine yalvarıp yakararak O’na eş koşar bir halde ölürse,
cehenneme girer.Her kim de Allah’ın dışında birisine yalvarıp yakararak eş
koşmaz bir halde ölürse, cennete girer.”

( Buhârî,
hadis no: 4497, Müslim, hadis no: 92 )

ŞİRKİN
KISIMLARI:

Kur’an ve
sünnetten deliller, Allah Teâlâ’ya ortak koşmanın (şirkin) ve O’na ortak (denk)
edinmenin kimi zaman dînden çıkardığına, kimi zaman da dînden çıkarmadığına
delâlet etmiştir. Bu sebeple İslâm âlimleri şirki, büyük şirk ve küçük şirk
olmak üzere iki kısma ayırmışlardır.

Şirkin her
bir kısmının kısa açıklamasına gelince, bunlar:

Birincisi:
Büyük Şirk

Kulun,
rububiyet, uluhiyet, isim ve sıfatlar gibi,
sadece Allah
Teâlâ’ya yapılması gereken ve O’nun hakkı olan şeyleri Allah Teâlâ’nın dışında
bir yere sarfetmesidir.

Bu şirk kimi
zaman, putlara tapanların (putperestler), kabirlerde yatan ölülere ve gayptaki
kimselere yalvaran kimselerin yaptıkları gibi, açık şirk olur.

Kimi zaman
da, Allah Teâlâ’dan başka ilahlara tevekkül eden (onlara güvenen) kimselerin
veya münâfıkların şirk ve küfrü gibi, gizli şirk olur.

Zirâ onların
şirki dînden çıkaran ve sahibinin cehennemde ebedi kalmasına sebep olan büyük
şirktir. Fakat bu şirk gizli şirktir.Çünkü münâfıklar müslüman olduklarını
göstermekte, küfür ve şirklerini gizlemektedirler.Dolayısıyla münâfıklar, dış
görünüşüyle değil de iç görünüşleriyle müşrik kimselerdir.

Büyük şirk,
kimi zaman şu itikadî meselelerde olur:

-Allah Teâlâ
ile birlikte yaratan, dirilten, öldüren, bu kâinata sahip olan veya  bu kâinatta
tasarruf hakkına sahip başka birisinin olduğuna inanmak.

-Allah Teâlâ
tarafından gönderilen peygamberlerin dînine aykırı olsa bile, dilediğini helâl
ve dilediğini de haram kılma konusunda kendisine itaat edilen kimseler gibi,
Allah Teâlâ ile birlikte mutlak anlamda itaat edilmesi gereken başka birisinin
olduğuna inanmak.

-Allah
Teâlâ’yı sever gibi, O’nun yarattığı bir varlığa sevgi ve muhabbet besleyerek
sevgi ve tâzim konusunda o varlığı Allah Teâlâ’ya ortak koşmak. Bu,Allah
Teâlâ’nın asla bağışlamayacağı büyük şirktir.

Nitekim Allah
Teâlâ bu şirk hakkında şöyle buyurmuştur:

 (
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْدَاداً يُحِبُّونَهُمْ
كَحُبِّ اللَّهِ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبّاً لِلَّهِ وَلَوْ يَرَى
الَّذِينَ ظَلَمُوا إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاً
وَأَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ) [ سورة البقرة الآية:
١٦٥]

“İnsanlardan kimisi Allah’ın dışında Allah’a denk ilahlar edinirler de onları
Allah’ı sever gibi severler. Îmân edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onların
ilahlarına olan sevgilerinden)  daha büyüktür. (Çünkü mü’minler, bütün
sevgilerini Allah’a hâlis kılarlar, o kâfirler ise sevgide Allah’a şirk
koşarlar.Dünya hayatında Allah’a şirk koşarak nefislerine) zulmedenler, keşke
(âhirette) azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah’a âit olduğunu ve
Allah’ın azabının çok çetin olduğunu anlayabilselerdi (Allah’ın dışında ilahlar
edinip onlara ibâdet etmez ve onlarla Allah’a yakınlaşmaya çalışmazlardı).”

(Bakara Sûresi:165)

-Allah Teâlâ
ile birlikte gaybı bilen başka birisinin olduğuna inanmak da büyük şirktir. Bu
şirk, Râfizîler ile aşırı tasavvufçularda ve genel olarak bâtinî tarikatları
gibi, İslâm dîninden sapmış bazı fırkalarda çokça vuku bulan şirktir.

Nitekim
Râfizîler, imamlarının gaybı bildiklerine inanırlar.

Aynı şekilde
bâtinîler ve bazı tasavvufçular da evliyânın böyle olduğuna ve gaybı
bildiklerine inanırlar.

-Allah
Teâlâ’dan başka birisinin, yalnızca Allah -azze ve celle-‘ye âit olan rahmeti,
O’nun gibi rahmet ettiğine ve kulların günahlarını bağışladığına, onları
affettiğine ve onların günahlarını sildiğine inanmak da büyük şirktir.

 

 

Büyük şirk,
kimi zaman şu sözlü meselelerde olur:

-Allah -azze
ve celle-‘den başkasının gücünün yetmediği bir konuda, Allah Teâlâ’dan başkasına
yalvarıp yakarmak, O’ndan başkasından imdat ve yardım istemek ve O’ndan
başkasına sığınmak.

Allah
Teâlâ’dan başkası, ister bir peygamber, ister bir veli, ister bir melek, ister
bir cin veya isterse başka bir mahluk olsun. Bütün bunlar, insanı dînden çıkaran
büyük şirktir.

-İslâm dîni
ile alay etmek, Allah Teâlâ’yı yarattıklarına benzetmek, Allah Teâlâ ile
birlikte başka bir yaratıcının veya rızık verenin veyahut da kâinattaki işleri
çekip çevirenin olduğuna inanmak.

Bütün bunlar,
büyük şirktir ve Allah Teâlâ’nın asla bağışlamayacağı en büyük günahtır.

Büyük şirk,
kimi zaman şu fiilî meselelerde olur:

-Allah
Teâlâ’dan başkasına kurban kesmek, O’ndan başkası için namaz kılmak, secde etmek
veya Allah Teâlâ’nın hükmüne benzeterek kanunlar koymak ve insanlara bu
kanunlara uymalarını ve bunlarla hüküm vermelerini onlara zorunlu kılmak.

-Mü’minlere
karşı, kâfirlere destek olmak ve onlara yardım etmek.

Bütün bu
fiiller, îmânın aslına ters düşen ve ona zıt olan davranışlar olup sahibini
İslâm dîninden çıkarır. Allah Teâlâ’dan affını ve onun âfiyetini dileriz.

İkincisi:
Küçük Şirk

Büyük şirke
götüren her şey veya Kur’an ve sünnette şirk olarak bildirilen ve büyük şirk
sınırına ulaşmayan şirk, küçük şirktir.

Bu şirk,
genellikle iki yönden olmaktadır:

Birincisi:

İnsanı
koruyacağına ve nazarı savacağına inanılan avuç içine okumak ve boncuk asmak
gibi, Allah -azze ve celle-‘nin izin vermediği birtakım sebeplere
bağlanmaktır.Oysa Allah Teâlâ, bu gibi şeyleri, dîn ve kader olarak insanı
koruması ve nazarı savması için bir sebep kılmamıştır.

İkincisi:

Birtakım
şeylere -rububiyet makamına iletmeyecek şekilde- tâzim göstermek.

Örneğin Allah
Teâlâ’dan başkasın adına yemîn etmek ve Allah Teâlâ ve falanca kimse olmasaydı
bu iş olmazdı, demek gibi.

Nitekim İslâm
âlimleri, Kur’an ve sünnetten naslar vârid olduğu zaman, büyük şirki küçük
şirkten ayırt edebilmek için birtakım ölçüler ve kurallar koymuşlardır.

Bu ölçülerden
bazıları şunlardır:

1. Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bu fiilin (davranışın), küçük şirk olduğunu
açıkça belirtmesidir.

Nitekim
Mahmud b. Lebîd’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ. قَالُوا يَا
رَسُولَ اللَّهِ! وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ؟ قَالَ: الرِّيَاءُ. إِنَّ اللَّهَ
تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ يَوْمَ تُجَازَى الْعِبَادُ بِأَعْمَالِهِمْ:
اذْهَبُوا إِلَى الَّذِينَ كُنْتُمْ تُرَاءُونَ بِأَعْمَالِكُمْ فِي الدُّنْيَا،
فَانْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ عِنْدَهُمْ جَزَاءً ))

[ رواه أحمد وصححه الألباني في سلسلة الأحاديث الصحيحة ]

“Sizin
için en çok korktuğum şey, küçük şirktir. Sahâbe: Ey Allah’ın elçisi! Küçük şirk
nedir? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Küçük şirk, riyâdır
(gösteriştir) buyurdu. Şüphesiz ki Allah Tebârake ve Teâlâ, kullara amellerinin
karşılığının verileceği günde (kıyâmet gününde), şöyle diyecektir: Dünyada iken,
kendileri görsün diye gösteriş yaptığınız kişilerin yanına gidin, bakın, onların
yanında herhangi bir karşılık bulacak mısınız?”

( Ahmed b.
Hanbel, hadis no: 27742, Elbânî de “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”, hadis no:
951’de  hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

2. Şirk
lafzının Kur’an ve sünnette nekire (el takısız) gelmesidir. Şirk lafzı nekire
geldiği zaman genellikle bununla küçük şirk kastedilir. Bunun pek çok örnekleri
vardır.

Nitekim
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ الرُّقَى وَالتَّمَائِمَ وَالتِّوَلَةَ شِرْكٌ )) [ رواه أبو داود وابن
ماجه وأحمد والحاكم ]

“(Arapça
yazılmayan ve içerisinde Allah’ın adı anılmayan) rukyeler, nazarlıklar[1]
ve (kadını kocasına sevdiren) muhabbet muskalarının her biri, ya açıktan ya da
gizli olarak şirke götürür.”

(

Ebû Dâvûd, hadis no: 3883,
Elbânî de
“Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”, hadis no: 331’de  hadisin sahih olduğunu
belirtmiştir.)

Hadiste geçen
“et-Temâim” lafzı, birtakım insanların, çocukların boyunlarına asılan ve
onları nazardan koruduğunu iddiâ ettikleri boncuk gibi şeylerdir.

Hadiste geçen
“et-Tivele” lafzı ise, birtakım insanların, kadını kocasına, kocasını da
karısına sevdirdiklerini iddiâ ederek yaptıkları muhabbet muskalarıdır.

 

3. Sahâbe’nin
-Allah onlardan râzı olsun-, Kur’an ve sünnette bildirilen naslardan kastın,
büyük şirk değil de küçük şirk olduğunu anlamış olmalarıdır.Hiç şüphe yok ki
sahâbenin şirki bu şekilde anlaması, bizim için geçerli bir sebeptir. Çünkü
onlar, insanlar içerisinde, Allah -azze ve celle-‘nin dînini en iyi bilen, Allah
ve Rasûlünün maksadını en iyi anlayan kimselerdi. Bunun örnekleri pek çoktur.

Nitekim
Abdullah b. Mes’ud’dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

 ((
اَلطِّيَرَةُ شِرْكٌ، اَلطِّيَرَةُ شِرْكٌ، – ثَلاَثًا- وَمَا مِنَّا إِلاَّ
وَلَكِنَّ اللَّهَ يُذْهِبُهُ بِالتَّوَكُّلِ))

[
رواه أبو داود والترمذي ]


“Uğursuzluk
çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir.
Bizden, (istemeden kalbine uğursuzluk vehmi gelip de içinde bazı şeylere karşı
nefret duyandan) başka, hiç kimsede bu olmasın. Fakat Allah onu (uğursuzluk
çıkarmayı) tevekkülle giderir.”

(
Ebu Davud, hadis no: 3910; Tirmizi, hadis no:1614 ).

Hadiste geçen

(وَمَا مِنَّا إِلاَّ):

“Bizden, (istemeden kalbine uğursuzluk vehmi gelip de içinde bazı şeylere karşı
nefret duyandan) başka, hiç kimsede bu olmasın.”

cümlesi,
Abdullah b. Mes’ud’un -Allah ondan râzı olsun- sözü olduğunu büyük hadis
âlimleri açıklamışlardır.

Bu da
Abdullah b. Mes’ud’un -Allah ondan râzı olsun- burada zikredilen şirkten kastın
küçük şirk olduğunu anladığına delâlet etmektedir.Çünkü onun, “Bizden,
(istemeden kalbine uğursuzluk vehmi gelip de içinde bazı şeylere karşı nefret
duyandan) başka, hiç kimsede bu olmasın”
dan, büyük şirk olduğunu kastetmesi
mümkün değildir.Çünkü Allah Teâlâ büyük şirki tevekkül ile gidermez, aksine
büyük şirkten tevbe edilmesi gerekir.

4. Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şirk veya küfür lafzından kastının büyük şirk
değil de küçük şirk olduğuna delâlet eden bir şeyle açıklamasıdır.

Nitekim Zeyd
b. Hâlid el-Cuhenî’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:

((صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلاَةَ الصُّبْحِ
بِالْحُدَيْبِيَةِ عَلَى إِثْرِ سَمَاءٍ كَانَتْ مِنْ اللَّيْلَةِ، فَلَمَّا
انْصَرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ، فَقَالَ: هَلْ
تَدْرُونَ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ؟ قَالُوا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ! قَالَ:
أَصْبَحَ مِنْ عِبَادِي مُؤْمِنٌ بِي وَكَافِرٌ، فَأَمَّا مَنْ قَالَ: مُطِرْنَا
بِفَضْلِ اللَّهِ وَرَحْمَتِهِ فَذَلِكَ مُؤْمِنٌ بِي كَافِرٌ بِالْكَوْكَبِ،
وَأَمَّا مَنْ قَالَ: بِنَوْءِ كَذَا وَكَذَا فَذَلِكَ كَافِرٌ بِي مُؤْمِنٌ
بِالْكَوْكَبِ )) [ رواه البخاري ومسلم ]


“Rasûlulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hudeybiye’de, bize sabah namazını
geceleyin yağan yağmurdan sonra kıldırdı. Namazı bitirdikten sonra insanlara
dönerek: Rabbiniz size ne buyurdu bilir misiniz? diye sordu.

Sahâbe:
Allah ve Rasûlü daha iyisini bilirler, dediler.


Rasûlulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:


Kullarımdan kimisi bana îmân etmiş, kimisi de beni inkâr etmiş olarak
sabahladı.Kim; Allah’ın fazîlet ve rahmetiyle yağmura kavuştuk, demişse, işte o
bana îmân etmiş, yıldızı inkâr etmiş demektir. Kim de, filân ve filân yıldızın
doğması veya batmasıyla yağ­mura kavuştuk, demişse, işte o beni inkâr etmiş,
yıldıza îmân etmiş demektir.”

( Buhârî,
hadis no: 1038; Müslim, hadis no: 71 )

Bu hadiste
geçen küfrün açıklaması, Ebu Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- nakledilen
başka bir rivâyette Rasûlulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

((
أَلَمْ تَرَوْا إِلَى مَا قَالَ رَبُّكُمْ؟ قَالَ: مَا أَنْعَمْتُ عَلَى عِبَادِي
مِنْ نِعْمَةٍ إِلاَّ أَصْبَحَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ بِهَا كَافِرِينَ، يَقُولُونَ
الْكَوَاكِبُ وَبِالْكَوَاكِبِ )) [ رواه مسلم ]


“Rabbinizin ne buyurduğunu görmediniz mi? O buyurdu ki: Ben kullarıma hiçbir
nimet (yağmur) ihsan etmemişimdir ki, onlardan bir gurup o nimeti inkâr et­miş
olmasın. Onlar: (Onu) yıldız (verdi); yıldız sayesinde (oldu) derler.”
( Müslim,
hadis no: 105 )

Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- burada, yağmuru yağdırma işini yıldızlara nisbet
eden kimsenin küfrünü, -gerçekte Allah Teâlâ, yağmurun yağmasını yıldızlara
bağlamamıştır- Allah’ın nimetine nankörlük etmek olarak açıklamıştır. Bilindiği
gibi, nimete nankörlük etmek, küçük küfürdür (dînden çıkarmayan ameli
küfürdür).Fakat yıldızların kâinatta tasarruf hakkına sahip olduğuna ve yağmuru
onların yağdırdığına inanılırsa, bu büyük şirk olur.

Küçük şirk
kimi zaman, söz ve fiillerden halka takmak, ip bağlamak ve boyuna nazarlık
takmak gibi, açık olur.

Küçük şirk
kimi zaman, riyânın azı gibi, gizli olur.

Küçük şirk
kimi zaman da itikâdî meselelerde olur:

– Allah
Teâlâ’nın sebep kılmadığı halde bir şeyin fayda sağladığına veya zararı
savdığına inanmak veya Allah Teâlâ’nın bereketli kılmadığı bir şeyde bereket
olduğuna inanmak gibi.

Küçük şirk
kimi zaman şu sözlü meselelerde olur:

-Yıldızların
tek başına yağmur yağdırdığına inanmamakla birlikte filanca ve filanca yıldızın
sayesinde bize yağmur yağdırıldı demek veya adına yemîn edilen şeye tâzim
göstermeden ve o şeyin Allah Teâlâ ile eşit olduğuna inanmadan Allah Teâlâ’dan
başkasına adına yemîn etmek veyahut da Allah Teâlâ ve falanca diledi de bu iş
oldu demek gibi.

Küçük şirk
kimi zaman şu fiilî meselelerde olur:

– Belâ ve
musibeti kaldırması veya savması için boyuna nazarlık takmak, halka veya ip
takmak gibi.

Zirâ Allah
Teâlâ’nın, dîn ve kader olarak belâ ve musibeti kaldırması veya savması için bir
sebep kılmadığı her bir şeyin sebebi olduğunu söylemek, Allah Teâlâ’ya ortak
koşmak demektir.

-Aynı şekilde
Allah Teâlâ’nın bereketli kılmadığı bir şeyi, bereket ummak ümidiyle ona el-yüz
sürmek gibi.

Örneğin câmi
ve mescitlerin kapılarını öpmek, kapı eşiklerine el-yüz sürmek, şifâ amacıyla bu
câmi ve mescitlerin topraklarından alıp-yemek gibi fiiller, küçük şirktir.

Bu özet
olarak saydığımız şeyler, şirkin büyük ve küçük olmak üzere ayırdığımız
kısımlarıdır.Burada özet olarak zikrettiğimiz cevapta bunları detaylı bir
şekilde açıklamak mümkün değildir.

Sonuç olarak
diyebiliriz ki:

Müslümanın
büyük olsun, küçük olsun, her türlü şirkten şiddetle sakınması gerekir. Çünkü
yeryüzünde Allah Teâlâ’ya karşı gelinmiş en büyük masiyet, O’na ortak koşmak ve
O’nun hakkı olan şeye tecâvüz etmektir. O şey ise, yalnızca O’na ibâdet ve itaat
etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.

Bunun içindir
ki Allah Teâlâ, cehennemde ebedî olarak kalmayı müşriklere gerekli kılmış,
onları asla bağışlamayacağını ve onlara cenneti haram kıldığını haber vermiştir.

Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

( إِنَّ اللَّهَ لا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ
لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْماً عَظِيماً) [
سورة النساء الآية:
 ٤٨]

“Şüphesiz
ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (ve küfrü) asla bağışlamaz. Bunun
dışındaki günahları dilediğine bağışlar.Her kim, Allah’a şirk koşarsa, büyük bir
günahla iftirâ etmiş olur.”

( Nisâ
Sûresi: 48 )

Başka bir
âyette şöyle buyurmuştur:

( إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ
وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ) [ سورة المائدة من
الآية:
٧٢ ]

“Şüphesiz
ki her kim Allah’a ortak koşarsa, Allah cenneti ona haram kılmıştır. Onun
barınağı cehennemdir. Zâlimler için (onları cehennemden kurtaracak) yardımcılar
da yoktur.”

( Mâide
Sûresi: 72 )

Bu sebeple
akıl ve dîn sahibi herkesin şirke düşmekten korkması ve Rabbine sığınarak O’ndan
kendisini şirkten kurtarmasını dilemesi gerekir.

Nitekim
İbrahim -aleyhisselâm- bu konuda şöyle buyurmuştur:

 (وَإِذْ
قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِناً وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ
أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ) [ سورة إبراهيم الآية:
٣٥ ]


“(Ey
Peygamber!) Bir de, İbrahim’i (oğlu İsmâil ile annesi Hâcer’i Mekke’ye
yerleştirdikten sonra Rabbine yalvararak) şöyle dediğini hatırla! Ya Rabbi!
Burayı emîn (güvenilir) bir belde kıl, beni ve evlatlarımı da putlara tapmaktan
uzak tut.”

( İbrahim
Sûresi: 35 )

İlk
müslümanlardan bazı kimseler şöyle demişlerdir:


“İbrahim
-aleyhisselâm-‘dan sonra şirk belâsından kim emîn olabilir ki!”

Bundan dolayı
sâdık bir kul için şirkten korkmaktan, kendisini şirkten kurtarması için Rabbine
sığınmaktan ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ashâbına öğrettiği 
büy